Cahiliye Bağını Hablullah’a Tercih Etmek mi?
HAKSÖZ Sayı: 419 Şubat 2026

Ocak ayının ilk haftasında Halep’le başlayıp Suriye’nin diğer şehirlerine de yayılan gelişmeler sadece Suriye’de değil, Türkiye’de de yakından takip edildi, yoğun tartışma ve saflaşmalara yol açtı. PKK unsurlarının hâkimiyetleri altında tuttukları Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahallelerine yönelik Suriye ordusunun operasyonunun çabuk sonuçlanmasının örgüt bağlısı ve sempatizanı çevrelerde büyük bir hayal kırıklığına yol açtığı görüldü. Hayal kırıklığı öfkeyi beslerken, öfke abartılı tutum ve değerlendirmelere yol açtı.

Büyük direniş bekledikleri bölgenin üç gün içinde el değiştirmesi karşısında söz konusu kesimlerin hayal kırıklığı yaşamaları gayet doğaldı. Unutmayalım ki on yıllardır kantonlar, demokratik özerklik, özyönetim vb. tezlerle hayalciliğe sürüklenen, gerçeklikten kopartılan bir kitleden söz ediyoruz. Kürt milliyetçi çevreleri Rojava adıyla yücelttikleri ve Kürtlerin kendilerine ait ve kendileri tarafından yönetilen bir toprak parçası özlemlerine tekabül eden projenin ağır darbe aldığını gördüler. Bu manzara kaçınılmaz olarak söz konusu çevrelerde derin bir rahatsızlığa yol açtı.

‘Rojava Devrimi’ adını verdikleri hareketin önce halk isyanını bastırmak için Esed rejiminin omuz vermesiyle vücut bulan, ardından bölgede ortaya çıkan IŞİD tehdidine karşı Amerikan planının bir parçasına dönüşen dış destekli suni bir yapılanma olduğu gerçeğini anlamak istemiyorlar. Nüfusunun tamamına yakını değişik aşiretlere mensup Araplardan oluşan Rakka ve Deyruzzor gibi şehirlerin dört bir yanına Öcalan’ın posterlerini asmanın, PKK militanlarının heykellerini yerleştirmenin abesliğini kavrayamıyor, kavramak istemiyorlar.

Düşünün ki Halep’in ortasında iki mahalleyi ayırıp burada ayrı bir yönetim tesis etmeyi normal gören bir zihniyet var karşımızda. Daha önce Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de yaşanan hendek savaşları benzeri bir durum bu aslında. Aynı pejmürdelik, aynı ufuksuzluk, aynı hayalperestlik!

Gördükleri rüyanın tasallut altında tuttukları başkaları için korkunç bir kâbus olduğunu umursamayan bir körlük! ABD’den medet uman, oradan karşılık görmediğinde Siyonist İsrail’e el avuç açan bir zelil zihniyet! Bu kirlilik beslediği, harladığı cahilî asabiye duygularıyla genç-yaşlı, kadın-erkek elinin değdiği her yeri, herkesi kirletiyor; Müslüman halkları birbirine yabancılaştırıyor, düşmanlaştırıyor.

Bu cahilî anlayışla ve yol açtığı kirlilikle mücadele bir zorunluluk elbette. Ama cahiliye ile mücadelenin başka cahiliyelere yaslanmakla, farklı cahiliyeleri harekete geçirmekle olmayacağını da görmek gerek. Öcalan putunu lanetlerken resmî ideoloji putunu tazim etmekte beis görmeyenlerin verebileceği bir mücadele değil bu.

Kürt milliyetçiliğine karşı çıkarken “Türk kime denir?” türünden temelsiz böbürlenmelere saplanmışların sözleri ve eylemleri asla sorunu çözmüyor, bilakis derinleştiriyor. İşte tam burada netlik, tutarlılık, her şeyden evvel adil olmak gerekiyor. Yoksa “Ama yakışıyor bizim haspaya!” mantığıyla gidilebilecek yer ancak kendi cahiliyesine tutunmak, kendi cahiliyesine bağlanmak oluyor.

Suriye’de, Türkiye’de, yeryüzünün herhangi bir yöresinde; dün, bugün, yarın, her yerde, her zaman adil olmakla, yeryüzünde adaleti hâkim kılmakla sorumlu olanların iman bağının üstüne çıkarttıkları her türlü bağın, bağlılığın, davanın ateşe çağrı olduğunu bilmek, hissetmek zorundayız. Öyle ya, şu dünyada Rabbimizin lütfuyla kurtulduğumuz ateşe tekrar sürüklenmekten daha acı, daha vahim, daha ahmakça ne olabilir? Kurtuluşa erenlerin tutunduğu hablullaha tutunmaktan, ona sımsıkı sarılmaktan başka çare arayanların vay haline!

Haksöz Arşivi