Mağara arkadaşları anlamına gelen Ashab-ı Kehf, sıra dışı hikâyesiyle insanlık tarihinde dikkat çekmiş, anlatılagelmiş ve insanların gönlünde yer etmiştir. Dilden dile rivayet edilen Ashab-ı Kehf anlatımının Kur’an-ı Kerim’de de yer alması, Müslümanlar açısından da ilgi odağına neden olmuştur. Bizler de Ashab-ı Kehf’i; hayatları, doğruya ısrarlı yönelişleri, kul ve yaratıcı ilişkileri bakımından konu ettik. Bu bağlamda Emine Sekme’nin Klasik ve Modern Kur’an Yorumlarında Ashab-ı Kehf Kıssasının Tahlili adlı çalışması1 üzerinden konuyu ele alacağız.
Araştırmada; dinî, tarihî ve kültürel yönü ile Ashab-ı Kehf kıssası ve toplumsal etkisi irdelenirken çalışmanın amacının Ashab-ı Kehf kıssasından alınması gereken dersler olduğu belirtilmiştir. Metot olarak klasik çizgideki Taberi, Maturidi, Fahreddin Razi, Zemahşeri ve Bursevi’nin tefsirlerinden yararlanıldığı; modern tefsirlerden ise Elmalılı, Muhammed Esed, Mevlana Muhammed Ali Lahuri, Mevdudi ve Muhammed Hamidullah’ın tefsirlerine başvurulduğu ifade edilmiştir.
Ashab-ı Kehf anlatımlarına Kur’an öncesi kaynaklarda da rastlandığı belirtilmektedir. Ancak kıssaya konu olan gençlerin yaşadıkları dönemin Tevrat ve İncil’in gelişinden sonra olması nedeniyle, bu kitaplarda söz konusu kıssa anlatımlarına rastlanmadığı belirtilmektedir. Yahudi kaynaklarında uzun uyku motifiyle ilgili olarak Ezra’nın Tanrı tarafından yüz sene uyutulduğu bilgisiyle karşılaşılmaktadır. Hristiyan kaynaklarında ise 5 ve 6. yüzyıllarda yaşamış Suruç Piskoposu Mor Yakup tarafından Süryanice dilinde “Yedi Uyurlar Efsanesi” şeklinde bir anlatımın varlığından bahsedilmektedir.
Eserde yer alan “Efes’in Yedi Uyurlarının Hikâyesi” ifadesi olayın geçtiği yer konusunda iddialı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. İmparator Decius zamanında olayın gerçekleştiği ve yedi kişiden oluşan gençlerin hikâyenin kahramanları olduğu belirtilmektedir ki bu gençlerin isimleri de verilmektedir. Putlara tapmayarak imanlarını açığa vuran mezkûr kıssa ehlinin kaçıp bir mağaraya sığınmaları ve İmparator II. Theodosius dönemine kadar uyumaları anlatılmaktadır. Uyanınca gençlerden birinin yiyecek almak üzere gizlice şehre gelişi ve kullandığı paranın tarihî olması dolayısıyla -aziz şeklinde nitelenen- bu mağara arkadaşlarının uyandığının anlaşıldığı belirtilmektedir.
Günümüz Hristiyan cemaatleri bahse konu gençlerin doğum tarihi, mağaraya sığındıkları ve mağaradan çıktıkları tarihlerde anma törenleri düzenlemektedirler.2 Diğer yandan Hristiyan kaynakları dışında Hint kutsal metinlerinde de bir tek kişinin uzun süre uykuda kalması olayına rastlandığı ifade edilmektedir. Hadis literatüründe ise Vehb b. Münebbih’e isnat edilen bir rivayette konu anlatılmaktadır.
Çalışmada konu başlıklarının, içeriği tam olarak karşıladığını söylememiz mümkün görünmemektedir. Başlık ve alt başlıkların bu konuda eksikleri olsa da konu anlatımının doyurucu olduğu açıktır. Ama başlık ve içerik uyumunun daha uyumlu bir şekilde düzenlenmesi eseri daha etkili ve anlaşılır hale getirebilirdi.
Kur’an-ı Kerim sözü edilen kıssadan, gençlerin sığındığı yerin adını taşıyan Kehf suresinde bahsetmektedir. Surenin 9-26. ayetleri gençlerin hikâyelerini anlatmaktadır. Ayrıca surede “iki bahçe sahibi kıssası”, “İblis’in Âdem’e secde etme hadisesi”, “Musa-Hızır kıssası”, “Zülkarneyn kıssası” da yer almaktadır. Eserde kıssanın sebeb-i nüzulü, müşriklerin Yahudi âlimlere başvurarak Hz. Muhammed’e (sav) üç soru sormaları gösterilmiştir. Mevdudi ve Elmalılı’nın üçüncü sorunun ruh ile ilgili olmadığı, Musa-Hızır kıssası olduğunu iddia ettikleri de belirtilmiştir. Maturidi’nin itirazının Hz. Muhammed’in inşallah dememesi üzerine vahyin kesilmesine yönelik olduğu söylenmektedir. Bunun peygamberlik makamıyla uyuşmadığı belirtilmektedir.
Kur’an’da bu gençlerin kimler olduğunun açıklanmadığı, sayıları konusunda da kesin bir rakamın verilmediği belirtilmiştir. Ashab-ı Kehf ve’r-rakim olarak Kur’an’da yer alan anlatım ile birlikte sahabeden İbn Abbas ve Hz. Ali’den konuya dair gelen rivayetlerin bulunduğu belirtilmektedir. Ama İbn Abbas gençlerin sayıları için sekiz rakamını verirken, Hz. Ali’nin yedi rakamını verdiği de özellikle ifade edilmektedir. Bu durum kıssayı daha ilgi çekici kılmaktadır.
Eserin verdiği kaynaklara göre, Elmalılı ve Mevdudi, gençlerin Hristiyan olduklarını söylerken, Muhammed Esed ve Muhammed Hamidullah ise Yahudi Essenien mezhebinden olduklarını iddia etmektedirler. Yine Hamidullah, Rakim kelimesinin yazılı dokümanı ifade ettiği, bunun da Esseni Kumran cemaatinin yazdıklarını mağaralarda saklamasını kastettiğini belirtmektedir. Zemahşeri ise Rakim’i köpeğin ismi olarak vermektedir.
Mağara arkadaşlarının yaşadıkları yer konusunda geniş bir coğrafyadan söz edilmektedir ki bu coğrafya Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına uzanmaktadır. Bu açıdan adı geçen yerlerden bazılarını şöyle belirtebiliriz: İspanya Gırnata Loja köyü, Cezayir’in güneyi N’gaous kasabası ve İkcan köyü, Fas’ta Sofrou ve Rabat şehirlerindeki iki mağara, Tunus Tawzar’da bir mağara, Ürdün-Amman’ın Recib köyünde, Mısır-Kahire’de Mukaddam dağı, Şam Belka yöresinde Husban köyündeki mağara, Afganistan’da Ashab-ı Kehf camii, Doğu Türkistan’ın Toyok mevkii, Filistin Petra, Kuzey Avrupa İskandinav adaları, Kafkasya ve Nahcivan’daki mağaralar... Ayrıca Anadolu’da İzmir, İçel, Kahramanmaraş, Diyarbakır, Malatya, Sivas gibi şehirlerde de Ashab-ı Kehf mağarası iddiasını taşıyan mekânlar bulunmaktadır. Elbette muhtemel mağaralar içinde öne çıkan Efsus (Efes) şehri Bencilüs mağarasıdır. Burası da Panayır Dağında bulunmaktadır. Ancak Tarsus ve Afşin’deki mağaralar daha çok ilgi ve kabul görmüşlerdir.
Yazar, Ashab-ı Kehf’in yaşadığı zaman ile ilgili farklı görüşleri de paylaşmaktadır. Maturidi’ye göre hadise Hz. Musa’dan önce gerçekleşmiştir. Mevdudi’nin M.S. 250 senesini verdiği ve bu tarihin Roma İmparatorluğuna işaret ettiği belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu tarihlerde Kral Decius dönemini uyuma ve II. Theodosious dönemini uyanma olarak belirttikleri söylenmektedir. Bu isimlerin Dakyanus ve Tizisus olduğu da söylenmiştir. Miladi takvime göre bu dönemler kabaca M.S. 250 (uyuma) ve 450 (uyanma) olarak tarihlendirilmektedir.
Kehf suresi 11. ayette yer alan “kulaklarına vurduk” ifadesinin, çoğunlukla onların duymalarına engel olduk şeklinde anlaşıldığı ifade edilmektedir. Bu onların işitme melekelerinin alındığı ya da işitmelerine engel olunduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Mağarada gençlerin diriltilmesi ise uyandırılması olarak anlaşılmıştır. 12. ayette geçen “iki hizip” ifadesini eser şöyle değerlendirmiştir: Ata b. Ebi Rebah’ın İbn Abbas’tan rivayetine göre Kral Dakyanus ve sonraki krallar birinci hizip, Ashab-ı Kehf ise ikinci hiziptir. Mücahid’den gelen rivayete göre ise Ashab-ı Kehf’in içindeki iki gruptur. Çünkü ne kadar uyuduklarını iki grup birbiriyle tartışmıştır. Ferra rivayetine göre ise iki hizip Ashab-ı Kehf ile aynı zamanda yaşayan iki mümin gruptur. Ayrıca Hamidullah bölge halkından iki grubun da olabileceğini belirtmiştir.
Görüldüğü üzere birbirinden farklı görüşlerin bulunması, ayetlerdeki kısa anlatımı çok yönlü yorum içeren büyük bir metne dönüştürmektedir. İlahi muradın bu şekilde olduğu, tıpkı karanlık ve dar bir mağaradan aydınlık ve geniş bir semaya açılımın gerçekleşmesi gibi kısa kıssa anlatımından geniş mübeyyen anlamlara bir açılım gözlemlenmektedir. Anlaşılan o ki karmaşık görünen anlatımlardan herkesin ihtiyacını alabildiği engin bir çeşitliliğe yolculuk mümkün olmuştur.
Yazar eserinde, Ashab-ı Kehf olayını; kıssanın hak olarak anlatılması, kıyamları ve kavimlerine yönelttikleri eleştirileri, kavimlerinden ayrılıp mağaraya ilticaları açısından değerlendirmeye konu etmektedir. Ayetler bağlamında yapılan değerlendirmelerle Ashab-ı Kehf’in Kur’anî çizgide anlatımı gerçekleştirilmektedir.
Ashab-ı Kehf’in mağara hayatları bahsinde; güneşin hareketleri ve mağaranın konumu değerlendirilmektedir. Ayetlerde yer alan konum bilgisi üzerine değerlendirmeler yapılmaktadır. Güneşin üzerlerine vurmamasının onları koruma amaçlı olduğu müfessirlerin ağırlıklı görüşlerini oluşturmaktadır. Razi de böyle düşünmektedir. Hamidullah ve Elmalılı güneşin durumuna ilişkin açıklamanın mağaranın konum bilgisi ile ilgili olduğunu belirtmektedir. Yazar güneşin durumunu ifade eden ayetlerin, mağaranın girişine duvar örüldüğü iddiasını çürüttüğünü söylemektedir. Şayet giriş kapalı olsaydı güneş ışığından bahsetmekte yersiz olacaktı. Bakanların onları uyanık sanması konusunda ise Maturidi ve Mevdudi’nin uyurların gözlerinin açık olduğu ve sağa sola dönmelerinin kastedildiği yorumuna yer verilmektedir. Sağa sola döndürülme süreleri, yılda iki kez (Ebu Hureyre), dokuz senede bir (Mücahid), her yıl aşure gününde (Razi) şeklinde verilmiştir.
Bakanların korkması, onların heybetli görünmelerine bağlanmıştır ki, hiçbir kimsenin onlara ulaşamaması da böylece sağlanmış olmaktadır. Yazar diğer rivayetlere de yer vermektedir. Buna göre korkmanın nedenleri olarak mağaranın karanlığı, girişte köpeğin bulunması, uyurların gözleri açık uyumaları, saç ve tırnaklarının uzamış olması vb. hususlar zikredilmektedir.
Ashab-ı Kehf uyandığında uykuda geçirdikleri süreyi sorgulamışlardır. Bunun amacı Maturidi’nin belirttiğine göre kendilerine ne olduğunu bilmeleri içindir. Gençlerin rızık arayışına girmelerinin tevekküle aykırı olmadığı Bursevi tarafından ifade edilmiştir. Rızık aramanın yakalanma endişesini de beraberinde taşıdığı değerlendirilmiştir. Bu anlamda, şehre gönderilen arkadaşa tembihat söz konusu olmuş ve yiyeceğin temiz olması istenmiştir.
Temizlik ile kastedilen görüşler eserde şöyle belirtilmektedir: kurbanlardan helal olanı (İbn Abbas), öfkeden uzak olan (Mücahid), en temiz ve lezzetli olan, en ucuz olan, en çok olan (İkrime), en helal olan (Said b. Cübeyr), yemeklerin en hayırlısı (Katade). Bu görüşler arasında ‘en helal olan’ tercihe şayan bulunmuştur. Ayrıca şehre gönderilen arkadaşlarına gençler dikkatli davranmasını söylemişlerdir ki bununla kastedilenin nazik ve kurnaz olma, aldatılma riski, açığa çıkma tehlikesi olduğu belirtilmiştir. “Eğer bu olursa hepsi yakalanacak ve dinlerinden zorla döndürüleceklerdir.” şeklinde de bir değerlendirme yapılmıştır.
Şehir halkı eski paradan dolayı gençlerin uyandığını anlamışlardır. Ama Kur’an’da böyle bir bilginin yer almadığını yazar ifade etmektedir. Ayette mescit yapılması konusu da eserin ele aldığı bir başlıktır. “O vakit onlar hakkında tartışmaya girdiler.” ifadesi halkın bu tartışmayı gençlerin ölümlerinin ardından yaptığı şeklinde anlaşılabileceği gibi ayrıca mağaraya sığındıkları zaman yapıldığına dair olan Elmalılı’nın görüşüne de yer verilmiştir. Bu görüşün pek tercih edilmediği yine yazar tarafından ifade edilmiştir. Bursevi’ye göre ise tartışma gençlerin vefatlarının ardından mağaranın kapısını gizleme amacına yöneliktir. Buna göre bazıları, gençlerin türbelerinin bilinmemesi için bir bina yapılmasını istemiş, diğer grup ise oraya mescit yapıp Müslümanların namaz kılmalarını sağlamayı amaçlamışlardır. Bu nedenlerle tartışma yaşanmıştır.
Yazarın da belirttiğine göre Ashab-ı Kehf ile ilgili bazı konular tartışmalıdır. Kaç kişi oldukları bu tartışmanın en ilgi çekici olanıdır. Kimilerine göre sayı belirsizdir. Kimilerine göre Allah (cc) sayı tartışmalarından bahsettikten sonra sayılarını yedi olarak vermiştir, bir de köpekleri vardır. Başka bir görüşe göre sayılarının önemi yoktur. Allah-u Teâlâ insanları kıssadan alınması gereken derse yöneltmiştir. Diğer bir tartışma konusu ise mağarada geçen süredir. Bu bağlamda üç yüz yıl ve buna dokuz yıl ilave bilgisinin insanların söylediği sözleri mi ifade ettiği yoksa bu rakamı bizzat Yüce Allah’ın mı bildirdiği şeklinde iki farklı görüş bulunmaktadır. Yine üç yüze dokuz ilavesi ile ilgili olarak, Maturidi dokuz ifadesinin sene olduğunu söylemiştir. Neden doğrudan 309 rakamının söylenmediği konusunda Razi, “Üç yüz yılda uyanma vakitleri geldi ama uygun zaman için dokuz yıl daha kaldılar.” demiştir.
Yazar, sözünü ettiğimiz kıssanın asr-ı saadete bakan yönüne ait değerlendirmelerde bulunmuştur. Buna göre alınması gereken dersler zikredilmiştir. Her zaman ‘inşallah’ denilmesi gerektiği örnek olarak verilebilir. Yine “Unuttuğun zaman Rabbini an.” cümlesi de bu derslerdendir. Kıssanın günümüze bakan yönüne dair bahse de yer verilmiştir. Tevhid uğrunda mücadele, kıssanın yeniden dirilişin açık delili olması, Allah’tan bağımsız bir yaşamın söz konusu olmaması, kıssadan alınacak derslere yoğunlaşılması gibi konular eserdeki amacın ele alınmasına mebni uygun değerlendirmelerdir.
Eserin okuyucuya ne verdiği sorusuna verilebilecek ilk cevap “Ashab-ı Kehf’e dair etraflıca bilgi” denilebilir. Bu bilginin kuru bir bilgiden ibaret olmadığı da ortadadır. Nitekim klasik ve modern tefsirlerdeki görüşler ortaya konularak farklı bakış açıları değerlendirilmiştir. Okuyucunun zihninde insanlık tarihinde söz konusu hadiseye bakış ve algılamanın şekli ve boyutu da ortaya konulmuştur. Daha önemlisi Kur’an’ın bakış açısı ve anlatımı diğer açıklamaların paralelinde tutularak karşılıklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hadislerin eserde bir başka destek kaynakları oluşturduğunu da belirtmekte yarar vardır. Unutulmaması ve ifade edilmesi gereken bir başka bakış açısı ise Yahudi ve Hristiyan kaynakları zaviyesinden de bir anlatımın gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu da konuya dair geniş bir zemini önümüze koymaktadır. İçerik bakımından eserde dikkatimizi çeken bir konu, tarihî kaynaklarda adı geçen Philadelphia şehrinden hiç bahsedilmemiş olmasıdır. Bu açıdan olayın geçtiği yerleşim yerinin ve bu kentin nerede bulunduğunun bir değerlendirmesinin yapılması merakı giderici olabilirdi.
1- Emine Sekme, “Klasik ve Modern Kur’an Yorumlarında Ashab-ı Kehf Kıssasının Tahlili”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimler Anabilim Dalı Tefsir Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2014, 172 sayfa.
2- ‘Yedi Uyurlar’ Latin kiliselerinde gençlerin doğum tarihi olarak bilinen 27 Temmuz’da anılırlar. Söz konusu gün Roman martyrologiasında (aziz listesi) da yer alır. Ortodoks kiliselerinde ise Yedi Uyurlar, mağaraya sığındıkları tarih olarak kabul edilen 4 Ağustos ve uyandıkları tarih olarak kabul edilen 22 Ekim tarihilerinde anılırlar.

