Türkiye köklü sorunlarını müzakere ederken dahi herkesin kendisine ‘görünmez bir el’ tarafından tevdi edilen role uygun davranma konusunda gayet dikkatli davrandığı, tabusal sınırları aşmama hususunda tüm aktörlerin özen gösterdiği ilginç bir ülke. Yirmi yılı devirmiş bir iktidar partisinin hüküm sürdüğü ama resmî ideolojik çerçevenin zorlanma ihtimali belirginlik kazandığı anda iktidar kadrolarının gerçek kimliklerine, niyetlerine uygun tavırlar sergilemekten çekindiği bir tiyatro sahnesini andırıyor manzara.
İktidar kadroları pek çok alanda gayet cüretkâr tavırlar sergileseler dahi resmî ideolojik kuşatmayı değil kırma, sınırlarını zorlama hususunda dahi gayet çekingen, etkisiz bir tutum takınmayı tercih ediyorlar çoğu zaman. Aynı şekilde herkes iktidar kadrolarının Kemalizm adlı resmî ideolojiye dair gerçek kanaatlerinin olumsuz olduğunu biliyor ama bu tiyatronun bu şekilde devam ettirilmesinde bir yanlışlık görmüyor. İkiyüzlülük sıradan bir ülke gerçeği olarak her kesim tarafından içselleştirilmiş adeta.
Böyle bir zeminde Kürt sorununa, devletlû zevatın tanımlamasıyla ‘terör’ sorununa çözüm arayışı sürüyor. Şaşırtıcı bir şekilde kimi aktörlerin kendilerinden hiç beklenmeyecek şekilde gayet müsamahakâr tavırlar sergilediği, “Bu sefer herhalde iyi şeyler olacak.” duygusunun geniş bir kesim tarafından paylaşıldığı bir hava esiyor.
Nasıl olacak? Devletin üzerine oturtulduğu, toplumsal yapının kendisine göre dizayn edildiği zemin atlanarak sorun nasıl tartışılacak, çözüm nerede aranacak? Bu sorular şimdilik es geçiliyor. Ama eğer çözüm çabaları sahiciyse er ya da geç yüzleşme zorunluluğu hissedilecek. Pek ihtimal vermemekle birlikte umarız o aşamaya gelindiğinde daha tutarlı, daha cesur ve ciddi tavırlarla karşılaşırız!
Türkiye’de gündemde olan Kürt sorununa çözüm çabasının mayınlı bir arazide ilerlemeyi gerektirdiği biliniyor. Aşılması en zorlu alan ise şüphesiz Suriye sahasındaki gelişmelerle bağlantılı. Önceki çözüm sürecinde Suriye’deki gelişmeler sürecin akamete uğramasında etkili olmuştu. Suriye’de SDG çatısı altında ve PYD etiketiyle örgütlenmiş PKK yapılanması o dönem ‘Rojava Devrimi’ hayaliyle müstağnileşmiş ve uzlaşmak yerine el yükselterek sürecin tıkanmasına yol açmıştı. Bugün artık eski hayallerinin gerçekleşmeyeceğini anlamış ve bir miktar geri çekilmiş olmakla birlikte örgütsel pragmatizminin yine PKK yapılanmasını abartılı tavırlara sevk ettiği ve bu durumun da mevcut süreci tehdit ettiği anlaşılıyor.
ABD desteğinin bir miktar sarsılmasına ve kırılgan hale gelmesine rağmen Siyonist çetenin etkili bir aktör olarak devreye girdiği ve buna bağlı olarak örgütün yeniden el yükselttiği ve yeni Suriye yönetimiyle varılan mutabakattan yan çizmeye çalıştığı görülüyor. Suriye’de anlaşmanın sağlanamaması ve çatışma sürecine girilmesi durumunda ise Türkiye’de süregelen çözüm çabasının tıkanacağını herkes biliyor.
Ne acıdır ki sadece Türkiye topraklarının değil, tüm bölgemizi yakan, çıkmaza sürükleyen sorunlarımızın Kemalizm ya da Siyonizm parantezi içinde çözümsüzlüğe mahkûm edilişine ve daha da yakıcı bir hale gelmesine şahitlik ediyoruz. Ulusçu despotizmin ve işbirlikçilik zilletinin Müslüman halkları düşürdüğü bu acı halden çıkmak ise öncelikle güçlü bir irade ve devamında samimi ve tutarlı bir hareket hattının inşasını gerektiriyor.


