İslam düşmanları ramazan sevincimizi travmaya dönüştürmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Mutluluğumuzu kâbusa tebdil etmek için sürekli yeni şey tanlıklar icra ediyorlar. Topraklarımıza, bel delerimize, kardeşlerimize yönelik zalimane suçların ivme kazandığı, coğrafyamızın yine bomba yağmuruna maruz kaldığı bir rama zan ayını daha yaşadık. Gazze’de soykırım süreci farklı araçlarla sürer, Batı Şeria’da, Kudüs’te Siyonist işgal derinleşirken, işgal okları bu kez de İran ve Lübnan’ı hedef aldı. ABD-İsrail işgal ve suç ortaklığı zulüm ve katliam zincirine yeni halkalar ekledi.
Bu mücrimleri iki yılı aşkın bir süredir Gazze’de yaptıkları vahşetten, işledikleri insanlık suçlarından gayet iyi tanıyoruz. Yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğunu biliyoruz. Bu yüzden önce bir yalan üretip ardından o yalanı gerekçe göstererek saldırıya geçmelerine, ortalığı ifsat etmelerine şaşırmıyoruz. Ne İran’da dev bir Tomahawk füzesiyle vurulan ilkokulda katledilen kız çocukları ne de Lübnan’da evlerinden, köylerinden, mahallelerinden tehcir edilen yüz binler bir şey ifade ediyor sömürgeci zalimler için. İran halkının onurunun çiğnenmesi de zenginliğinin, sivil altyapısının tarumar edilmeye kalkılması da sorun oluşturmadığı gibi Lübnan’ın güneyinde 40 kilometrelik bir derinlikte tüm yerleşim yerlerinin yakılıp yıkılması da herhangi bir şekilde sıkıntı doğurmuyor. Çünkü bu Haçlı-Siyonist ittifakı için kendi belirledikleri statükoya her türlü itiraz en vahşi yöntemlerle cezalandırılmayı hak eden bir suç olarak algılanıyor.
Ama Allah Teâlâ zalimlerin tuzaklarını boşa çıkarandır. Ve sonunda sömürgeci zalimlerin, kibirli işgalcilerin değil, Allah’ın dediği olur.
İşte tablo net biçimde görülüyor. Yakıp yıkıyorlar, bombalıyor, katlediyorlar ama amaçlarına ulaşamıyorlar. Bütünüyle bir moloz yığınına çevirdikleri Gazze’de Hamas’a boyun eğdiremedikleri gibi vahşice saldırdıkları Lübnan’da ve İran’da da hedeflerine ulaşamıyorlar. Defalarca Güney Lübnan’a gireceklerini açıklamalarına rağmen her defasında karşılaştıkları direniş tarafından püskürtüldüler. Sonuçta bir bölgenin sadece havadan bombardıman yoluyla elde edilemeyeceğine, karadan asker sokmanın ise bedel ödemeyi gerektirdiğine, oysa Siyonistlerin bu bedeli ödemeyi göze alamadıklarına tüm dünya bir kez daha şahitlik etmiş oldu.
Aynı şekilde İran, füzeleriyle ve daha önemlisi birlik ve direniş mesajları veren halk kitleleriyle devasa ordularına, ileri düzeyde teknolojik imkânlarına, gelişmiş silahlarına rağmen sömürgecilerin iddia ettikleri gibi her şeye muktedir olmadıklarını onlara göstermiş bulunuyor. Trump adlı küstah şovmen hayalini kurduğu Venezuela benzeri ucuz ve kolay bir zaferin İran’da giderek kendisi için bir fiyaskoya dönüştüğünü gördükçe Netanyahu adlı soykırımcı katilin peşine takılmakla hata ettiğini düşünüyor mudur bilemeyiz ama işin sonunda bu hesaplaşmanın kaçınılmaz olduğu giderek daha bir belirginlik kazanıyor.
Şimdiden Batı cephesinde büyük bir ayrış maya yol açmış görünen İran savaşının ilerleyen süreçte ABD ve İsrail ortaklığı içinde de bir çatlamaya sebebiyet vermesi kuvvetle muhtemeldir. Şüphesiz işgalci zalimler cephesindeki her yarık ve ayrışmanın mazlumlar için bir kazanım olduğu açık olmakla beraber asıl belirleyici olanın mazlumlar cephesindeki ittifak olduğu unutulmamalıdır.



