Kur’an-ı Kerim’in en etkileyici kıssalarından biri olan Hz. Yûsuf kıssası, rüyalar, kardeşlik, imtihan ve sabır gibi birçok temayı içermektedir. Bu yazıda Yûsuf suresinin ilk ayetleri (Yûsuf, 12/1-7) tefsir edilerek şu soruların yanıtları aranacaktır: “Kur’an’ın anlaşılır ve açıklayıcı olması ne demektir? Onun Arapça oluşu ile anlaşılırlığı arasında nasıl bir ilişki vardır? Yûsuf kıssası en güzel kıssa mıdır yoksa güzel olan Kur’an’ın anlatımı mıdır? Kardeşler birbirine tuzak kurar mı? Rüyaların anlamı var mıdır? Hz. Yûsuf’u gelecekte ne tür nimetler beklemektedir? Yûsuf kıssası sadece bu kıssa hakkında soru soranlara mı ibret içerir?” İnsan davranışlarının altında yatan nedenleri keşfetmeyi amaçlayan “nitel araştırma” yöntemi bu soruların cevaplanmasında gayet fonksiyonel olacaktır.1 Zira bu yöntem; şeylerin anlamları, kavramları, tanımları, özellikleri, metaforları, sembolleri ve betimlemelerine atıfta bulunmaktadır.2 Bu ayetlerin tefsiri, kıssanın daha iyi anlaşılmasına ve mesajlarının günümüze uyarlanmasına katkıda bulunacaktır. Bu yazıda amaçlanan şey, söz konusu ayetleri klasik ve modern dönem tefsirler ışığında yorumlamak ve onlardaki günümüze dönük mesajları ortaya koymaktır.
Kur’an’ın “Açık” ve “Açıklayıcı Olması
Araplar bir konuya dikkat çekecekleri zaman harfler söylerlerdi. Bu üslup zaman zaman sure başlarında Kur’an’da da kendisine yer bulmuştur: “Elif. Lâm. Ra. Bunlar açık kitabın ayetleridir.” (Yûsuf, 12/1). Ayetin başındaki ilk üç harfin Yûsuf suresinin adı olduğu da söylenmiştir. Muhatabın “Elif. Lâm. Ra.” denilerek dikkati toplandıktan sonra açık olduğu söylenen kitap, Yûsuf suresi de olabilir Kur’an da. Muhtemelen Yûsuf kıssası sorulmuş, soranlara da bu kıssa hakkında bilgi verilmiştir. Kur’an ya da bu sure, öncelikle Araplar açısından açık bir kitaptır; çünkü onların dilinde inmiştir. Ayette “açık (مُبِين)” olduğu söylenen kitabın “açık” olduğu bir yön de onun Allah’tan gelmiş olması yani bir insan sözü olmamasıdır. Ayette kitabın “açık” olduğuna dikkat çekildiği gibi “açıklayan” kitap olmasına vurgu yapılmış olması da anlamca mümkündür. “Açık” ya da “açıklayıcı” olan kitap Kur’an’dır, denilirse o zaman Kur’an inanç ve ameller (helaller, haramlar, önceki toplumların durumları vs.) açısından gerekli şeyleri, hayatın anlamına dair insan aklına gelen temel soruları açıklayan bir kitap olmuş olur. Kastedilenin Yûsuf suresi olduğu söylenirse bu durumda da “açık” ve “açıklayıcı” kitap, Yûsuf kıssası hakkında merak edilenleri açıklamış olur.
Kur’an’ın Arapça Oluşu ve İlk Muhataplar
Yukarıdaki ayette “kitap” Yûsuf suresi olabilir, denilmişti. Bu ayette de “Kur’an”dan kastedilen Yûsuf suresi olabilir: “Gerçekten biz onu, akıl erdiresiniz diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yûsuf, 12/2). “Kur’an” kelimesinin Kur’an’ın bir kısmını ifade eder şekilde kullanılmasına bir engel yoktur. Zaten Yûsuf suresi indiğinde Kur’an’ın tamamı nazil olmamıştı ve indiği kadarki kısmı da Kur’an idi. Bu ayetten hareketle Kur’an’daki tüm kelimelerin Arapça olduğu ifade edilmiştir. Bu yaklaşıma göre Arapçaya sonradan giren kelimeler olsa da Araplar o kelimeyi kendi dillerine kabul ettikleri için o kelimeler de Arapça kabul edilir (firdevs, siccil, istebrak vb.). Ayette (Yûsuf, 12/2) Kur’an’ın “anlaşılması için” Arapça olarak indirildiğinden söz edilmektedir. Bu konu hakkında başka bir ayette şöyle söylenir: “Eğer biz onu, yabancı dilde bir Kur’an kılsaydık diyeceklerdi ki: Ayetleri detaylı şekilde açıklanmalı değil miydi?” (Fussilet, 41/44). Dolayısıyla Kur’an’ın Arapça oluşu, ilk muhataplarının (Araplar) anlaması amacına yönelikti. Arapça bilmeyenlerin Kur’an’ı anlamaları ise mealler aracılığıyla olacaktır. Bununla birlikte meallerin Kur’an’ın kendisi değil, yakın anlamı olduğu bilinmeli ve imkân varsa Arapça öğrenilmelidir.
Güzel Kıssa ve Güzel Anlatım
Yüce Allah bir şey anlattığında çok güzel anlatır ya da Yûsuf kıssası en güzel kıssadır: “Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatacağız. Şüphesiz sen bundan önce gâfillerden idin.” (Yûsuf, 12/3). Ayette “güzel” olan şeyden Kur’an’da kullanılan anlatma üslubu kastedilmiştir denilirse Kur’an’ın belagatli bir kitap oluşuna dikkat çekilmiş olur. Diğer ihtimal de Yûsuf kıssasının güzelliğinin kastedilmiş olduğudur. İkinci ihtimal doğru kabul edilirse masdarın (kasas) isimleştiği yani kıssa yerine kullanıldığı söylenebilir. Yûsuf kıssasında nice hikmetler ve ibretler vardır. Genellikle kıssaların yaşanmış olaylar içerdiği ve bu yönüyle mesellerden ayrıştığı kabul edilir. Bizzat yaşanmış olanı anlatan kıssalar, ibret alma açısından hâliyle daha değerlidir. Ayetteki “Kur’an”, Yûsuf suresi olarak da yorumlanmıştır.
Rüya ve Te’vil
Hz. İbrâhim kavmini doğru yola iletmek için örnek verirken “yıldız, ay ve güneş” sıralaması dikkat çekmektedir (el-En`am, 7/76-78). Hz. Yûsuf’un rüyasında gördüğü gök cisimlerinin sıralaması ise az da olsa İbrâhim kıssasındakinden farklılık gösterir: “Hani, Yûsuf, babasına ‘Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Onları bana secde ediyorlarken gördüm (raeytuhum lî sâcidîn).’ demişti.” (Yûsuf, 12/4). Her ne kadar ayette Hz. Yûsuf’un bu sahneyi rüyada gördüğü açık değilse de gerçekte böyle bir olay yaşanmadığı için onun gördüğü şeyin bir rüya olduğu söylenebilir. Ayette yıldız, güneş ve ayın raeytuhum3 lî sâcidîn denilerek canlı varlıklar gibi ifade edilmesi, akıllı varlıklar gibi hareket (secde) etmelerinden dolayıdır. Ayette rüya anlatılırken Hz. Yûsuf’un ebeveynini simgeleyen güneş ve ayın, Yûsuf’un kardeşlerini simgeleyen yıldızlardan sonra söylenmesi, o ikisinin daha değerli oluşu nedeniyledir. Bir ihtimal de Hz. Yûsuf’un ailesinden kopması sonrasında onlara tekrar kavuşma sırasına göre aile bireylerinin sıralanmış olduğudur. Ayetteki “güneş” kelimesinin Hz. Yûsuf’un babası Ya’kūb, “ay” kelimesinin annesi olduğu söylendiği gibi tersi de söylenmiştir.4 Bu bağlamda akla şu soru gelebilir: “İleride te’vili (varacağı nokta) gelecek rüya görmek sadece peygamberlere mi nasip olur? Müslüman olduğu bilinmeyen kimseler de böyle rüyalar görebilir mi?” Evet, böyle bir şey mümkündür. Hz. Yûsuf’un hapishane arkadaşlarının ve o dönemin kralının rüyaları böyledir.
Kardeş Tuzağı Olur mu?
Hz. Ya’kūb, baba şefkatinden ya da Hz. Yûsuf’un yaşının küçüklüğünden dolayı ona “oğulcuğum” diye hitap eder: “Dedi: Ey oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.” (Yûsuf, 12/5). Ayette hasetlik yapacak, tuzak kurması muhtemel kimselere, kişinin Yüce Allah’ın ona verdiği nimetleri anlatmaması gerektiğine işaret edilmektedir. Ayrıca ayette babanın çocuğunun iyiliğini istediğinden ama kardeşlerinin bu konuda babaları gibi olmadıklarından söz edilmektedir. Hz. Ya’kūb’un bir baba olarak çocuklarının iyi ve kötü eğilimlerini takip ettiği de ayetten anlaşılmaktadır. Hz. Ya’kūb’un, oğullarının tuzak kurmaları ihtimalini gündeme getirdikten sonra şeytanın kötülüğüne dikkat çekmesi, Hz. Yûsuf’un kardeşlerine aşırı kin beslememesi için bir önlem olsa gerektir.
Hz. Yûsuf’un Sahip Olacağı Müjdelenen Üstün Nitelikler
Hz. Yûsuf’un rüyasını güzel kılan şey, bir “seçilmişlik” işareti olmasıydı: “Bunun gibi Rabbin seni seçecek, sana olayların yorumunu öğretecek ve nimetini sana da Ya’kūb ailesine de tamamlayacaktır. Nitekim daha önce de iki atan İbrâhîm ile İshak’a tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin ilim sâhibidir, hikmet sâhibidir.” (Yûsuf, 12/6). Yüce Allah, Hz. Yûsuf’a rüyasında gösterdiği üzere peygamberlik ve iktidar vermiş, onu seçmişti. Ayetteki “olayların yorumu”, hayatı ilahi kudret ve hikmet doğrultusunda yorumlamak şeklinde anlaşılabileceği gibi rüyaların yorumunun (te’vil) ona öğretilmesi olarak da düşünülebilir. Yüce Allah’ın Hz. Yûsuf’a “nimetini” tamamlayacağını söylemesi ancak onun peygamber olacağını söylememesi, Hz. Yûsuf’un daha sonra peygamber olması dikkate alındığında tamamlanan nimetin risaleti de içerdiğini göstermektedir. Ayetteki nimetin “Ya’kūb ailesine” tamamlanacağı ifadesinden hareketle Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin de peygamber olduğu yorumu yapılmıştır. Bu durumda akla gelen, “Peygamberler tuzak kurar mı?” sorusuna ise “Yûsuf’un kardeşlerinin tuzakları, peygamberlik öncesiydi.” şeklinde yanıt verilmiştir. Yüce Allah, Hz. İbrâhim’i ateşten (İbrâhim, 14/69), (bir yoruma göre de) Hz. İshak’ı5 kurban edilmekten kurtararak (es-Sâffât, 37/107) nimetini tamamladığı gibi Hz. Yûsuf’u da rahata erdirmiş ve onu ebeveynine, kardeşlerine kavuşturmuştu. Tamamlanacağı söylenen nimetin peygamberlik olduğu yorumuna göre Hz. Yûsuf, rüyası ile ileride peygamber olacağını öğrenmiştir. Verilen “nimet”, şanının yüceltilmesi şeklinde de yorumlanmıştır. O, çetin imtihanlar karşısındaki örnek davranışlarıyla şanının yüceliğinden şüphe olmayan bir şahsiyettir. Yüce Allah, “ilim” ve “hikmet”e dayalı olarak dilediğini peygamber yapar.
Hz. Yûsuf Kıssasının İbret Veren Yönü
Kur’an, Yûsuf kıssasını soranlara ders verme amaçlı olarak bu kıssanın anlatıldığını belirtir: “Yemin olsun, Yûsuf’ta ve kardeşlerinde soranlar için ibretler vardır.” (Yûsuf, 12/7). Ayetin, bu kıssayı sormayanlara ibret içermediği düşünülmemelidir. Benzer şekilde Kur’an, elbiselerin sıcaktan koruduğuna dikkat çekmiştir (en-Nahl, 16/81); fakat bu, onların soğuktan korumadığı anlamına gelmez. Bu kıssa, Yüce Allah’ın gücünü6 ve hikmetini anlatan ifadeler içerir. Aynı zamanda hem insani ilişkileri içermesinde hem de ümmi bir peygamberin duymadığı, okumadığı bu kıssayı anlatmasında insanlar için ibretler vardır. Söz konusu kıssada yer alan “kardeş zulmü”, Mekkelilerin içlerinden biri olan Hz. Muhammed’e (s) yaptıkları zulümleri akla getirmektedir.
Sonuç
Görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s) döneminde Araplar, hitap ederken vurgu yapmak için harfleri kullanmaktadır ve bu hitap şekli Kur’an’ın bazı surelerinde olduğu gibi Yûsuf suresinin ilk ayetinde de bulunmaktadır. Bu surenin ilk iki ayetinde Kur’an’ın “açık” olmasının yanında “açıklayıcı” bir kitap olabileceğine ve “Arapça” oluşuna dikkat çekilmektedir. Bu sayede ilk muhataplar olan Araplar onu kolayca anlamıştır. Onu anlayarak okumak en doğru olanıdır. Bununla birlikte Arap olmayanlara onun anlamını aktaran mealler, Kur’an gibi görülmemelidir. Arapça bilmeyen Müslümanlar ya Arapça öğrenmeli ya da Arapça olan Kur’an’ı okumalarının yanında mealini de öğrenmelidir. Bu sayede namazlarını Kur’an’ın onlara ne dediğini bilerek kılmış olurlar. En azından Fatiha sûresinin anlamının ezberlenmesi ihmal edilmemelidir.
Diğer yandan Yûsuf kıssasının en güzel kıssa olması bir ihtimaldir. Öteki ihtimal de güzel olanın Kur’an’ın anlatım üslubu olduğudur. Kur’an’da “Kur’an” kelimesinin geçtiği yerlerde bazen Kur’an’ın bir bölümünün kastedilmiş olması da muhtemeldir. Rüyaların bir kısmı “karma karışık” değil, aksine yukarıda belirtildiği gibi hikmetle doludur. Kardeşler, şeytana uyup bazen “kardeşçe” davranmayabilir. Bu kıssada da görüldüğü gibi insanın içindeki kötü eğilimlerin ve zorlukların aşılması için sabır ve doğru tutum ve davranış arayışı önemlidir.
Yûsuf suresinin 6-7. ayetlerinde Hz. Yûsuf’un rüyası bağlamında babası Hz. Ya’kūb, oğluna verilecek olan nimetleri bir bir saymaktadır. Yûsuf kıssası, bu kıssayı soranlara da sormayanlara da eşsiz dersler verir, aynı zamanda “kardeş zulmü” temalı evrensel bir soruna dikkat çeker. İnsanların imtihanlar karşısında sabrını anlamak açısından bu kıssa önemlidir. Bu kıssa, Allah’ın hikmeti ve ilmiyle şekillenen bir öğüt kaynağıdır, insanları düşünceye sevk eder ve yaşamlarına anlam katar.
1- C. R. Kothari, Research Methodology: Methods and Techniques (New Delhi: New Age International Publishers, 2004), 3.
2- Berg, Qualitative Research Methods for the Social Sciences, 3.
3- Bunun yerine “raeytühâ” denilmediği için.
4- Arapça kelime yapısını esas alanlara göre güneş (müennes kelime) anne, büyüklük açısından ise baba olmaktadır.
5- Bu ayet bağlamında kurban edilmekten kurtulanın Hz. İshak olduğu yorumu daha uygun görünmektedir. Kurban edilmekten kurtulanın Hz. İsmâil olduğu yorumu ise daha yaygındır. Her iki görüşü de destekler görünen ayetler vardır.
6- Yüce Allah dilerse bu kıssada olduğu gibi “güçlü bir topluluk” olduklarını düşünüp bununla övünen ve mazlum birine tuzak kuran topluluğu, o mazlumun iktidarına boyun eğdirir, muhtaç kılar.

