Muhacir Düşmanlığının “Arapça” Tezahürü
Haksöz Dergisi Sayı: 399 - Haziran 2024

Birleşmiş Milletlerce göçmen, mülteci ve sığınmacı olarak tasnifi yapılan dezavantajlı kesimler, Türkiye’deki ırkçılar tarafından “yabancı”, “kaçak”, “istilacı” gibi çirkin yakıştırmalara maruz kalıyorlar. Kur’an-ı Kerim’de baskı ve zulüm ortamı nedeniyle hicret eden kimseler anlamına gelen “muhacir”, sahiplenilmesi ve yardım edilmesi gereken anlamını ihtiva ediyor.

Son verilere göre, ülkede sayıları yaklaşık 5 milyonu bulan yabancı nüfusun 3 milyon 115 binini Suriyeliler oluşturuyor. Ancak bu sayılar ırkçı çevrelerce astronomik seviyelere çekilmiş durumda. Bununla yetinmeyen mülteci karşıtı koalisyon, yabancı diye gördükleri kesimin güllük gülistanlık bir ortamda yaşadığını öne sürecek kadar körleşmiştir.

Türkiye vatandaşlarına gösterilmeyen iltimasın sığınmacılara gösterildiği safsatası üzerinden muhacirlere yönelik düşmanlık sürekli diri tutuluyor. Haliyle dışarıdan gelenlerin dil, kültür ve gelenekleri de tehdit kapsamına alınıyor. Gelenlerin kahir ekseriyeti Arap olduğu için mülteci düşmanlığı bir veçhesiyle Arapça tahammülsüzlüğü olarak tezahür ediyor.

Esed rejiminin halkın meşru taleplerini görmezden gelerek ülkeyi kan gölüne çevirdiği 2011 yılından itibaren Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, ırkçı azgınlıkla çok sık muhatap oluyorlar. Ekonomik dezavantajı haiz Suriyeliler inşaat, restoran, tekstil gibi ağır işlerde düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalırken, durumu nispetten daha iyi olanlar haliyle işyeri açıyorlar. Daha çok Araplara hitap eden işyeri sahipleri tabiî olarak Arapça veya Türkçe-Arapça tabelalar ve afişler tercih ediyorlar. Hal böyleyken mültecilerin varlığını tehdit olarak gören ırkçı/ayrımcı mantalitenin saldırganlığı Arapça tabela düşmanlığında temerküz ediyor.

Yerel seçimlerde CHP ve İYİ Partili belediye başkan adaylarının başını çektiği sığınmacı ve Arapça düşmanlığı seçim propagandasının temel argümanlardan biri oldu. Özellikle CHP’li adayların sığınmacıları düşman ilan eden yaklaşımları bırakın tepki almayı seçimlerde oy olarak karşılık buldu. CHP seçmeni tüm ırkçı ve ayrımcı söylemlerine rağmen bu belediye başkan adaylarını taltif etmekten geri durmadı.

Ankara’nın Mamak ilçesinde aday olan CHP’li belediye başkan adayı, sokakta gördüğü Irak Türkmen’i çocuklara “Benim adaylığımı çekseler de gönderirim ben bunları. Bu çocuklar yarın büyüdüğü zaman bizim memleketimiz için büyük sorun olur.” ifadelerini kullandı. Sokak ortasında küçücük çocuklara nefretini kusan biri seçmenden herhangi bir tepki almadı ve başkan olarak seçildi. AK Parti’den CHP’ye geçen Uşak Belediyesi 705 lira olan nikâh ücretini sığınmacılar için 15 bin liraya yükseltti. Aynı partide olan Afyon Belediyesi de sığınmacılar için nikâh ücretini 400 liradan 10 bin liraya yükselteceğini ilan etti. Afyon Belediye Başkanı, mültecilere ait iş yerlerini mühürlerken kameralara keyifle poz vermeyi ihmal etmedi.

Yine AK Parti’den CHP’ye geçen Bursa Büyükşehir, Kilis ve Yalova belediyeleri Arapça tabelaları indirmeye başladı. Mamafih bu belediyeler İngilizce tabelalara dokunmadı. CHP ile ırkçılık yarışında olan İYİ Parti de kazandığı Nevşehir’de benzeri bir uygulamaya gitti. Daha önce AK Partili iken muhacir olarak gördüğü Suriyelilere ensar olma rolüne bürünen Rasim Arı, İYİ Parti’ye geçtikten sonra ayrımcı zırvalıkların piri Tanju Özcan’a özendi. Arı da sığınmacıların su tarifelerine yüzde 250-300 oranında zam yapacaklarını, 15 bin lira gibi çok yüksek bir nikâh ücreti talep edeceklerini serdetti.

CHP’den AK Parti’ye geçen Hatay Büyükşehir Belediyesi de Arapça tabelaları indirme yoluna gitti. Böylece nüfusunun çoğunluğunu Arapların teşkil ettiği Hatay’da Arapça tabelaları indirme çabası bir AK Partiliye nasip oldu. Tabiî Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arapça tabela ve sığınmacı düşmanlığına yönelik kati tavrı göz önüne alındığında Hatay Belediyesinin bir istisna teşkil ettiğini ifade etmek gerekir.

Öte yandan CHP’li belediyelerin Arapça tahammülsüzlüğü partinin genel merkezinde masaya yatırıldı. Özgür Özel, “Bizim belediye başkanlarımız çiğ popülizmin aktörleri olmayacaktır. Arapça tabelalara yapılan saygısızlık anadili Arapça olan milyonlarca Türk vatandaşına yapılmış olur. Nezaketi koruyalım. Kur’an-ı Kerim'in anadili de Arapçadır. Tüm siyasileri Arap kelimesini küfür gibi kullanmaktan menediyorum.” şeklinde bir açıklaması yaptı. Özel, daha sonra Arapça tabelaları savunmak gibi bir niyetinin olmadığını deklare etti.

Özgür Özel’in partisi ve kitlesinde artan Arapça düşmanlığına karşı sarf ettiği ifadeler müspet olsa da uzun vadede bir kıymet-i harbiyesinin olmayacağı aşikâr. Zira, ülkedeki sığınmacı karşıtı nefretin kurumsal anlamdaki bayraktarlığını CHP yapıyor. Bilindiği üzere genel seçimlerde cumhurbaşkanlığını kazanmak arzusuyla tutuşan Kemal Kılıçdaroğlu, tüm ırkçı hünerlerini sergilemişti. Tanju Özcan gibi bir Nazi özentisi tüm ırkçı söylem ve pratiğine rağmen tekrar Bolu’dan aday yapıldı. CHP’nin birçok kentte aday gösterdiği isimler, propaganda sürecinde sığınmacıları hedef tahtasına oturtmuştu.

Bazı CHP’lilerin Türklerin yaşadığı Avrupa ülkelerinde Türkçe tabelaların olmadığını belirtmesi de oldukça trajikomik. Bu iddiayı Avrupa’ya gidenler hemen çürütebilir. Türklerin yaşadığı İngiltere, Almanya, Fransa vb. ülkelerde yüzlerce Türkçe tabela görmek mümkün. Hatta bazı bölgeler Türk mahallelerini andırıyor.

Türkiye’de icra edilen Arapça düşmanlığı genellikle İslam düşmanlığından kaynaklanır. Bunu yapan kesim Ortadoğu insanına Batı’nın gözünden bakıyor. Dolayısıyla self oryantalist, self emperyalist bir tutum içindeler. Bir ırkçı çok rahatlıkla aynı zamanda İslamofobik veya daha doğru anlamıyla İslam düşmanı olabiliyor. Yüzleri hep Batı’ya dönük laik/seküler çevreler, Ortadoğu insanını ehlileştirilmesi gereken alt kültüre ait insanlar olarak görüyor. Bu yüzden hem kendilerini hem de dil, kültür ve geleneklerini tehdit olarak telakki ediyorlar.

Başını siyasetçilerin çektiği ırkçı kampanya, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar tarafından kitlelere servis ediliyor. Bu zatlar televizyon ekranlarından ya da sosyal medya mecralarından karalama yaparken, sokakta da tartışmalara ve toplu taşıma araçlarında sataşmalara sıkça rastlanıyor. Sığınmacılar aleyhinde tedavüle sokulan fantastik iddialar dilden dile yayılıyor. Korkunç boyutlara varan sığınmacı aleyhtarlığı, sosyal medya mecralarında zemin bulan dezenformasyonla sürekli besleniyor.

Ülkenin guru’su unvanına layık görülen İlber Ortaylı bile ırkçı atmosferde debeleniyor. Ortaylı, Suriyelilerin çok çocuk yaptığı, dolayısıyla artan nüfuslarının ileride tehdit haline geleceği paranoyasına kapılmış vaziyette. Irkçılık havuzunda bulunan herkes aynı tezviratları sıralıyor. Çünkü Ortaylı ile kahvehanede takılan yurdum insanı aynı dertten mustarip: 20 yıl sonra Türk nüfusu azalacak, ülke nüfusunun yüzde 3’ünü oluşturan Suriyeliler iktidarını ilan edecek! Hikâye tanıdık gelmiyor mu? 20 yıl önce Kürtler için de aynı tezler sıralandı. Ancak, kimse Türkiye’yi işgal etmedi henüz!

Gelinen nokta itibariyle Arapça tabela mevzusunda olduğu gibi mültecilere yönelik kin ve nefret muhtelif fenomenler vasıtasıyla karşımıza çıkmakta, kadrolu ırkçılar tarafından temcit pilavı gibi ısıtılıp önümüze konmaktadır. Tüm mesaisini sığınmacı nefretinin inşası için harcayan Ümit Özdağ gibi müfterilerin olduğu bir vasatta Müslümanlara ve vicdan ehli insanlara büyük görevler düşüyor. Allah’ın emaneti olan muhacirlerin ırkçı azgınlık karşısında yalnız bırakılmaması kardeşliğin gereği görülmelidir.

Yahya Fırat Arşivi