Öncelikli Tehdit
HAKSÖZ Sayı: 422/423 - Mayıs/Haziran 2026

Coğrafyamıza, insanlarımıza yönelen zulüm dalgaları hız kesmeden devam ediyor. 28 Şubat günü İran’a karşı başlatılan savaş 7 Nisan’da Pakistan’ın arabuluculuğuyla varılan ateşkes kararıyla geçici olarak durmuş görünse de Lübnan’dan Gazze’ye her yerde Siyonistler katliam ve soykırım suçunu kesintisiz biçimde icra etmeyi sürdürüyorlar.

Siyonist çete ve Amerikalı emperyalistler 40 gün boyunca binlerce hedef vurdu, İran’da büyük hasar ve yıkım meydana getirdi ama İran diz çökmeyip karşılık vermeye devam edince bu kez saldırganlıklarını daha ileri noktalara taşıdılar. Köprüleri, tren yollarını vurdular, aşı enstitüsünü bombaladılar. Yetinmediler tüm altyapıyı yıkacakları tehdidini savurdular. Su tesislerini, enerji santrallerini tümüyle yıkacaklarını ilan ettiler. “İran’ı taş devrine döndüreceğiz!” diye parmak salladılar.

Yapabilir miydiler? Evet, bu azgınlık, bu zalimlik potansiyeline sahipler. Gazze’de iki buçuk yıldır yaptıkları ortada. Zulümde sınır tanımıyorlar, bunu tüm dünya gördü. Zalim çehrelerini tanıdı. Ama aynı zamanda tüm bu yaşananlar işgalcilerin gücünün sınırını da ortaya koydu. Öyle iddia ettikleri gibi her istediklerini yapmaya muktedir olmadıklarını da gösterdi.

Gazze’de her istediklerini yapabildiler mi? Lübnan’da yapabiliyorlar mı? Hayır elhamdulillah! İran’da da yapamadılar.

Bunca ağır darbelere rağmen İran’ın direnişi geri adım attırdı, uzlaşmak zorunda kaldılar. Savaşın ilk saatleri, ilk günlerinde verdikleri resim değişti. O mütekebbir eda alay konusu oldu. Bu yönüyle İran yediği darbelerin büyüklüğüne rağmen güç zehirlenmesi içindeki Trump ve şürekasına iyi bir tokat atmış oldu.

Enes’ten rivayet olunduğuna göre Nebi (s) şöyle buyurmuştur: “Dünyada yükselttiği bir şeyi illaki tekrar alçaltması Allah üzerine haktır.”

İran savaşını değerlendirdiğimizde savaşın gidişatının ABD-İsrail beklentilerine uygun gelişmemesi tüm bölgemiz ve ümmet için bir kazanımdır. Çünkü çok daha büyük, ağır bir tasallut, tahakküm tehdidi ile karşı karşıyaydık. Allah-u Teâlâ muhafaza etsin!

Peki, İran’ın çatışmadan güçlü çıkması ya da imajını düzeltmesi bir tehlike midir?

Elbette yakın dönemde yaşananları görmezden gelemeyiz. İran’ın yanlışlarını, ümmet bünyesinde açtığı derin yaraları geçiştiremeyiz. Bu yüzden temkinli düşünmeye, tedbirli olmaya mecburuz. Ama İslam ümmetini hedef alan devasa saldırganlık karşısında da öncelikli tehdidi, asıl düşmanları ikinci plana itecek yönelim ve tutumlardan da kaçınmalıyız.

İki hususu bir arada değerlendirmeliyiz: Ümmeti zaafa uğratacak tartışmalardan, iç ihtilafları derinleştirmekten uzak durup mümkün olduğunca kapsayıcı, kuşatıcı olmak ama yaşanmış derin acıları da değersizleştirmemek.

İkinci husus bazen görmezden geliniyor. “Boş verin, unutun, şimdi zamanı değil.” vs. deniyor. Bu adil bir yaklaşım değildir. Kendimizi Suriye halkının yerine koyup bir düşünelim. Bu kadar rahat cümleler kurabilir miydik? Hamas mensuplarının İran konusunda esnek olması gibi Suriyeli Müslümanların sert olması da anlaşılabilir bir durumdur.

Evet, mezhepçilik, taifecilik yapmayalım ama mezhepçilik yapmamak adına da hakikatlere kör sağır olmayalım. Bu ikisi bir arada mümkündür. Müslümanlara mutedil ve dengeli davranmak, adil olmak yakışır. Uçlara gitmemek gerekir. Kızdığında, öfkelendiğinde gözü bir şey görmeyen; sevindiğinde de ayakları yerden kesilen insanların durumuna düşmemeliyiz.

haksoz-422-423

Haksöz Arşivi