Gazze’ye Yardımların Kesintisiz Devamı İnsanlığın İmtihanıdır
Haksöz Dergisi Sayı: 415 Ekim 2025

Gazze’de İsrail’in başlattığı soykırım tam iki yılı geride bıraktı. Bu süreçte sayısız katliama maruz kalan Gazze, en temel insani ihtiyaçlardan da mahrum bırakıldı. Tamamen kuşatma altında tutulan 2 milyonu aşkın Filistinlinin ekmeğe ve temiz suya erişimi neredeyse sıfırlandı. Gazze’ye ulaştırılmak istenen insani yardımlar ise İsrail tarafından engellendi. Açlıktan ölümlerin yaşanmaya başladığı Gazze’ye çeşitli yollarla yardımlar kısıtlı oranda ulaştırılmaya çalışılıyor ancak herkesin zihninde yardımlar hiçbir şekilde Gazze’ye ulaşmıyor algısı var. İsrail’in engelleri sebebiyle Refah Kapısında bekletilen binlerce TIR bu algıyı besliyor. Zihinlerde oluşan bu algıyı konunun en ilgili muhataplarından biriyle konuştuk ve sorularımızı ilettik. Bilgi ve Erdem Vakfı Başkanı Dr. Murat Koç, sorularımızı en net haliyle cevapladı.

RÖPORTAJ: Mehmet Ali Aslan


Öncelikle kamuoyunda en çok tartışılan ve neredeyse herkesin zihninde bir soru işareti oluşturan bir konuyla başlamak istiyorum. Gazze’ye gönderilen yardımların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı konusunda birçok farklı görüş var. Kimileri bu yardımların engellendiğini, kimileri ise hiç ulaşmadığını düşünüyor. Siz sahadaki tecrübelerinizle bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gazze’ye gönderilen yardımların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı sorusu, bağış yapan herkesin zihninde beliren en doğal sorulardan biridir. Bizim için de en temel hassasiyet tam olarak budur. Vakıf olarak başından beri şeffaflığı, güveni ve hakkaniyeti ilke ediniyoruz. Gazze’de bizim adımıza yardım faaliyetlerini sürdüren kardeşlerimizle uzun yıllardır birlikte çalışıyoruz. 7 Ekim sonrasında artan saldırılar ve ağırlaşan şartlar hem ihtiyaçları katbekat büyüttü hem de yardımların sıklığını artırmamızı zorunlu kıldı. Birçok şeye ulaşmanın neredeyse imkânsız hale geldiği bu süreçte, Gazze içinde insani yardım boyutuyla varlık göstermek bizim için sadece bir görev değil, aynı zamanda kardeşlerimizin haklı direnişine verilen somut bir destek anlamına geliyor.

Bu vazife bizim için ertelenemez, ihmal edilemez, terk edilemez bir sorumluluk. Çünkü orada yapılan her küçük katkı, yalnızca açlığı gidermiyor, aynı zamanda onuru, umudu ve direnci diri tutuyor. Kardeşlerimiz sahada birebir çalışıyor, her dağıtımı kayıt altına alıyor, fotoğraf ve video ile süreci belgeliyorlar. Bu görüntüleri de olduğu gibi bağışçılara ulaştırıyoruz. Bu sayede bağışçılarımız, verdikleri desteğin nasıl bir hayata dokunduğunu doğrudan görebiliyor. Bizim sistemimizde kaybolan, yanlış ellere giden, adrese ulaşmayan bir yardım olmaması için azami özen gösteriyoruz.

Bağışçılarımızın güvenini korumak, bizim için hem insani hem de ahlaki bir sorumluluk. Bu yüzden her yardım sonrası raporlarımızı paylaşarak süreci şeffaf tutuyoruz. İnsanların emanet ettiği her kuruşun, orada hayata tutunmaya çalışan, direnen kardeşlerimize olduğunu göstermek istiyoruz. Bizim için bu yalnızca bir yardım çalışması değil, aynı zamanda ümmet bilincinin, kardeşliğin ve adalet arayışının bir tezahürü.

Peki, yardımları hangi yollarla ve nasıl ulaştırıyorsunuz? Bu süreçte karşılaştığınız engeller nelerdir?

Yardımlarımız tamamen Gazze içinden temin ediliyor. Parayı ürünleri temin ettiğimiz ticari firmalara ve alışverişi yapan partnerlerimize bankalar üzerinden, dijital ortamda ulaştırıyoruz, ardından ekiplerimiz gerekli alışverişleri yapıyor. Gıda, içecek, içme suyu vb. gibi en acil ihtiyaçları doğrudan kardeşlerimize ulaştırıyoruz. Böylece yardımların gerçekten amacına ulaşmasını sağlamış oluyoruz. Fakat bu süreç hiç de kolay değil. Sürekli zorluklarla ve aksamalarla karşılaşıyoruz. Siyonistlerin müdahaleleri en önemli engel. Şimdiye kadar yardımlarımızı dağıtan kardeşlerimizden 34’ü bu çalışmalar sırasında şehit oldu. Siyonist rejim yardım çalışmalarını hedefleyen sayısız saldırı düzenledi. Halen de bu çalışmalara saldırmaya devam ediyor.

Ne yazık ki savaşın oluşturduğu bir karaborsa var. Sınır kapılarından muhtelif zamanlarda az da olsa belli miktarlarda ticari ürünler içeri giriyor. Bunlar da genellikle bakliyat, az miktarda un, mama ve benzeri ürünlerden ibaret. Fiyatları ise normalin onlarca katı pahalı. Biz bu ürünleri, imkânlarımız ölçüsünde temin edip sahadaki ekiplerimize ulaştırıyoruz. Yine aynı şekilde Gazze içinde henüz tamamen yıkıma uğramamış su şebekelerinin bulunduğu bölgelerden tankerlerle içme suyu temin ederek insanlara ulaştırıyoruz.

Yakıt sorunu ise en büyük engellerden biri. Çoğu zaman yakıt bulmak neredeyse imkânsız, bulunduğunda da inanılmaz pahalı. Ama ne kadar zor olursa olsun, bulabildiğimiz yakıtla tankerleri yürütüp suyla dolduruyor ve içme suyu ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Gazze içinde insanların temel ısınma ve yemek pişirme ihtiyacı için odun bulmak bile büyük bir mücadele. Tüm bu sıkıntılara rağmen ekiplerimiz, yardımların kesintisiz ve doğru ellere ulaşması için gece gündüz çaba sarf ediyor.

Gazze’nin bugün içinde bulunduğu tabloyu biraz açmanızı rica edeceğim. Şu an kaç insan yardıma muhtaç durumda? Sahaya dayalı bir veri var mı? Gıda, su, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlarda en acil sorun nedir? Bir ‘insani felaket’ten bahsedebilir miyiz?

Gazze’de bugün neredeyse 2 milyon insan doğrudan yardıma muhtaç durumda. Savaşın ağır yıkımı sebebiyle hayatın en temel ihtiyaçları bile olağanüstü aciliyet taşır hale geldi. Gıda, sağlık, yakıt, su, hijyen malzemeleri… Her biri birer kriz başlığına dönüşmüş durumda. Fakat özellikle son göç dalgalarıyla birlikte barınma, yemek ve temiz su ihtiyacı çok daha yakıcı bir şekilde öne çıkıyor. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kaldıkları için güvenli bir sığınak bulmakta zorlanıyor, çoğu aile açık alanlarda veya kalabalık kamplarda yaşam mücadelesi veriyor. Yetersiz beslenme her geçen gün daha fazla insana ağır bir yük bindiriyor; çocuklar ve yaşlılar açlıkla sınanıyor. İçme suyuna erişim ise neredeyse bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda.

Kısacası Gazze’de hayatın her alanı olağanüstü bir krizle kuşatılmış olsa da bugün barınma, yemek ve su en hayati ve ertelenemez ihtiyaçlar olarak önümüzde duruyor. Gazze Sağlık Bakanlığının günlük verilerine göre neredeyse her gün en az 10 kişi açlıktan hayatını kaybediyor ve ne yazık ki bu kayıpların büyük kısmını çocuklar oluşturuyor. Açlığın bu denli yakıcı bir şekilde can alması, yaşanan insani felaketin boyutunu ve aciliyetini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Tam anlamıyla dünyanın gözü önünde ve kimsenin müdahale etmediği bir insani kriz ile karşı karşıyayız.

Gazze’de hastaneler ve sağlık merkezleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışıyor, sağlık hizmetine erişim son derece sınırlı. Enerji kesintileri, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği, güvenli barınma alanlarının yok denecek kadar az olması günlük yaşamı sürdürülemez hâle getiriyor. İnsanlar en temel ihtiyaçlara ulaşamıyor ve bu tablo, yaşanan insani krizin boyutlarını açıkça ortaya koyuyor.

Dünyada ülkeler Gazze konusunda farklı politikalar izliyor. Siz bu yardımların uluslararası boyutunu nasıl görüyorsunuz? Hangi ülkeler aktif, hangileri geri planda? Kara, deniz, hava veya uluslararası kuruluşlar üzerinden yürüyen bir süreçten bahsedebilir miyiz?

Maalesef dünya ülkelerinin büyük kısmı Gazze konusunda yeterince aktif bir tutum sergilemiyor. Siyasi çıkarlar, diplomatik hesaplar ve güç dengeleri, en temel insani yardımların bile önüne set çekiyor. Hava yoluyla yapılan yardım girişimlerinde yaşananlar ise insanlık onurunun nasıl hoyratça hiçe sayıldığını gözler önüne seriyor. Birkaç ülkenin sınırlı girişimleri dışında, uluslararası toplum Gazze halkının yaşadığı felakete karşı sorumluluğunu yerine getirmiş değil.

Elbette BM, Kızılhaç, Kızılay gibi kuruluşlar belli ölçülerde sahada varlık gösteriyorlar, ancak yüz binlerce insanın açlıkla, susuzlukla ve hastalıkla boğuştuğu bir tabloda bu çabalar yeterli olmuyor. Gazze’de çocukların açlıktan can verdiği bir dönemde, büyük güçlerin suskunluğu ve etkisizliği aslında insanlığın ortak vicdanını yaralıyor.

Gazze’deki bu büyük insani kriz sadece bir coğrafyanın değil, bütün dünyanın imtihanıdır. Uluslararası toplumun etkili olabilmesi için somut adımlar atması, insani değerleri siyasi hesapların üstünde tutması gerekiyor. Biz ise imkanlarımız ölçüsünde bu boşluğu doldurmaya, kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bugün Gazze’nin çığlığı, aslında insanlığın ortak vicdanına yönelmiş bir çağrıdır.

Evet, hava yardımlarında kazalar yaşandı ve ölen insanlar oldu. Yardım görüntüleri inanılmaz acziyet ve aşağılanma hissiyatı oluşturuyor. Dünyanın en onurlu insanlarının böyle bir duruma düşürülmesi gerçekten de kahredici. Bu utanç kimin?

Hava yardımları adı altında Gazze semalarından atılan bir miktar yiyecek uğruna insanların hayatını kaybetmesi, aslında insanlık adına bir utanç tablosudur! Düşünün ki dünyanın en onurlu halkı, kendi toprağını, kendi iradesini, kendi özgürlüğünü savunurken, bir torba unun peşinde can vermek zorunda bırakılıyor. Bu sadece açlığın değil, aynı zamanda küresel ikiyüzlülüğün bir göstergesidir.

O yardım görüntüleri, Gazze halkını ve verdikleri eşsiz onurlu direnişi asla küçültmez, aksine dünyanın ne kadar küçüldüğünü, vicdanların ne kadar kuruduğunu, Siyonist azgınlığın dünyayı nasıl esir aldığını, büyük olduğunu iddia eden ve dünyaya kimi değerlerin hamisiymiş gibi pozlar verenlerin nasıl da sahtekâr olduğunu gösterir. Ardu’l-İzze halkı, bütün zulme ve bu soykırım girişimine rağmen izzetini koruyan bir halktır. Asıl aşağılanmayı hak eden, Siyonist vahşeti iki yıldır engelleyemeyen uluslararası sistemdir.

Bizim nazarımızda Gazze halkı, onurun ve direnişin sembolüdür. Açlıktan ölen çocukların, bir torba yiyecek uğruna hayatını kaybeden insanların acısı, bizim yüreğimizde bir yara olarak kalacak. Ama bilinsin ki bu tabloda utanç Gazze’nin değil, sessiz kalan dünyanın, bu zulmü izleyenlerin ve insanlığı birkaç paket yardıma indirgeyenlerin utancıdır.

Biraz da yardımların önündeki engellerin sebeplerini konuşalım. İsrail’in kısıtlamalarının arkasında sizce ne tür gerekçeler var? Açlıkla Gazze’nin iradesini kırmaya mı çalışıyor?

Siyonist rejim, Gazze halkının iradesini kırmak, Filistinlileri açlık ve yoksullukla boyun eğmeye zorlamak istediğini zaten ifade ediyor. Bebeleri diri diri yakan bu zalimler, kuşatmayı ve açlığı da bir katliam silahı olarak kullanıyorlar. Amaç hem açlığa mahkûm ederek sindirmek hem de direnişi yıldırmak. Açlık, burada bir araçtır, bir baskı mekanizmasıdır ve bunu uygulayanlar, insanlığın temel değerlerini alenen çiğniyor.

Yardımların kısıtlı geçmesi, Gazze halkını açlığa ve çaresizliğin en acı biçimlerine mahkûm eden bir kuşatmanın devam etmesine hizmet ediyor. Bu açıkça bir insanlık suçudur. Masum insanların aç bırakılması, temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılması, sadece kınamakla geçiştirilemez. Suçlular, uluslararası hukuk önünde hesap vermeli ve gerekli cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

Dünya sessiz kalamaz. Siyasi çıkarların ve hesapların arkasına sığınmak, masum insanların ölümüne göz yummak anlamına gelir. Gazze halkı, zulme ve açlığa rağmen dimdik ayakta duruyor, onurunu ve direncini koruyor. Uluslararası toplum, bu direncin karşısında harekete geçmeli, insani yardımı engelleyen tüm bariyerleri kaldırmalı ve yardımı koşulsuz, sınırsız biçimde ulaştırmalıdır. Her gün çocuklar açlıktan hayatını kaybederken, bekleyecek zaman yoktur, vicdan sahibi herkes derhal sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu tablo karşısında sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

Uluslararası kuruluşların (BM, Kızılhaç, Kızılay vb.) bu süreçteki tavrı sizce yeterli mi? Yüz binlerce insan en temel insani ihtiyaçlara ulaşamıyor. İnsanlık bu tabloyu nasıl sindiriyor?

Gerçekten çok üzülerek söylüyorum, uluslararası kuruluşlar bu süreçte sınıfta kaldı. BM, Kızılhaç, Kızılay… Kapasiteleri oranında bile sahada etkili olamıyorlar. Çoğu çekimser, çoğu korkak davranıyor. Gazze’de insanlar açlık, susuzluk ve çaresizlikle boğuşurken, bu kurumların sessizliği ve yetersizliği, dolaylı yoldan katliama ve soykırıma ortak olmak demek. Bunu görmek, insanın vicdanına çok ağır geliyor.

Gelecek nesiller, bugün yaşananları düşündüğünde belki anlamakta zorlanacaklar. İnsanların gözünün içine bakıp “yardım edeceğiz” diyen ama sahadaki acıyı görmezden gelen bir dünya görecekler. Aslında bu çelişki yeni değil. Geçmişte Bosna’da, Ruanda’da ve benzeri acı örneklerde, uluslararası toplum aynı şekilde sınıfta kalmıştı. Suriye’de buna benzer duyarsızlığı yıllarca acı biçimde müşahede ettik. Bugün Gazze’yle eş zamanlı Arakan kamplarında, Sudan’da aynı ilgisizlik ve sorumsuzluk milyonlarca insanın hayatının kararmasına neden oluyor. Mezkûr uluslararası kuruluşların uzun süredir imajları artık kimseye güven vermiyor. İnsanlar ikiyüzlülüğü ve çifte standardı görüyor, sahadaki dram ise görmezden gelinemeyecek kadar net.

Bunu sadece bir kurumsal başarısızlık olarak görmek yetmez, bu insanlığın vicdanına işlenmiş bir yara. Bu kurumlar, insanlığın ortak yararını gözetmek ve sahadaki insanların onurunu korumak için kurulmuştu. Ama bugün gelinen noktada vicdanlı dünya halkı nezdinde hiçbir değerleri kalmadı. Sessizlikleri, korkaklıkları ve çaresizlikleri, insanlığın onuruna doğrudan bir saldırı olarak kaydedilecektir. Tarih, bugün yaşanan bu paraliziyi asla unutmayacak ve gelecek nesiller bugünün kurumlarına derin bir öfke ile bakacaktır.

“Biz yardım gönderiyoruz ama zaten Gazze’ye ulaşmıyor.” algısının insanların bağış yapma iradesini nasıl etkilediğini sormak isterim. Bilgi ve Erdem Vakfı bu noktada güveni sağlamak için nasıl bir şeffaflık mekanizması işletiyor?

“Gazze’ye yardımlar ulaşmıyor!” endişesi anlaşılır ama son iki yıldır Gazze halkı dimdik ayakta duruyor, mücadele ediyor ve direniş azmini kaybetmiyorsa bilin ki kısıtlı da olsa yardımlar ulaşıyor.

Kardeşlerimize çağrımız açık: Endişe etmelerine gerek yok; birçok camia imkânları ölçüsünde, yardımları Gazze’ye ulaştırmayı başarıyor ve her adımda şeffaflığı önceliyor. Herkes güvendiği sivil toplum örgütüne destek olsun, çalışmalarını güçlendirsin ve çevresine duyurarak yardım ağını genişletmeye katkı versin. Türkiye’deki STK’lar, geçmiş krizlerden edindikleri tecrübeyle bu yardımları en etkin şekilde ulaştırmanın yöntemlerini çok iyi biliyor. Elhamdülillah, Gazze’deki kardeşlerimize de iki yıldır bu tecrübeler sayesinde sınırlı da olsa yardım ulaştırmayı başarıyoruz. Her destek bir yardım olmanın ötesinde bir umut, bir güven ve bir dayanışma mesajıdır. Gazze halkının onurlu direnişi görünür kılındıkça biz de bu sorumluluğun ve ümmetin borcunun bilinciyle hareket etmeye devam ediyoruz.

Doğrusunu söylemek gerekirse Bilgi ve Erdem Vakfı olarak muhtaç hale düşürülen kardeşlerimizin yaşadığı çaresizliği, oradaki yokluğu videolara kaydetmeyi hoş karşılamıyor, bunu doğru bulmuyoruz. Ancak bağışçılarımızın güvenini sağlamak ve “Yardımlar Gazze’ye ulaşmıyor!” algısını kırmak için her yardım sürecini baştan sona kayıt altına alıyor, videoya çekiyor ve şeffaf biçimde bağışçılarımızla paylaşmak zorunda kalıyoruz. Bu sayede insanlar, verdikleri desteğin gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştığını doğrudan görebiliyor ve güvenleri pekişiyor. Fotoğraf, video ve detaylı raporlarla yardım çalışmalarının gerçek etkisi görünür hâle geliyor.

Önümüzdeki döneme dair planlarınız nedir? Gazze’ye yönelik yardım çalışmalarında nasıl bir yol haritası öngörüyorsunuz? Uluslararası toplumun daha etkin olması için hangi adımlar atılmalı?

Önümüzdeki dönemde önceliğimiz, Gazze’ye yardımların sürekliliğini sağlamak ve en temel acil ihtiyaçları karşılamak olacak. Barınma, gıda, su ve sağlık hizmetleri alanlarında yaşanan eksiklikler, özellikle son göç dalgaları ve yıkım nedeniyle her zamankinden daha kritik hâle geldi. Gazze’nin yaklaşık %90’ı yıkılmış durumda, insanlar başlarını sokacak çadır bulmakta bile zorlanıyor. Bu koşullar altında, kalıcı projeler hayata geçirmek ne yazık ki mümkün değil. Bunun için ateşkesin sağlanması, sınırsız yardımın içeri girmesini sağlayacak açık kapı politikalarının uygulanması ve Siyonist saldırganlığın son bulması gerekiyor.

Şimdilik elimizden gelen tek şey, acil ihtiyaçları gidermek ve hayatta kalmayı mümkün kılmak. Önümüzde kış var ve bu durum devam ederse Gazze’deki kardeşlerimizi çok daha zor şartlar bekliyor, bunu düşündükçe yüreğimiz daralıyor. Sahadaki ekiplerimiz, tüm bu zorluklara rağmen imkânlar ölçüsünde yardımları ulaştırmak için yoğun bir çaba gösteriyor.

Gazze konusunda etkin olabilmesi için uluslararası toplumun öncelikle siyasi baskı ve diplomatik girişimlerde bulunması gerekiyor. Kuşatmanın son bulması, yardım koridorlarının kesintisiz açılması ve sivillere yönelik saldırganlığın durdurulması için somut adımlar atılmalı. İnsan hakları ve insani yardım normlarının uygulanması sağlanmalı, Gazze halkının temel ihtiyaçlarına erişimi güvence altına alınmalı. Buna ek olarak Sumud Filosu gibi sivil girişimler ve bağımsız insani yardım çabaları takdir edilmeli ve desteklenmeli. Bu tür girişimler, kuşatma altında olan halkın sesi olabiliyor ve uluslararası farkındalığın artmasına önemli katkı sağlıyor. Gazze’de yaşanan trajediye dikkat çekmek, sadece yardımların ulaşmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dayanışmayı, farkındalığı ve küresel vicdanı canlı tutuyor.

Vakfınızın yalnızca Gazze’de değil, dünyanın farklı bölgelerinde de yardım faaliyetleri yürüttüğünü biliyoruz. Hangi ülkelere, hangi alanlarda destek sağlıyorsunuz? Bu yardımların önceliklerini nasıl belirliyorsunuz? Hangi bölgeye ne ölçüde yardım yapılacağına karar verirken hangi kriterleri dikkate alıyorsunuz?

Dünyanın birçok yerinde ihtiyaç sahibi kardeşlerimiz var. İşgaller, savaşlar, kuşatmalar ve emperyal müdahaleler nedeniyle geri bırakılmış, sömürülmüş ve talan edilmiş topluluklar, özellikle yardıma muhtaç hâle gelmiş durumda. Bu kardeşlerimizin tamamına ulaşmamız mümkün değil; fakat bizler insani yardım çalışmalarını yalnızca bir yere bir şeyler ulaştırmak olarak görmüyoruz. Biz bunu, ümmet bilincimizi diri tutacak, kardeşliğimizi pekiştirecek ve insanlık için bir umut mesajı taşıyacak bir faaliyet alanı olarak görüyoruz. İnsanı yalnızca karnını doyuran bir varlık olarak değil, haysiyeti, umudu ve direnciyle bir bütün olarak görüyoruz.

Bilgi ve Erdem Vakfı, bu anlayışla dünyanın farklı bölgelerinde aktif olarak varlık göstermeye çalışıyor. Afrika’dan Suriye’ye, Gazze’den Afganistan’a, Bangladeş’ten Balkanlara, Türkiye’den Arakan’a kadar geniş bir coğrafyada düzenli olarak yardımları ulaştırmaya çalışıyoruz. Sadece acil ihtiyaçları karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda kalıcı eserler ve projelerle kardeşlerimizin yanında olmaya gayret ediyoruz.

Yurt içinde de benzer bir yaklaşım benimsiyoruz. Yetim, muhtaç ve mağdur ailelere düzenli yardımlar ulaştırıyor, ülke içindeki afet ve kriz bölgelerinde hızlı bir şekilde sahada olmayı sürdürüyoruz. Bu çalışmaları hem insani sorumluluğumuzu yerine getirmek hem de toplumda dayanışma ve kardeşlik bilincini güçlendirmek amacıyla yürütüyoruz.

Sizi en çok etkileyen bir hikâyeyi bizimle paylaşır mısınız?

Beni en çok etkileyen hikâyelerden biri, 2011 yılında Somali’de yaşandı. Kıtlık yüzünden Kenya’daki Dadaab mülteci kampına ulaşmak isteyen bir annenin, 3 yaşındaki evladını yolda bırakmak zorunda kalması hâli aklımdan çıkmıyor. Ne annesinin ne çocuğunun bir suçu vardı, fakat çaresizlik, onları birbirinden ayırdı. Bunun gibi, suçsuz yere yetim bırakılan çocuklar, katledilen bebekler… Bunları unutmak, vicdanı olan hiç kimse için mümkün değil.

Her bir hikâye, yaptığımız çalışmaların ne kadar hayati olduğunu hatırlatıyor ve Gazze’den Afganistan’a, Afrika’dan Bangladeş’e kadar uzanan sorumluluğumuzu gözler önüne seriyor. İnsanlığın acısını görmek, yardımlarımızın önemini hafızamızda diri tutan en önemli hatırlatıcıdır.

Son olarak diğer yardım kuruluşlarıyla ilişkilerinizi ve iş birliklerinizi öğrenmek isteriz.

Türkiye başta olmak üzere dünyada, gerçekten çok değerli ve etkili çalışmalar yürüten birçok sivil yapı var. Bu kuruluşların bir kısmını yakından tanıyoruz; birbirimizle tecrübelerimizi paylaşıyor, saha çalışmalarında birlikte iş birliği yapıyoruz. Alanları paylaşıyor, görev ve sorumlulukları netleştiriyor, böylece faaliyetleri daha etkin ve zengin hâle getiriyoruz.

Özellikle Türkiye’deki insani yardım kuruluşlarının iş birliği ve koordinasyonu son yıllarda giderek daha organize bir hâl aldı. Bu ortak çalışmalar hem yardımın daha hızlı ve doğru şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlıyor hem de örnek teşkil eden dayanışma ve ortak akıl uygulamalarını ortaya çıkarıyor. İş birliği, sadece kaynakların etkin kullanımı değil, aynı zamanda ümmet dayanışmasının ve vicdani sorumluluğun da güçlü bir ifadesi oluyor.

Murat Koç Arşivi