26 Mayıs 1905'te İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Akseki, İbrahim Aski gibi isimler vardı. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski'nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, 1924 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Fransa'da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Bankalarda müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Çeşitli üniversitelerde dersler verdi.
“Lugat, bir isim ver bana halimden / Herkesin bildiği dilden bir isim / Eski esvaplarım, tutun elimden / Aynalar söyleyin bana, ben kimim” diyecek olan şairin ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında kendisini gösterdi. Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii'nde vaiz olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. O ve Ben isimli eserini de bu camide yaşadığı hatıralardan yola çıkarak yazdığı bilinir.
Bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936'da haftalık Ağaç dergisini çıkardı. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç dergisi, Yakup Kadri'nin Kadro dergisi yazarlarının savunduğu ve dönemin entelektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve Marksizan düşüncelere karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul'a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17'nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında dini ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu dergisini çıkardı. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında yer aldı. Ancak, Büyük Doğu, dini bir kavga organı durumuna gelince yazarların bir kısmı ayrıldı. Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını, Yeni İstanbul, Son Posta, Babiali’de Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımladı. Kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi.
Necip Fazıl’ın Sabır Taşı adlı oyunu 1947 yılında CHP Piyes Yarışması Birincilik Ödülü'ne layık görülür ancak Necip Fazıl’ın jüri tarafından birinciliği ilan edilse de CHP yönetimi bunu içine sindiremeyip ödülü iptal ettirir. Doğumunun 75. yıldönümünde Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" ödülünü ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" unvanını aldı. “Ölüm, güzel şey budur, perde ardından haber / Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” diyen Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983'te Erenköy'deki evinde öldü.
Batılılaşan Türkiye’nin batılı aydınlarına karşı geleneksel çizgiyi, milliyetçi, mukaddesatçı söylemi temsil eden Necip Fazıl, güçlü söyleyişi olan bir şair olarak taraftar kitleleri içinde önemli ve etkin bir isim oldu. Necip Fazıl’ın tasavvuru “Büyük Doğu” isminde özetini bulan mukaddesatçı, milliyetçi, İslami ve devletçi değerlerin harmanlanmasıyla oluşur.
Şiiri ve şairi cemiyetin en mahrem, en sadık, en emin münadileri sayan Necip Fazıl’ın İslam düşüncesiyle ilgili olarak birikimi geleneksel ilmihal düzeyini aşabilmiş değildir. Üstad, tasavvuf tarihi içerisinde oluşturulan İslam düşüncesini sorgusuz sualsiz kabullenmiştir ve ısrarla bunun savunuculuğunu yapmıştır.
Meşhur tabirle Allah demenin sakıncalı olduğu zamanlarda Allah-u Ekber demeyi başarmıştır. Bir şair, gazeteci ve siyasi figür olarak edebi yeteneğini ve büyük polemikçi gücünü sonuna kadar kullanmıştır. Aktüel siyasal aktörlüğüne düşünsel derinliği olan sistematik bir boyut kazandırmamıştır. Kavga adamıdır ve kavgada sonuna kadar gitmiştir.
Gerek Türkiye gerekse de İslam dünyasının farklı memleketlerinden İslam önderlerini farklı açılımlarından, yönelişlerinden dolayı sert bir şekilde eleştirir. Ona göre Mehmed Âkif ‘küçük’ bir adamdır. Çünkü düşünce dünyası ve İslam algısı Necip Fazıl ile örtüşmez.
Cumhuriyet döneminin en karizmatik ve en velûd edebiyatçılarından biri olarak Necip Fazıl, her şeyden önce bir şairdir. Onu bir İslam âlimi gibi görmek ve ele almak doğru değildir. Fakat İslam’ı, şiirinde güçlü bir şekilde savunmuştur. Divan şiiri geleneğinden bağımsızlaşan edebiyatımız içinde heceye hayat veren kudretli şairlerindendir. Niyet olarak kesinlikle sanatının temelinde İslam kaygısı vardır. Şiiri çağdaşlarından farklı ve niteliklidir.
Sivri dilini İslami temelli şiirlerinden bağımsız olarak farklı kesim ve isimlere yöneltmekten kaçınmaz; hiciv ve öfkenin şairi olarak da boy gösterir, sanat ve siyaset dünyasında.
Onun siyasi duruşu yaşadığı dönemde oldukça öne çıkmasını sağladı. Büyük Doğu dergisini bir bayrak gibi kullandı. Siyasi düşünce ve etkinlikleri hapisler ve cezalarla engellendi. Muhalefetin neredeyse hiç olmadığı ya da olmasına fırsat verilmediği bir dönemde, farklı bir pencereden toplumla buluşmaya çalışması her türlü takdirin üzerindedir.
Ancak 12 Eylül darbesini de “darbe değil bir şahlanıştır” diye selamlayacak kadar da gel git bir düşünce dünyasına sahip şiirin büyük üstadı, muhafazakâr kitlelerin inançlarını toplumsal hayata taşımaya öncülük etmiştir. Fakat milliyetçi muhafazakâr duruşu aşıp vahyin şekillendirdiği bir düşünce sistemine ulaşamaması, büyük bir eksiklik olarak üstadın serüvenine mührünü vurmuştur.
Geriye etkileyici şiirler ve enteresan bir hayat bırakmıştır. Büyük bir şarkıya ses vermek için ayağa kalkmış ve bu uğurda didinmiştir. Bize düşen de Rahmeten Vasia demektir.

