Bay X, harflerin kuzey rüzgâra çalan deviniminde hiç mi olmaz hayatı ıskalayan sızıların. Bilinmez rüyaların üzerinde ülkeler kurdun, hayatlar Yusuf’un kuyusundan çekildi tek tip düşüncelere evrildi, şehirlerin betondan yüreklerine sürgün oldu yeryüzü sancısı. Bay X, ölümün gölgesini satar oldunuz, ruhumuzun hayattan koparılmış dehlizlerinde istiflediniz bir üveyiğin sesini, vakti pazarladınız gölgesiz insanların içinde, tarumar olmuş yüreklerden merhametin söndürülmüş ateşini çaldınız. Hiçliğin içine gönülsüz şehirler kurmaya çalıştınız, viran olmuş hayatlar pazarladınız sabah düşleri bir bir vuruldu ikindi gölgesini dahi soldurdunuz bir alacakaranlık kuşağında. Bay X, ruhumuzun çöllerinde yetiştirmeye çalıştığımız hayallerimizi çağın yalnızlığında heder etmeye çalıştınız, yokluk avuçlarımızda kor gibi yanar oldu, öykünmelerimiz ne uzun ne kısa olan bir boşluğa düşüyor, sözlerimiz bir buğday tanesi kadar sükûtun rengi dahi etmiyor. Varlık gecenin rengine bulaşmış, ellerimiz gözlerimiz simsiyah çağın serzenişinde ayaza çaldı. Duygusallığın namahrem modunu çaldınız, uçmayı öğrenemeden vurulmayı öğrettiniz, bozuk bir saat gibi durdu mevsimler göğsümüzün üzerinde. Beynimize kaşağılanmamış kelimelerden gökdelenler diktiniz. Rüzgâr en kuytu yerlerde merhametin yeryüzüne inmiş çehresini aradı. Sokaklar yürekleri viraneye dönmüş insanlar, camekânların önünde zulüm kusuyorlar rengârenk ışıklar altında. Bay X, Batının hengâmelerini estirdiniz, duygularımız ayaza çaldı bir ikindi vakti gölge üşümelerinde. Yüzümüz hep güneşin battığı yere baktı, tanrılar düşünceden putlar üretti ve adına modern temayülün çağdaş yenilikleri dediniz. Yönümüzü, ateşten pusulanın ağzında duygularımızı tütsülerken kaybettik. Kahırlı bir yalnızlıktı doğunun ilk ışıklarındaki siluetimiz. Ve gölgemiz kendi tenimiz yiyordu düşünceden putları eritirken kalbimiz. Hangi öykünün manifestosundayız kayboldu ruhumuza kurduğumuz duygular, çaresizlik ipi üzerinde gerildikçe gerildi hayat ve bir bocurgat gibi döndük sırtımızı kadim medeniyetin sükûtuna. Bay X, cilalanmış sözcükler devşirdin, ruhumuzun uçsuz bucaksız çöllerine ayrık otlarından gökdelenler yükselttin. Dağ gibi düşünceler tonlarca ağırlık yaptı beynimizin üzerinde, bir kelimeden kelimeye taşeronluk yaptırdın maddenin özgül ağırlığını Truva atı gibi kullandın, dünya ne kadarda küresel cam bir kavanozun içinde değil mi. Yeryüzü ne kadarda solgun, metafizik sancılar çekiyor sayenizde Bay X. Küresel ateşi her haneye maddenin özgül ağırlığını tartarak aşıladınız. İnsanların yüreklerindeki yangını dahi pazarladınız, acılarımızın vicdana uygun taraflarını paketlediniz, ısmarlama yaşamlar sipariş ettiniz. Hiç ölmeyecek gibi tanrılar ürettiniz maddenin muhafazakârlaştırılmış ritmik yüzüne. Kalbimizin ritmik atışları size dönük olmadı bir üveğin ölüm şarkılarını acı acı söylerken. Çocukların yetim kalmış seslerinin üzerinde yükselttiğiniz gökdelenlerin gölgesinde serinlemedik tenimiz teknolojinin gönüllü kölesi olduğu halde. Fakat kalbimiz ve aklımızın arasına birçok tali yollar eklediniz bir bir döküldük yağmur damlasının üzerine kurduğumuz otağıdan., ölüm yanı başımıza bir arpa boyu yaklaştığı halde.
Bay X, bu devran sözün suskunluktan daha ağır olduğu bir zaman. Yeryüzü ne kadarda ağır acı ve hüzün kokuyor sayenizde. Bumerang gibi size dönecek acının ve hüznün rengine bürünmüş ruhlar. Tan yerinin çeperinde medeniyet izi kalmış duygular inecek yeryüzüne mevsimler selama duracak. Göğün rengini yeniden boyayacak vicdanımız asrın kelimelerini yeniden doğuracak. Bilinmezliğin rüyasını, hayallerimizi deli gömleği gibi giydirdin mevsimi olmayan ülkelerde. Katran maddesinden yapılmış maskeniz bir bir düşecek Bay X. Ve hayata bir tutamlık dünyalığınız kalacak.

