22 ayı geride bırakan Gazze hadisesi gözlerini hakikate bilinçli biçimde kapatanlar hariç herkese dünyanın nasıl büyük bir zulüm ve ikiyüzlülük kuşatması altında oluğunu en açık, en net biçimde gösterdi. Siyonist çetenin Gazze’de işlediği insanlık suçları, akıl almaz vahşet görüntüleri aylar boyunca canlı yayınlarla ekranlardan tüm yeryüzüne yağdı ve hâlâ da yağmakta. On binlerce insanın füzelerle, tonluk bombalarla, tanklarla katledildiği; hastanelerin, okulların, mescitlerin acımasızca hedef alındığı; çaresiz insanların sığınmak zorunda kaldıkları derme çatma çadırların vahşice yakıldığı manzaralar sıklıkla hepimize “Olmaz böyle şey!” dedirtmişti. Ama oldu! Hepsi ve daha fazlası yaşandı.
Son süreçte ise yaklaşık iki yıl boyunca her saatimize, adeta her anımıza eşlik eden bu vahşet tablolarından daha da korkunç, daha da zalim manzaralarla karşı karşıya geliyoruz. Siyonist çete Gazze halkını doğrudan açlıktan ölüme mahkûm ediyor. Bir deri bir kemik kalmış bebeklerin, kaburga kemikleri derisine yapışmış yaşlıların, tanınmaz hale gelmiş, adeta kurumuş, solmuş çocukların ağır ağır dünyaya veda etme görüntülerine şahitlik ediyoruz hep birlikte. Sınır kapılarında binlerce yardım kamyonu bekletilir, içlerindeki gıda malzemesi bozulmaya, çürümeye terk edilirken Gazzelilerin çaresizlikle bir parça un alabilmek için birbirlerini ezdiklerine dair görüntüler adeta otomatik tüfekten çıkan kurşunlar gibi göğsümüze saplanıyor.
Siyonist işgal çetesi bununla da yetinmiyor. Çaresizlik içindeki insanlar sözde yardım dağıtılan merkezlere yöneldiklerinde, buralarda kalabalık oluşturdukları ve kendileri için tehdit teşkil ettikleri gerekçesiyle üzerlerine yağdırılan mermilerle katlediliyorlar. Aylardır hiçbir yardım malzemesi ulaştırılmayan, aç ve susuz bırakılıp yavaş ölüme terk edilen bu insanlardan onlarcası her gün sadist zevklerini tatmin etmeye çalışan işgal ordusunun sapık askerlerince bir av malzemesine dönüştürülüp alçakça öldürülüyorlar.
Küresel Barbarlık ve İkiyüzlülük Düzeni
Şüphesiz bu tablo, bu manzara sadece Siyonist çetenin vahşetini yansıtmamakta; aynı zamanda küresel düzenin ve bu düzenle uyumlu devletlerin, yapıların, kesimlerin de utancını simgelemektedir. Aylardır bombaların hedefi oldukları yetmezmiş gibi bir yandan da açlıkla boğuşan Gazzeliler yakıcı güneşin altında saatlerce yürüyüp geldikleri sözde yardım dağıtım merkezlerinde çaresizce bekledikleri sırada katledilirken saçma sapan gündemlerle meşgul olan, bu vahşete karşı sesini yükseltmeyen, boş gözlerle zulmü seyreden herkes bu zulmün suç ortağıdır. Gazzeliler acımasızca Siyonist terör örgütü tarafından soykırıma uğratılırken Yahudi esirlerin derdine düşenler, direnişin silahını tartışanlar, Hamas’ın Gazze’nin yönetiminden uzaklaştırılması için plan yapanlar da Siyonist katillerin uşağıdır.
İnanılmaz bir durum var ortada. Hamas ile savaştığını iddia eden Siyonist çete Gazze halkına karşı sistematik bir soykırım icra ediyor. On binlerce çocuğu, kadını, yaşlıyı; gazetecileri, doktorları, yardım görevlilerini katlediyor. Camileri, okulları, hastaneleri, kiliseleri bombalıyor. Tüm bu vahşet devam ederken küresel güçler ise Hamas’tan elindeki Yahudi esirleri derhal ve şartsız serbest bırakmasını talep ediyor, bunu yapmadığı takdirde İsrail’in yapıp ettiklerinde haklı olduğu imasında bulunuyorlar.
İsrail iki milyondan fazla insanı açlığa mahkûm ediyor. Dünyadan gönderilen yardım malzemelerinin Gazze’ye girişini engelliyor. Silahlarla, bombalarla yürüttüğü katliamdan bile daha açık, daha kitlesel, daha vahşi bu imha siyaseti tüm dünyanın gözleri önünde yaşanırken ne ilginçtir ki birileri Hamas’ın silahlarını terk etmesi gerektiğine dair kararlar alıp çağrılar yayınlayabiliyorlar.
Siyonist terör örgütünün tüm Gazzelilere rehine muamelesi yaptığı, hatta rehine olmaktan da öte onları doğrudan kurban haline getirdiği görmezden geliniyor. Asırlık bir saldırı çerçevesinde Filistin’in toprağıyla, halkıyla sömürgeleştirildiği gerçeği gizlenip her şeyin 7 Ekim’de başladığı masalı biteviye tekrar edilirken, Hamas ile savaş iddiasının Filistin halkını açlıktan öldürmeyi nasıl olup da haklı çıkartabildiği asla tartışılmıyor, sorgulanmıyor.
Gazze’yi Tümüyle İşgal Planı: Siyonist Çetenin Vietnam’ı
Siyonist çete yeryüzünün tamamında ve vicdan sahibi tüm insanlar nezdinde her geçen gün biraz daha artan bir nefret ve tiksinti ile karşılaşmasına rağmen adeta bir bataklıkta debeleniyor gibi hiç durmadan yeni zalimliklere, yeni vahşiliklere yöneliyor. Gazze’ye insani yardımların engellenmemesi ve acilen ateşkes ilan edilmesine yönelik çağrılar düne kadar İsrail’in muhafızlığına soyunmuş ülkelerin liderlerince bile seslendirilmeye başlanmışken Siyonist çete yol açtığı yıkım ve katliam yetmezmiş gibi Gazze’nin tümüyle işgaline dönük sinyaller veriyor. Gerek uluslararası düzeyde tepkiler gerekse kendi içinden yükselen itirazlara rağmen Netanyahu çetesi Gazze’de topyekûn işgal hazırlığı yaptığına dair beyanlarda bulunuyor.
Elbette bu söylemlerin devam etmekte olan müzakere sürecinde Hamas’ı baskı altına alma taktiği olarak yorumlanması mümkündür. Nitekim 8 Ağustos sabahı saatlerce süren tartışmalar, müzakereler neticesinde İsrail güvenlik kabinesinde kabul edilen işgal planı duyurulurken, aynı anda Hamas’a yönelik 5 şartın da dillendirilmesi bu amacı ortaya koyuyor. Bu şekilde şu anda yoğun bir nüfusun yaşadığı Gazze şehir merkezinin tümüyle işgal edilmesini içeren plana onay verildiği açıklanırken, bu planın ancak Hamas’ın silahlarını terk edip Gazze yönetiminden çekilmesi durumunda gerçekleşmeyebileceği ilan ediliyor. Bunun müzakere sürecinde Hamas’ı taviz vermeye zorlamaya yönelik bir taktik olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.
Mamafih Netanyahu çetesinin söz konusu derinleştirilmiş işgal planlarıyla ilgili olarak “Bu asla olmaz, bu kadarını da artık yapamazlar!” demenin de pek kolay olmadığı görülmeli. Neden? Çünkü Siyonist çete çılgınlık ve canavarlık noktasında hiçbir sınır tanımadığını bugüne dek yeterince ispat etmiştir. Hedeflerine ulaşma noktasında başarısızlığı netleştikçe saldırganlığını yeni zeminlere taşımakta, işgale giderek daha vahşi görünümler kazandırmaktadır. Bu noktada dünyadan gelen cılız tepkileri dikkate alma ihtiyacı hissetmemekte, iç kamuoyunda yükselen itirazlara ise gözünü kapatıp nasılsa bunları hep bir sonraki adımda ulaşacağı zafer tablosuyla yatıştırabileceğinin hesabını yapmaktadır.
Netanyahu yönetiminin iki yıla yaklaşan Gazze saldırısı işgal çetesi içinde giderek daha fazla kaygı biriktirmekte ve ABD’nin Vietnam hezimetini çağrıştırmaktadır. ABD’nin Vietnam’da, SSCB’nin Afganistan’da, sonra yine ABD’nin Afganistan’da yaşadığı şekilde güçlü orduları ve silahları olan devletler kendilerinden daha zayıf kuvvetlerin hüküm sürdüğü coğrafyaları işgal etme ve buralarda yaşayan halkları katletme konusunda bir zorluk yaşamamaktadırlar. Ama işgal edilen coğrafyada direniş iradesi mevcutsa güçlü silahlarının bir işe yaramadığını da görmekte ve uzun süren yıpratma savaşı neticesinde ödettikleri bedelle kıyaslandığında çok daha küçük de görünse kendileri de ağır bedel ödeyerek geri adım atmak zorunda kalmaktadırlar. Üstelik işgale uğrayan coğrafyalarda direniş iradesi haklı ve meşru bir temele otururken, emperyal güçlerin yürüttükleri savaşın giderek amaçsızlaşması ödedikleri bedelin katlanılamaz, dayanılamaz hale gelmesini de beraberinde getirebilmekte ve işgal çabası özetle bir tuzağa dönüşmektedir.
Siyonist çetenin Filistin topraklarında, hassaten Gazze’de yürüttüğü saldırının da giderek işgal çetesi için bir tuzak mahiyetine büründüğünü söyleyebiliriz. Neredeyse iki yılın sonunda onca vahşete, katliama, soykırıma; tüm dünyayı tiksindirecek sistematik ve yaygın insanlık suçlarına rağmen gelinen yerin ancak işgali daha fazla derinleştirmek olarak tanımlanması bir çıkmaz halidir. Nitekim işgal ordusunun yöneticileri dahi bunu görmekte ve itiraz etmekte ama başarısızlığı üstlenmeyi göze alamayan Netanyahu çetesi süreci daha fazla katliam ve yıkım tehdidiyle lehine çevirmeye çalışmaktadır.
Siyonist Çetenin Azgınlığı Çaresizliğinin Yansımasıdır!
Aslında bir bütün olarak Siyonist çete bir batağa saplandığının farkındadır. İleri gidememekte, geri de dönememekte, bu yüzden sürekli patinaj çekmekte, kendi ekseni etrafında dolaşmaktadır. Filistin halkını işgale boyun eğdirmek, direnişi kırmak, Hamas’ı tasfiye etmek gibi büyük hedeflerine bir türlü ulaşamamakta, bu başarısızlığını telafi etmek için her gün her saat daha fazla kıyım ve yıkıma girişmektedir. Gizlemesine rağmen kayıplarının sürekli artışı ve işgal ordusunun ödediği bedel Yahudi toplumunda derin bir travmaya yol açmış durumdadır. Yahudi toplumu içinde giderek daha büyük kitleler İsrail’den ümidi kesme durumundadır.
Aşırı sağcı bazı gruplar haricinde Yahudi toplumunun geneli savaşın bu şekilde sürdürülmesinin olumlu bir sonuç getirmeyeceğinin farkındadır. Daha önce askerlikten muaf tutulan dindar Yahudilerin zorla askere alınması çabaları büyük ölçüde akim kalmıştır. Gazze Yahudi askerler için bir travmaya dönüşmüş, on binlercesi tedaviye muhtaç hale gelmiştir. Bu yüzden Gazze’de savaşa gitmemek için intihar edelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Küresel güçlerden aldığı büyük desteğe rağmen İsrail Gazze’de yıkım ve soykırım haricinde hiçbir şey yapamamış, somut herhangi bir başarı elde edememiştir.
Ve şimdi küresel destek de azalmaktadır. İsrail düne kadar her türlü suçuna ortaklıktan çekinmeyen dostlarının, uluslararası güçlerin desteğini kaybetmeye başlamıştır. İnsanlık dışı eylemlerine yönelik dünyada yükselen öfke İsrail’in varlığına yönelik öfkeye dönüşme yolundadır. 360 kilometre karelik küçücük Gazze dünyada vicdanın ve dayanışmanın sembolü haline gelirken, İsrail bugün doğudan batıya yeryüzünün geniş bir kesiminde adeta küresel bir nefret odağıdır.
Siyonist Çeteyi Rahatsız Eden Her Adım Bir Kazanımdır!
İsrail’i bizzat var eden, inşa eden İngiltere de dâhil olmak üzere daha önce Filistin devletini tanıma noktasında çekimser tavır takınan, ayak direten Batılı ülkeler İsrail’in işlediği suçlara karşılık olarak iki devletli çözüm tezini birbiri ardına dillendirmekte ve Filistin devletini tanıyacaklarını ilan etmektedirler.
Şüphesiz bu sembolik girişimin devam etmekte olan katliamı durdurma, işgal zulmünün etkisini azaltma yönünde somut bir fayda doğurması beklenmemelidir. Aynı şekilde Siyonist çetenin Ortadoğu’da icra ettiği her türlü cürmün fiilî suç ortağı konumunda olan bu devletlerin hiçbir şekilde işledikleri suçların, günahların unutulması, ikiyüzlülüklerinin görmezden gelinmesi de mümkün değildir. Bununla birlikte desteklerine en çok ihtiyaç duydukları bir vasatta bu güçlerin İsrail adlı çetenin yükünü daha fazla taşıyamayacaklarını görüp aralarına mesafe koymaya çalışmaları siyasi düzlemde önemli bir gelişme; gerek Siyonist çetenin yalnızlaşması gerekse Filistin davasının küreselleşmesi açısından bir kazanımdır.
Hamas Filistin Halkının Direniş İradesidir!
Gazze savaşı büyük bir irade savaşı olarak devam etmektedir. Siyonist çete vahşet dozunu artırarak, katliam ve yıkım çıtasını sürekli biçimde yukarı taşıyarak Gazze halkını sindirmeye, Gazze halkının direniş iradesi olan Hamas’ı taviz vermeye zorlamaktadır. Gerçekten de bu çok ağır ve dayanılması çok zor bir haldir. Gazze halkı yaklaşık iki yıldır inanılmaz bir vahşetle karşılaşmış, tarif edilemez acılara maruz kalmış, çok büyük bedel ödemiştir. Buna rağmen işgalciyi memnun edecek, işgal politikasını kolaylaştıracak bir tutuma asla yönelmemiş, yaşanılan vahşetin faturasını direnişe kesme oyununa düşmemiş ve öfkesini, düşmanlığını sürekli ve net bir biçimde işgalciye yöneltmiştir.
Direnişi güçlü kılan asıl unsur Filistin halkının bu imanı ve yüksek politik bilincidir. Hamas bu zeminde direnmekte ve gerektiğinde en ağır bedeli göze alarak tavizsiz tutumunu sürdürmektedir. Gazze halkının maruz kaldığı büyük insani felaket karşısında Hamas’ın da çok müşkül bir duruma düştüğü ortadadır. Nitekim Hamas sözcülerinin çağrıları, mesajları bu durumu yansıtmaktadır. Ama her şeye rağmen direniş iradesinde bir gevşeme, bir geri adım söz konusu değildir. Bilakis kararlılık mevcuttur.
Sözümüz Yılgınlık ve Karamsarlık Değil, Kararlılık İçermeli!
Tam bu noktada bize düşen Gazze’de davam etmekte olan mücadeleye ilişkin olarak karamsar, yılgın, acziyet ve çaresizlik kokan mesajlar yaymak yerine direnişe gücümüzü ve imkânlarımızı zorlayarak omuz vermektir. Şüphesiz Uluslararası Adalet Divanından BM’ye, İslam dünyasında hüküm sürmekte olan devletlerden AB’ye, uluslararası kuruluşlara, medyaya her kurum ve güçten Gazze’de sürmekte olan soykırıma karşı harekete geçmelerini, bir şeyler yapmalarını isteyebiliriz. Tüm bu çağrılar, mesajlar kendi içinde anlamlıdır, insanlık vicdanını harekete geçirmek için gereklidir. Ayrıca Filistin davası özelinde, küresel çapta yürütülmekte olan bir mücadelenin parçası olarak görülmelidir.
Bununla birlikte iki yıla yaklaşan soykırım süreci gayet net biçimde Gazze’de sonucu belirleyecek olan şeyin bu güçlerin, çevrelerin eylemleri olmayıp bizzat Hamas’ın irade ve eylemliliği olduğunu ortaya koymuştur. Öyleyse harekete geçmeyeceği belirginleşmiş orduların peşinde koşmaktansa, gerçekleşmeyeceği kesinleşmiş müdahalelerin ardında dil dökmektense yapabileceklerimize, kendimize odaklanmalıyız. Bu bağlamda elimizdeki imkânları direnişi güçlendirmek, direnişe omuz vermek için seferber etmeliyiz.
Filistin’e Sahip Çıkmanın Yolu Hamas’a Destek Vermekten Geçer!
Açıktır ki Gazze hadisesini farklı hesaplaşmalara zemin kılmanın, iç tartışmalara dönüştürerek mevcut gerginlik ve moral bozukluğunu daha da artırmanın ve iç kırılmaları derinleştirmenin bize bir faydası olmayacaktır. Bilakis bu tartışma ve gerilimlerin yoğunlaşması ancak düşmanı sevindirir. Düşmanı sevindirmek ise Müslümanlara asla yakışmayacak bir basiretsizlik, hatta daha ötesi bir savaş suçudur.
Evet, Gazze’de mazlum kardeşlerimizin karşılaştıkları korkunç zulümlerin önüne geçme hususunda imkânlarımız sınırlı. Azgın, kudurgan Siyonist çeteyi fiilen durdurma konusunda elimizde bir güç yok. Ama orada hepimiz adına savaşan, İslam ümmetinin şerefini temsil eden, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmadan ve hiçbir fedakârlıktan da kaçınmayan azimli, kararlı kardeşlerimiz var.
Yani çaresiz değiliz, bilakis büyük bir imkâna, avantaja sahibiz. Öyleyse yapacağımız bellidir. Bizler inançla, samimiyetle Filistin davasına sahip çıkmak istiyorsak sesimizle, sözümüzle, yardımlarımızla Hamas’a sahip çıkmalıyız. Hamas’ı yalnız ve yardımsız bırakmaya yönelik şeytani planlar karşısında ümmetin onurunu, geleceğini ve umudunu temsil eden kardeşlerimize en güçlü şekilde destek vermeliyiz.

