Siyonist katiller, yaralıların hayata tutunmaya çalıştığı yerde Enes eş-Şerif’i öldürdüler.
İsrail ordusu Gazze’deki Şifa Hastanesi'nin hemen önündeki medya çadırını doğrudan bombalayarak el-Cezire muhabirleri Enes eş-Şerif ve Muhammed Kureyka ile kameraman İbrahim Zahir, Muhammed Nevfel ve Mumin Aliva'yı öldürdü.
Bu bir kaza değildi. Bu, Gazze’deki gerçekleri anlatmaya çalışan gazetecileri ortadan kaldırmak için yapılan kasıtlı bir saldırıydı.
Şerif, Gazze'nin kuzeyindeki Cebaliye'den genç bir Filistinliydi. 22 aydır soykırımı takip ediyordu. Onun tek suçu, soykırım gerçeklerini ortaya çıkarmakta ısrar ettiği için Gazze’yi terk etmeyi reddetmesiydi: “Sınırsız katliam, yaşamın her zerresinin kasıtlı olarak yok edilmesi.” Şerif durmaksızın çalışıyordu.
1996 doğumlu olan Şerif, Aksa İntifadası başladığında 4 yaşındaydı; İsrail, Gazze'yi ilk kez ablukaya aldığında 10, 2008 Gazze savaşı patlak verdiğinde 12 ve 2014 saldırısı sırasında 18 yaşındaydı.
İsrail onu öldürdüğünde ise henüz 29 yaşındaydı. Hayatı, her biri bir öncekinden daha ölümcül olan savaşlarla şekillendi.
22 ay boyunca Şerif'in yaptığı haberler Arap dünyasındaki milyonlarca eve ulaştı. Bir gazeteciden daha fazlası olan Şerif, güvenilir bir tanık haline geldi. İzleyiciler, onun sesini tanıdıkları kadar acısını da biliyorlardı: İsrail saldırısında babasının öldürülmesi; annesinden, kızı Şam'dan, soykırım sırasında doğan oğlu Salah'tan ve eşi Bayan'dan ayrı kalması...
Onu Gazze'nin kuzeyindeki en şiddetli cephelere kadar takip ettik. Orada bombardıman ve açlık altında çalıştı. Ama asla boyun eğmedi ve asla susturulamadı.
“Sen Bizim Sesimizsin!”
Şerif, İsrail saldırısında öldürülen el-Cezire muhabiri İsmail el-Ğul da dâhil olmak üzere, kendinden önce öldürülen meslektaşlarının boşluğunu doldurmuştu. Bir başka meslektaşı Vail Dahduh, eşi, çocukları ve torunu katledildikten sonra haber yapmaya devam etti, ancak daha sonra kendi yaralarını tedavi ettirebilmek için Gazze'den ayrılmak zorunda kaldı.
Şerif, onların misyonunu devraldı: Dünya başka yere bakarken Gazze'nin hikâyesini anlatmak. Şimdi, Şerif ve dört meslektaşının öldürülmesiyle İsrail, el-Cezire'nin Gazze ekibinin tamamını yok etmiş oldu.
Canlı yayında açlıktan bayılan bir kadının hikâyesini tüm dünyaya anlatmaya çalışırken sesinin titrediği ve gözyaşlarına boğulduğu günü hatırlıyoruz ve yoldan geçen bir kişi şöyle seslenmişti: “Devam et Enes, sen bizim sesimizsin.”
Ocak ayında, ateşkes ilan edildiği günü hatırlıyoruz, kamera karşısında basın yeleğini çıkarmıştı; onun için acımasız katliamların ardından kısa bir nefes alma şansıydı. Gazze'de minnettar Filistinliler tarafından omuzlara kaldırıldığını, cesareti nedeniyle onurlandırıldığını hatırlıyoruz.
Tüm bunlar nedeniyle Şerif, soykırımcı bir devletin düşmanı haline geldi. İsrail istihbaratı onu açıkça tehdit etti. İlk önce babası öldürüldü. Şerif, haber yapmayı bırakmazsa cezalandırılacağına dair İsrail ordusu tarafından uyarılar aldığını söyledi. Bu ciddi bir uyarıydı. Ardından meslektaşlarının öldürülmesi geldi.
Sonunda tehdit gerçekleştirildi: O ve dört meslektaşı Gazze, Lübnan ve Suriye'de binlerce diğer suikastta olduğu gibi, bir İsrail insansız hava aracı saldırısıyla vahşice katledildi.
İsrail'in en zehirli sözcüsü Avichay Adraee, onu ismen hedef aldı. Geçen ayın sonunda, Gazetecileri Koruma Komitesi şu uyarıda bulundu: “Bu son asılsız suçlamalar, eş-Şerif'i öldürmek için ortam hazırlama çabasını gösteriyor.” Adraee, radyo yerine sosyal medyayla donanmış yeni Joseph Goebbels'tir ve ölüm hedeflerini sırıtarak açıklamaktadır.
Şerif, arkadaşlarının ve meslektaşlarının gözlerinin önünde vurularak öldürüldüğünü gördü. Onların tabutlarını taşıdı, sonra ellerinde hâlâ cenaze tozu varken işine geri döndü. Gücünü, 2022'de Cenin'de İsrail tarafından öldürülen Şirin Ebu Akile’den aldı. Şirin, Hristiyan idi, Şerif ise Müslüman. İsrail, gerçeği ortadan kaldırmak için savaşırken asla ayrım yapmaz.
İsrail onu tutuklamak isteseydi, bunu yapabilirdi. Şerif'in nerede olduğu her zaman biliniyordu. Silahı yoktu. Sık sık İsrail kontrol noktalarının görüş mesafesinde çalışıyordu. Ama onlar tutuklamak için gelmediler; öldürmek için geldiler.
Bu aynı zamanda bir hazırlıktı. Başbakan Benjamin Netanyahu'nun Gazze'ye karşı savaşı -sivillerin toplu katliamı ve yaşamın temellerinin yok edilmesi dışında- ilan ettiği hedeflerine ulaşamadan 22 aydır sürüyor. Koalisyonu parçalanıyor.
Şimdi, kabinenin onayıyla Gazze'yi tümüyle işgale hazırlanıyor: etnik temizliğin zirve noktası. Bu soykırım, elbette tanıklık edecek gazeteci kalmazsa daha kolay olacak. Şerif ve meslektaşları, kendileri için çok tehlikeliydi. İsrail hükümeti, bir sonraki dalganın karanlıkta gerçekleşmesini planlıyor.
Gözler Önünde İşlenen Katliamlar
Şerif'i öldürdükten birkaç saat sonra İsrail ordusu pişmanlık duymadığını, aksine gurur duyduğunu belirten bir açıklama yaptı. Şerif'i öldürdükleri için övündüler, onun “terörist” olduğuna dair kendilerince çok basit “kanıtlar” sundular.
Bu, suikastçı devletlerin en eski numarasıdır: Gazetecileri öldür, sonra da adlarını karala. Yine de uluslararası bir haber ağında 670 günden fazla canlı yayın yapan bir adamın, ‘bombalanan hastaneleri filme alıp çocukları gömerken gizlice bir militan hücreyi komuta ettiğine’ inanmamız isteniyor.
Bazı ana akım medya kuruluşları, Netanyahu'nun yalanlarını tekrarladıkları gibi, bu iftirayı da tekrarladılar. Gazze'de açlık olduğunu inkâr ederek İsrail'in yaptığı yıkımdan Hamas'ı sorumlu tuttular. Uluslararası raporlarla çürütülen bu sözler, utanç duymadan yayınlandı.
Şerif, İsrail tarafından hedef alınabileceğini biliyordu. Birkaç ay önce veda mektubunu yazdı: “Bu sözler size ulaşırsa İsrail'in beni öldürmeyi ve sesimi susturmayı başardığını bilin... Size Filistin'i emanet ediyorum; Müslüman dünyasının tacındaki mücevher, bu dünyadaki her özgür insanın kalbi. Size onun halkını, güvenlik ve barış içinde yaşama fırsatı bulamayan, haksızlığa uğramış masum çocuklarını emanet ediyorum. Onların saf bedenleri binlerce tonluk İsrail bombaları ve füzeleri altında ezildi, parçalandı ve etrafa saçıldı.”
İsrail'in Şerif ve meslektaşlarını öldürme amacı, sadece soykırım gerçeğini gizlemek değil, onu kişisel olarak da hedef almaktı. Gazze'deki Filistinlilerin Şerif’e olan bağlılıklarını, güvenlerini ve cesaretine duydukları hayranlığı bilen İsrail, Filistinlilerin ruhunu kırmak istedi.
Ancak bu plan başarısız olacaktır. Onun ölümü Gazze'nin iradesini kıramayacaktır. Sadece halkını onun yolundan gitmeye daha da kararlı hale getirecektir.
Şerif'in, kızı Şam ile gülümseyerek çektiği bir video var. Şerif, “Trump Gazze'den ayrılmamızı istiyor. Sen ayrılmak istiyor musun? Katar'a? Ürdün'e? Mısır'a? Türkiye'ye?” diye soruyor. Kız her ülkede başını yana sallıyor. “Neden?” diye soruyor Şerif. Kızın cevabı basit: “Çünkü Gazze'yi seviyorum.” Görüntülerde Şerif, kızını kollarının arasına alıyor ve onun cevabının kendi kalbinde de yankılanan cevapla aynı olduğunu bilen bir babanın şefkatiyle ona sarılıyor.
İnsanlar Şerif’i omuzlarında taşıdılar, tıpkı bir zamanlar Ebu Akile'yi taşıdıkları gibi, İsrailli askerler onun tabutunu düşürmeye çalışmıştı. Bu, hiçbir kurşunun öldüremeyeceği bir ‘gerçeğin’ binlerce yeni koruyucusunun ortaya çıkacağının habercisiydi.
Şerif'in öldürülmesi bir son değildir. Bu, perde açılmadan önce bir tanığın ortadan kaldırılmasıdır: “Gazze'nin son hayatta kalanlarını topraklarından kovmak için yabancı müttefiklerin onayıyla planlanan katliamlar.”
Şerif'in kanı sadece İsrail'in suçu değildir. Bu kan, görmezden gelen her hükümetin, katilin senaryosunu tekrarlayan her haber odasının, onun kalbine nişan alan orduyu silahlandıran her liderin ellerini lekelemiştir.
Bu kan, İsrail Gazze'deki muhabirleri öldürürken, hiçbir şey yapmadan objektiflerin karartılmasına seyirci kalan herkesin parmaklarından akmaktadır.
Bu sadece bir kişinin öldürülmesi değildir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu bir sesin susturulmasıdır.
Ve bu, kör gözlerin korosu, İsrail'in bir gazeteciyi diğerinin ardından katletmesine ve dokunulmadan uzaklaşmasına izin veren bir dünya tarafından mümkün kılındı.
Middle East Eye / 11 Ağustos 2025 / Çeviren: Barış Hoyraz

