Dürzilik, Şii-İsmailiyye’nin bir kolu olarak Fatimi Hâkim bi-Emrillah’ın uluhiyeti üzerine inşa edilmiş bir inanç sistemidir. Önce Muhammed ed-Derezi sonra Hâkim bi-Emrillah’ın veziri Hamza b. Ali tarafından yayılmıştır. Fatimi sarayı çevresinde gelişen ve iktidar mücadelesinin bir sonucu olan Dürzilik, Hamza b. Ali’nin halefi Ali b. Ahmed Muktenâ Bahauddin döneminde dışardan yeni müntesip kabul etmeyen, içe kapalı bir topluluk inanışı haline dönüşmüştür. Fâtimi Ali Zâhir Billah döneminde kanlı bir şiddet politikasına maruz kalan Dürziler Lübnan tarafına kaçmışlardır.
Zamanla sayıları çoğalan Dürziler, Biladü’ş-Şam’da vuku bulan Haçlı Seferleri, Moğol işgali, Mehmet Ali Paşa İsyanı, Fransız işgali gibi önemli gelişmeler içerisinde yer almışlar, bölgenin denge unsurlarından biri haline dönüşmüşlerdir. Müslüman coğrafyada azınlık durumunda bulunan Dürziler, varlıklarını idame ettirmek için güç dengelerine göre esnek politikalar üreterek güç temerküzüne ve hayatlarını idameye gayret etmişlerdir. Bölgede tercihleriyle olayların gidişatını etkilemişlerdir.
Osmanlı döneminde Cebel-i Lübnan’da Dürziler daha etkin konumda iken 17. ve 18. yüzyıllarda ekonomik olarak güçlenen Marunîler, Dürzilerle rekabet etmeye başlamışlardır. Osmanlı’nın zayıflamasıyla Fransa, İngiltere ve Rusya gibi güçlerin yardımlarıyla Marunîler Dürziler ile çatışacak konuma gelmişlerdir. 1840’ların başında yaşanan çatışmalarda Fransızlar Marunîleri desteklerken, Dürziler Osmanlı’ya bağlı kalmışlardır. 1860’ta patlak veren Dürzi-Marunî çatışmasından sonra Havran’a yerleşen Dürziler, merkezileşmenin yerel yöneticilerin çıkarlarını sınırlaması, vergi mükellefiyeti ve zorunlu askerlik nedeniyle Osmanlı yönetimiyle sürekli çatışmışlar, uzun süre Osmanlı Devleti’ni isyanlarla uğraştırmışlardır. Dürzilerin Marunîlerle mücadelesi başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerin Osmanlı’ya müdahalelerine de yol açmıştır.
Günümüzde Dürziler Suriye, Lübnan, işgal altındaki Filistin ve Ürdün’de yaşamaktadır. Amerika, Kanada, Brezilya, Arjantin’de Dürzi diasporası mevcuttur. Günümüzde Dürzilerin en etkin konumda oldukları ülke Lübnan’dır. Kesin sayıları bilinmemekle birlikte Lübnan’da 300 bin civarında Dürzi’nin yaşadığı tahmin edilmektedir. Osmanlı’nın sonlarında Arslan ailesi Dürzilerin yönetiminde söz sahibiyken Lübnan’ın kurulmasından sonra Canbolat ailesi ön plana çıkmıştır. Dürzilerin lideri Emir Şekip Arslan, Osmanlı yıkılana kadar Osmanlı Devleti’ni savunmuş, Arapların bağımsızlık girişimlerine mesafeli yaklaşmıştır.
Lübnan toplumunun parçalı yapısının yansıması olarak 1943 Milli Pakt’ta Canbolat ve Arslan ailelerinden birer bakanın kabinede yer alması kabul edilmiştir. Canbolat ailesi dönemin siyasi gelişmelerine ayak uydurmuş, 1949 yılında Kemal Canbolat tarafından İlerici Sosyalist Partisi kurulmuştur. 1975 Lübnan İç Savaşında Kemal Canbolat’ın liderliğindeki Lübnan Ulusal Hareketi, Marunîler ve diğer Hristiyan gruplarla mücadele etmiştir. Kemal Canbolat 1977 yılında suikastla öldürülünce yerine bugün de Lübnan Dürzilerinin temsilcisi kabul edilen oğlu Velid Canbolat geçmiştir. 80’ler boyunca devam eden iç çatışmalarda Dürziler, İsrail’in desteklediği Lübnanlı Hristiyanlara karşı Filistinlilerin yanında mücadele etmiştir. 2005 yılında Başbakan Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra Velid Canbolat Saad Hariri ile 14 Mart Hareketi içinde yer alırken diğer Dürzi lider Talal Arslan Lübnan Hizbullah’ının etkili olduğu İran ve Suriye’ye yakın 8 Mart Hareketi içinde yer almıştır. Velid Canbolat, Hariri suikastından sonra Suriye ordusunun Lübnan’ı terk etmesini sağlayacak politikanın mimarlarından birisi olmuştur. 2011 yılından itibaren Hizbullah’ı karşısına almamaya dikkat ederek tedricî biçimde Beşşar Esed’e karşı eleştirilerini artırmıştır. Bugün de Lübnan siyasi hayatının en önemli figürlerinden biri olan Velid Canbolat, Suriye’deki Dürzilerin İsrail’in yanında yer almamaları için çaba sarf etmektedir.
Dürzi nüfusun en yoğun olduğu ülke ise Suriye’dir. Suriye’de başta Süveyda olmak üzere Şam, Halep ve İdlip’te 700 bin civarında Dürzi yaşamaktadır. Haşimilerin Osmanlı’ya karşı başlattıkları ayaklanmaya Sultan el-Atraş liderliğinde Suriyeli Dürziler de katılmıştır. Daha sonra Fransızların Dürzilerin yaşadığı coğrafyayı üç ayrı devlete bölmeleri ve Fransızların tarih olarak Marunîleri desteklemeleri nedeniyle Sultan el-Atraş 1925’te işgalci Fransızlara karşı isyan başlatmıştır. Dürzilerin Suriye’deki siyasi etkinlikleri 1960’lı yıllara gelindiğinde epeyce azalmıştır. Suriye Dürzileri, Baas Partisinin, akabinde Hafız Esed’in parti içindeki darbesinden sonra Nusayrilerle işbirliği yapmışlardır, ancak Nusayrilerin özellikle orduyu tekellerine almaya başlamasıyla Dürzilerin ordudaki ve siyasetteki rolleri giderek azalmıştır.
2010-11 Suriye Devrimi sırasında Suriye Dürzileri Beşşar Esed yönetimini doğrudan karşılarına almamış muhaliflere de katılmamışlardır. 2015 yılında Nusra Cephesinin Der’a ve Golan gibi Suriye’nin güneyindeki başarıları üzerine bazı Dürziler rejim saflarında Nusra Cehpesine karşı savaşmışlardır. Dürzi çoğunluk silahlanmakla beraber çatışmalara katılmamayı tercih etmiştir. 2014 yılında zorunlu askerlik uygulaması nedeniyle güvenlik güçleri tarafından alıkonan Dürzi gençler, karakollar basılarak serbest bırakılmış, bunların cepheye gönderilmeden Süveyda ilinde askerlik yapmaları sağlanmıştır. Ayrıca Süveyda’da Dürzilerden oluşan silahlı birlikler de oluşturulmuştur. Özellikle 2017 yılında muhalefetle Dürziler arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. 2023 yılından itibaren Süveyda’da Beşşar Esed karşıtı kitlesel gösteriler başlamıştır. Yönetim karşıtı gösterilere Beşşar Esed’i destekleyen Yusuf el-Cerbu’ ve taraftarları katılmamıştır.
İdlip’te yaşayan Dürzilerle Heyet-i Tahriru’ş-Şam (HTŞ) arasında zaman zaman çatışmalar yaşansa da özellikle 2017’de kurulan İdlip hükümeti Dürzilerle olan gerilimi azaltmayı ve yok etmeyi başarmıştır. HTŞ’nin Halep, Humus ve Şam’ı ele geçirmesinden sonra Dürzi liderler Ahmed eş-Şara ile görüştüler. Ülkenin birliği ve geçiş sürecinin diyalogla sağlanması hususunda anlaştıkları ifade edildi. Ancak mart ayının başlarında merkezî hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Dürzilerin çoğunlukta olduğu bazı yerleşim birimlerine girmesinin engellenmesi üzerine çatışmalar çıktı. Dürzi bir grubun liderliğini yapan Hikmet el-Heceri merkezî hükümete karşı söylemlerini güçlendirdi. Mart ayında sahil bölgesinde Esed artıklarının başlattıkları isyan girişiminin bastırılmasından sonra Hikmet el-Heceri, söylemlerini sertleştirerek merkezî hükümetin karşısında konumlandı ve kendilerini savunması için İsrail’den yardım talep etti.
Dürzilerin İsrail ile İlişkisi
1930’lu yılların başından itibaren Siyonistler Filistin topraklarında adım adım devletlerini kurma çalışmalarını sürdürürken -Filistin davasını savunan ve direnişe katılanlar olmakla birlikte- Dürziler genelde tarafsız kalmayı tercih etmişler, zaman zaman da İsrail’e yardım etmişlerdir. Kendilerini Müslüman toplumun bir parçası görmemeleri, uzun yıllar boyunca Müslüman çoğunlukla rekabet hatta mücadele içinde bulunmaları, dönemin emperyalist güçlerinden faydalanma arzusu gibi nedenlerle Dürziler, İngiltere ve İsrail’le işbirliği yapmışlardır. Dürzilerin tarafsızlığı ve yardımları işgalci Siyonistlerin işini epeyce kolaylaştırmış, İsrail’in kurulmasını hızlandırmıştır.
Filistinli Dürzilerin en başından beri Siyonist işgalcilerle işbirliği yapması, diğer Araplara tanınmayan birçok hakkın kendilerine tanınmasını sağlamıştır. 1948-1956 arası Dürziler Arap toplumunun bir parçası kabul edilirken 1957 yılında yapılan bir anlaşma ile özel statülü İsrail vatandaşları olarak kabul edilmişlerdir. Dürziler İsrail ordusunda hem bireysel hem de birlik olarak görev almaktadırlar. İsrail, Dürzileri, Müslüman ve Hristiyan Araplardan farklı bir dinî cemaat olarak kabul etmekte, etnik kimlik üzerinden değil, inanç üzerinden onları diğer Araplardan ayırmaktadır. Hristiyanlar Arap kabul edilirken Dürzilerin kimliklerine Dürzi yazılmaktadır. Okullarında Dürzi öğretmenler istihdam edilmekte, derslerde Dürzilerin Arap kökenli olmadıkları işlenmekte; böylece Dürziler Arap toplumundan ayrıştırılmakta, Dürzi çocukların İsrail değerleriyle yetişmesi hedeflenmektedir.
İsrail, işbirlikleri nedeniyle Müslüman ve Hristiyan Araplara tanımadığı hakları Dürzilere tanımaktadır. Dürzi yerleşim yerlerine müdahale etmeksizin bir arada yaşamalarına müsaade etmektedir. Dürzilerin İsrail bayrağının yanında kendi bayraklarını kullanmalarına ve dinî bayramlarını kutlamalarına da izin vermektedir.
Çoğunluğu Batı Celile ve Hayfa’da olmak üzere işgal altındaki Filistin’de 100 bin civarında Dürzi yaşamaktadır. Et-Tarif ailesi Dürzi topluluğun yöneticiliğini yapmaktadır. Filistin topraklarında yaklaşık 60 yıl Dürzilerin liderliğini yapan Şeyh Emin et-Tarif’in 1993 yılında ölümünden sonra yerine torunu Muvaffak et-Tarif geçmiştir. İsrail’le iyi ilişkileri sürdüren Muvaffak sık sık İsrail yöneticileri ile görüşmektedir. 2018 yılında fiilî işgal durumunu “yasal” hale getiren “Yahudi ulus devlet” yasasının “Kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir. İsrail bir Yahudi devletidir. İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihî anavatanıdır. Hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır. Dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır. Yahudilerin dinî günleri resmî tatil sayılacaktır. İsrail'in başkenti Kudüs’tür.” maddeleri Dürzileri de rahatsız etmiştir.
Dürzi Avukatlar Forumu yasaya itiraz ederek yasanın İsrail’in kurulması için savaşan, kendini feda eden ve yaralanan Dürziler için ayrımcılık içerdiğini ifade etmiş, Dürzileri ikinci değil “yedinci sınıf vatandaş” haline getirdiğini belirtmiştir. Ancak itirazları yasanın kabulünü ve uygulanmasını engelleyememiştir.
İsrail işgali altındaki Golan bölgesinde yaşayan Dürzilerin büyük çoğunluğu Suriye’nin tekrar Golan’ı alabileceği düşüncesiyle İsrail vatandaşlığını kabul etmemiştir. Ancak 2010 yılında başlayıp 2024 sonuna kadar devam Suriye halk ayaklanmasında yaşanan çatışmalar sonrasında hem Golan’daki hem de Suriye içlerindeki bir kısım Dürzilerin İsrail’le ilişkileri güçlendirme söylemleri artmıştır.
Dürziler Üzerinden Suriye’ye Müdahale
Muhaliflerin Şam yönetimini ele geçirmesinden sonra İsrail, 1974’te Suriye’yle imzaladığı ateşkesten bu yana Suriye sınırında ilk defa ciddi tehlike hissetmeye başlamış, bu yüzden Esed döneminde yaptığı sınırlı saldırıları topyekûn Suriye ordusunun silah ve cephanelerini yok etmeye dönüştürmüştür. Sınır hattında “güvenli bölge” oluşturma bahanesiyle 20 km’ye ulaşan derinlikte Suriye topraklarını işgal etmiştir.
İsrail Suriye’nin güneyini silahsızlandırmak ve gerektiğinde Suriye’ye müdahale edebilecek bahaneler aramaktadır. Başta Hikmet el-Heceri olmak üzere İsrail’i yardıma çağıran Dürzi liderler İsrail’e bu fırsatı sunmaktadır. Ancak Dürzilerin çoğunlukla yaşadığı Süveyda’nın İsrail’le ortak sınırı yoktur. Kuneytra ve Dera üzerinden ancak Süveyda’ya ulaşılabilmektedir. Gazze’deki hiçbir hedefine ulaşamamışken İsrail’in Der’a şehrini fiilen işgal edip kontrol altına alması mümkün değildir. Bedevi aşiret mensuplarının müdahaleleri İsrail’in hava desteğinin el-Heceri ve bağlılarını ancak bir yere kadar koruyabileceğini göstermiştir.
Öte yandan el-Heceri’nin aksine merkezî Şam yönetimi ile anlaşarak Suriye’nin parçası kalmaya devam etmek isteyen Dürzi gruplar da mevcuttur. Lübnan’dan Velid Canbolat’ın Suriyeli Dürzilerle yaptığı görüşmeler sonrası ifadeleri, Suriyeli Dürzilerin önemli bir kesiminin İsrail’e güvenmediğini ortaya koymaktadır.
Ahmed eş-Şara yönetiminin uluslararası meşruiyet elde etme ve ülke içinde istikrarı sağlama hususunda önemli aşamalar kaydettiği açıktır. Esed dönemi askerlerinin sahil bölgesindeki ayaklanma girişiminin kısa sürede bastırılması, ayrılıkçı Dürzilerin aşiret güçleriyle hizaya getirilmesi de yeni yönetime duyulan güveni göstermiştir.
İstikrarlı ve güçlü bir Suriye İsrail için her zaman risktir. Bu yüzden Fransızların 1920 San Remo Barış Konferansında kendi paylarına düşen Biladüşşam’ı Halep, Dımaşk/Şam, Alevi (Nusayri), Lübnan ve Cebel-i Duruz olmak üzere beş otonom parçaya bölmeleri gibi İsrailli bazı yetkililer Suriye’nin bölünmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedirler. Ancak I. Dünya Savaşı sonunda bölünemeyen Suriye’nin bu şartlarda bölünmesi çok daha zordur. Dürzilerden daha fazla nüfusa sahip diğer etnik grupların da benzer taleplerde bulunmasına yol açacağı için Dürzilerin özerklik taleplerine merkezî yönetimin olumlu cevap vermesi mümkün değildir.
Aralık 2024’ten bu yana önemli mesafe kat etmesine rağmen Suriye merkezî yönetiminin çözmesi gereken birçok sorunun varlığı açıktır. Uzun yıllar yönetime hâkim olmuş Nusayriler, ABD ve Batı yardımıyla iyice palazlandırılan SDG ve İsrail destekli Dürzilerin fırsat kolladığı açıktır. Lübnan bağlantıları kesildiği için bir kısım İranlı yetkililer de Suriye’de terörist diye nitelendirdikleri Şara yönetimine karşı açık açık isyanı teşvik etmektedir.
Ahmed eş-Şara liderliğindeki Suriye yönetimi harap olmuş ülkeyi imar etme, ordusunu yeniden inşa ederek güçlendirme, ayrılık talebinde bulunan gruplarla uzlaşma, başta İsrail olmak üzere dış saldırılara karşı koyma gibi ağır sorumluluklarla yüz yüzedir. Suriye’nin yaralarını sarabilmesi, bütünlüğünü koruyabilmesi ve güvenlik sorunlarını çözebilmesi için Türkiye’nin yardımı hayati önemi haizdir. İstikrarlı bir Suriye hiç şüphesiz Türkiye’nin de istikrarını olumlu etkileyecektir. Bu yüzden bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye, merkezî Suriye yönetimini İsrail kışkırtmalarına ve saldırılarına karşı mali ve askerî açıdan desteklemelidir.
Kaynakça:
Muzaffer Tan, “Geçmişten Günümüze Dürzîlik”, Makalat Mezhep Araştırmaları Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, Güz 2012.
Mustafa Buğcu, “Dürziliğin Tarihi: Doğuşundan 1948 Arap-İsrail Savaşına”, İNSAMER Rapor, Haziran 2022.
İzzettin Artkoca, Ortadoğu’da Dürziler, Stratejik Rapor, No: 54
Ahmet Turan, 1895-1896 Dürzî İsyanı ve Havran Seyyar Kolordusunun İsyan Bastırma Faaliyetleri, Medeniyet Kültürel Araştırmalar Belleteni, İMÜ Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 6, Cilt: 4, 2024, s. 121- 135.
Ercan Bolat, 19. Yüzyılda Osmanlı Hâkimiyetindeki Cebel-iİ Lübnan Dürzileri, Milli Kültür Araştırmaları Dergisi, 2023, 7 (1), s. 43-69.

