“En Büyük Beklentimiz Kardeşlik”
Haksöz Dergisi Sayı: 413/414 Ağustos-Eylül/2025

Afrika’nın kalbinde yer alan ve yüzölçümü bir milyon 300 bin metrekare olan Çad, 1960 yılına kadar Fransız Ekvator Afrika’sının bir parçası olarak kalmış. Sömürgeci geçmişinden yeni yeni kurtulmaya çalışıyor. 22-25 milyonluk şu anki nüfusunun yüzde 60’ı Müslüman; halkın yüzde 35’i sömürge döneminde Hristiyanlaştırılmış, geri kalanın çoğu animist. Fikrî tebliğden ziyade Müslümanların daha temiz, ahlaklı ve güvenilir olarak algılanan kimlikleri Hristiyanları da animistleri de etkiliyor: Müslümanların öne çıkan bu vasıflarından dolayı İslam’ı seçenler artış gösteriyor.

Biz, Fetih Vakfı Kadın Kolları olarak hem vakfımızın Çad sorumlusu Recep Esemen’in ilgilendiği köylerde geçimlerine katkı sağlamak amacıyla ailelere 3’er adet süt keçisi dağıtmaya, su kuyusu açmaya, kestirdiğimiz kurban etlerini dağıtmaya, 100 çocuğu sünnet ettirmeye ve 100 kişiye de katarak ameliyatı yaptırmaya gittik. Bu vesileyle Çad’daki davet ve irşad faaliyetleri bağlamında alan tecrübesini aktarmak üzere bölgede daha önceden faaliyet gösteren er-Risale derneğinin sorumlusu Muhammed Nur ile bir röportaj yaptık.

Röportaj: Zehra Türkmen

***

Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ben Muhammed Nur. Çad’ın güneyinde faaliyet gösteren “er-Risale” derneğinin saha sorumlusuyum. Aynı zamanda öğretmenlik yapıyorum. Derneğimizin asıl başkanı şu anda Katar’da yüksek lisans yapıyor. Bu süre zarfında başkanlık görevini vekaleten ben yürütüyorum. Eğitim ve davet faaliyetlerinin organizasyonuyla ilgileniyorum. Aynı zamanda Kur’an öğretimi ve temel İslami ilimler üzerine dersler veriyorum.

Er-Risale derneği hangi amaçla kuruldu? Hangi faaliyetleri yürütüyorsunuz?

Derneğimizin adı er-Risale’dir. Risale, mesaj demektir; yani İslam’ın mesajı.
Bizim ilk hedefimiz davet, yani insanlara İslam’ı anlatmak ve Kur’an-ı Kerim’i öğretmektir. Elhamdülillah, Çad genelinde pek çok Kur’an kursu var ve hafızlık çalışmaları yapılmaktadır. Ancak öte yandan, Hristiyan nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hem Müslüman nüfus azdır hem de bu Müslüman kardeşlerimiz İslam'ı yeterince tanımamaktadır. Kur’an-ı Kerim okumayı dahi öğrenememiş durumdalar.

Bu sebeple, Hristiyan sınırına yakın Müslüman köylerde Kur’an kursları açıyoruz. Aynı zamanda bu bölgelerde yaşayan Hristiyanlara da İslam’ı tanıtmak ve gönüllerine ulaşmak için çalışıyoruz.

Her köyden bir öğretmen görevlendiriyoruz. Bu öğretmen köyde kalıyor; konaklama ve yiyecek ihtiyacı köy halkı tarafından karşılanıyor. Biz de öğretmene aylık belli bir miktar maaş veriyoruz.
Çocuklar Kur’an-ı Kerim’i öğreniyor. Hoca sadece Kur’an öğretmekle kalmıyor; hayat bilgisi, hadis dersleri ve ibadet bilgileri de veriyor. Bu özel dersler her salı akşamı yapılıyor; diğer günlerde ise Kur’an dersleri devam ediyor.

Bu köylerde Kur’an kursları açmanızın sebebi nedir? Hangi bölgelerde, nasıl bir sistemle çalışıyorsunuz?

Bu projeye 2021 yılında başladık. İlk Kur’an kursumuz Temmuz 2024’te sadece 5 öğrenciyle açıldı. Elhamdülillah, bugün 10 farklı köyde toplam 16 kursa ulaştık. Bazı köyler büyük olduğu için, erkek ve kız çocukları için ayrı ayrı sınıflar oluşturuyoruz.

Allah onlardan razı olsun, Fetih Vakfı bu hizmete büyük destek verdi. Şu ana kadar 6 öğretmenin bir yıllık maaşını onlar karşıladı. Ayrıca, bu bölgelerde yeni Müslüman olan kişiler de var. Bu yıl yaklaşık 60 kişi İslam’la şereflendi.

Toplamda 13 köyde toplam 15 Kur’an kursu açtık. Bazı köylerde iki kursumuz var; biri kız biri erkek öğrenciler için. Fetih Vakfı da üç köyde mevcut Kur’an kurslarına destek veriyor.

Söz konusu bölgelerde hem yeni Müslüman olmuş bireyler hem de İslam’ı yüzeysel bilen topluluklar bulunuyor. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeleri ve İslam’ı doğru şekilde tanımaları büyük önem taşıyor. Çünkü bu köyler, Hristiyan nüfusla iç içe yerleşim alanlarında bulunuyor. Bilgili ve bilinçli Müslümanlar, çevrelerindeki Hristiyanlara güzel bir örnek teşkil ederek İslam’a yönelmelerine vesile olabilir.

Son dönemde İslam’a giren köylerde ne gibi ihtiyaçlar var? Şimdiye kadar hangi çalışmalar yapıldı ve yakın zamanda neler planlanıyor?

Son dönemde özellikle Magao bölgesinde, Hristiyanlıktan İslam’a geçen çok sayıda insan oldu. Bu süreçte 63 köyde toplamda 2000’den fazla kişi Müslüman oldu. Bölgede görevlendirilen ve Fransızca bilen bir hoca, çalışmaları yerinde takip ediyor. Ayrıca bazı öğrenciler de köy köy dolaşarak yeni Müslüman olanların kaydını tutuyor; köyün adı, muhtarın kim olduğu, kaç erkek ve kaç kadının İslam’a girdiği gibi bilgileri topluyorlar.

Ancak bu insanlar henüz temel dinî bilgileri bile bilmiyor. Abdest nasıl alınır, namaz nasıl kılınır gibi konularda tamamen eğitimsizler. Bu nedenle küçük çaplı bir proje başlatıldı ve yeni Müslüman olan köylere öğretmen gönderilmesi hedeflendi.

Şu ana kadar yalnızca üç köye öğretmen gönderilebildi. Her bir öğretmene aylık 75.000 CFA (yaklaşık 120 dolar) maaş veriliyor. Bu üç öğretmenden ikisinin maaşını Fetih Vakfı karşılarken, bir öğretmenin maaşı yerel dernek tarafından sağlandı. Bu faaliyet yaklaşık iki aydır devam ediyor.

Ekim ayından itibaren daha fazla köye öğretmen gönderilmesi planlanıyor. Bu kapsamda bölgenin dinî işlerinden sorumlu Meclis’le de görüşmeler yapıldı. Ancak Çad’daki İslam Konseyinin henüz bu alanda aktif bir katkısı bulunmuyor.

Öte yandan Magao bölgesine bağlı Glendang isimli küçük bir şehirde bir ofis açılması hedefleniyor. Glendang, Magao’ya yaklaşık 50 kilometre mesafede yer alıyor. Yağmur sezonunda yollar kullanılmaz hale geldiği için, şu an bu bölgede aktif bir eğitim faaliyeti yürütmek neredeyse imkânsız. Ancak kuraklık dönemiyle birlikte yeniden sahaya inilmesi planlanıyor.

Bu amaçla Fetih Vakfı’nın desteğiyle bir motosiklet temin edildi. Takip sorumlusu bu motosikletle her ay Kur’an kurslarını iki defa ziyaret ediyor. Öğrencilerin durumunu gözlemliyor, kim hangi sureyi okuyor, ilerleme kaydedilmiş mi defterlerinden kontrol ediyor. Ayrıca kursa devam etmeyen öğrencilerin neden gelmediğini araştırıyor ve gerekli yönlendirmeleri yapıyor.

Bu köylerde İslam’a geçiş süreci nasıl yaşanıyor? Tebliğ faaliyetleri nasıl işliyor ve hangi riskler söz konusu?

İlginçtir ki 63 köyde gerçekleşen bu toplu İslam’a geçiş süreci doğrudan bir tebliğ faaliyetiyle başlamış değil. Ne yerel diyanet kurumu ne de diğer İslami organizasyonlar bu bölgelere gidip birebir İslam anlatımı yaptı. Buna rağmen köylerde yaşayan Müslümanların güzel ahlakı, örnek yaşantıları ve davranışları Hristiyan komşular üzerinde derin bir etki bıraktı. Bu etki öylesine güçlüydü ki bazı köylerin liderleri dahi bu örneklikten etkilenerek İslam’a girdiler ve ardından tüm köy halkını da İslam’a davet ettiler. Bu şekilde komşu köyler birbirini etkileyerek sadece iki yıl içinde 63 köyde İslam’ın yayılması sağlandı.

Ancak bu hızlı geçişin getirdiği ciddi bir risk var: Yeni Müslüman olan bu insanlar temel dinî bilgiden yoksunlar. Abdest, namaz gibi ibadetleri bilmeyen bu toplulukların eğitim desteği almadıkları takdirde eski inançlarına geri dönme ihtimali bulunuyor. Bu yüzden Türkiyeli sivil toplum kuruluşlarından ve hayırseverlerden öğretmen desteği talep ediliyor.

Bu destek iki şekilde olabilir: Doğrudan köylere öğretmen gönderilmesi veya görevlendirilen öğretmenlerin maaşlarının karşılanması.

Görevlendirilen öğretmenlerin maaşları düzenli şekilde temin ediliyor ve her ödeme döneminde ayrıntılı raporlamalar yapılıyor. Dileyen bağışçılar, bölgeye yapılan saha ziyaretlerine katılarak çalışmaları yerinde gözlemleyebiliyor. Şu anda yol koşulları zorlu olsa da ekim ayından itibaren yollar açılacak ve bu ziyaretler daha kolay gerçekleşebilecek.

Köylerde cami yokluğu nasıl bir eksiklik oluşturuyor? İlk cami projeniz hakkında neler söylemek istersiniz?

Evet, maalesef Magao bölgesine bağlı 63 köyün hiçbirinde cami bulunmuyor. Bir tane bile yok. Bu bilgi genellikle büyük bir şaşkınlıkla karşılanıyor. Hâliyle bu, yalnızca ibadet açısından değil; eğitim ve toplumsal birlik açısından da ciddi bir eksiklik anlamına geliyor. Bazı köylerdeki Müslümanlar, neredeyse 24 yıldır cemaatle namaz kılamadıklarını ifade ediyorlar. Çünkü ne cami var ne cemaat oluşabiliyor ne de organize bir eğitim ortamı kurulabiliyor.

Türkiye’deki cami anlayışıyla kıyaslandığında, buradaki camiler çok daha fonksiyonel bir rol üstleniyor. Yalnızca namaz kılınan yerler değil; aynı zamanda Kur’an öğretiminin yapıldığı, tebliğ faaliyetlerinin yürütüldüğü, Müslümanlar arasında kardeşliğin pekiştiği yerler. Adeta bir ilim ve irfan merkezi gibi.

Bu durum üzerine Fetih İnsani Yardım Vakfı Çad sorumlusu Recep Bey’in önerisiyle bölgeye bir cami inşa etme projesine başladık. Bu, bölgedeki ilk cami olacak inşallah. Ancak mevcut yol koşulları nedeniyle projenin fiilî başlangıcını ekim ayına ertelemek zorunda kaldık. Bu caminin inşası, sadece bir bina değil; İslam’ın bu bölgede kök salmasının, yeniden filizlenmesinin temsili olacak.

Yardım faaliyetleriniz sadece Müslümanlara mı yönelik? Bu desteklerin tebliğ açısından etkisi nedir?

Çalışmalarımız sadece Müslümanlara yönelik değil. Bazı köylerde su kuyuları açtık, ardından da süt keçileri dağıttık. Bu yardımlar başlangıçta Müslüman topluluklara yapıldı. Ancak kısa süre sonra bu faaliyetler, Hristiyan komşuların da dikkatini çekti.

Amacımız yalnızca bir ihtiyacı karşılamak değil; aynı zamanda gönülleri de ısıtmak. Bu tür yardımlar, Hristiyan topluluklara da ulaştığında, İslam’a karşı sıcak bir yaklaşımın oluşmasına vesile olabiliyor. Çünkü burada insanlar, Müslümanların ahlakını, cömertliğini ve paylaşım kültürünü gözlemleyerek etkileniyorlar. Bu nedenle, sadece ibadet veya eğitim değil; sosyal yardım faaliyetlerinin de tebliğin bir aracı olduğunu düşünüyoruz. Hem dünyalık ihtiyaçları gidermek hem de kalplere İslam’ın güzel yönünü ulaştırmak için çalışıyoruz.

Yeni Müslüman olan insanlar İslam’a girdiklerinde en çok neyi merak ediyorlar? Onları etkileyen nedir?

Bu bölgede Hristiyanların İslam’a yönelmesindeki en güçlü etken, Müslümanların ahlaki örnekliği. Küçük dükkanların çoğu Müslümanlara ait. Bu esnaflar, zaman zaman Hristiyan komşularına ücretsiz ya da borçla ürün veriyor, alacaklarını ise sabır ve anlayışla bekliyorlar. Yalan söylemiyor, hırsızlık yapmıyor, dürüstçe yaşıyorlar. İşte bu ahlaki duruş, Hristiyanları derinden etkiliyor. Kalplere ulaşan asıl tebliğ de bu.

Yeni Müslüman olan insanlar ise özellikle ibadet konularında sorular soruyorlar: Taharet, abdest, namaz gibi temel konulara dair bilgi almak istiyorlar. Ancak genellikle iman esaslarıyla ilgili derinlemesine sorular sormuyorlar. Çünkü bu insanlar çoğunlukla dinî eğitim almamış ve hayatları boyunca örnek aldıkları tek model, yakınlarındaki Müslümanların yaşantısı olmuş.

Avrupalılar gibi entelektüel sorgulamalar yapmıyorlar. Onlar için Müslüman olmak, aynı zamanda daha iyi bir hayat umudu demek. “Müslümanlar temizliğe dikkat ediyor, yalan söylemiyor, düzenli bir hayatları var.” diyorlar. “Biz de onlar gibi yaşamak istiyoruz.” diye düşünüyorlar.

Bu durum bizlere büyük bir sorumluluk yüklüyor: Sadece ibadeti değil, imanı, İslam’ın manevi derinliğini ve ahlaki özünü de anlatmak zorundayız.

Yeni Müslümanlara yönelik nasıl bir eğitim sistemi uygulanıyor? Eğitim faaliyetlerinden biraz bahseder misiniz?

2021 yılında başlattığımız eğitim sürecinde, özellikle salı günleri yapılan haftalık derslerle yeni Müslümanlara temel İslami bilgiler veriliyor. Her ne kadar bazı kişiler uzun süredir Müslüman olsa da İslam’ı henüz yeni öğrenmeye başladıkları için bu dersler onlar için çok kıymetli.

Üstelik bu dersler sadece yeni Müslümanlara değil, bölgedeki eski Müslümanlara da hitap ediyor. Çünkü burada yaşayan birçok kişi Müslüman olmasına rağmen dinî bilgiden mahrum. Bu sebeple onlar da bu eğitim programlarından büyük fayda görüyor.

Geçtiğimiz yıl çocuklar arasında dikkat çekici bir etkinlik düzenledik: Kur’an, hadis ve fıkıh temelli yarışmalar. Maliki fıkhına ait kısa metinler, Kırk Hadis, siyer kitapçıkları gibi kaynaklar ezberletildi. Yarışma sonuçları gerçekten çok olumlu oldu. Artık çocuklar namazın vaciplerini ezbere sayabiliyor, temel dinî bilgilerde ciddi ilerleme kaydediyorlar. Bu da bize, sınırlı imkânlarla verilen eğitimin ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha gösterdi.

Yeni Müslüman olan köylerde öğretmenlerin rolü nedir?

Yeni İslam’a giren köylerde de elhamdülillah dinî hassasiyetler yavaş yavaş gelişiyor. Ancak bu gelişim, şehir merkezlerinde olduğu kadar hızlı ilerlemiyor. Çünkü hâlâ temel dinî bilgilerde ciddi eksiklikler var. İnsanlar abdest almayı, namaz kılmayı yeni yeni öğreniyor.

Bu noktada öğretmenlerin rolü çok önemli. Onlar sadece bilgi vermiyor; aynı zamanda yaşayan bir İslami örneklik sunuyorlar. Bayramlar, kandil geceleri, toplu ibadetler gibi maneviyatı güçlendiren etkinlikler, bu yeni topluluklarda bir aidiyet duygusu oluşturuyor. İnsanlar bu vesileyle hem ruhsal olarak dönüşüyor hem de Müslüman kimliğini benimsemeye başlıyor. Bu etkinlikler, İslam’ın sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir hayat biçimi olduğunu hissettiriyor.

Çad’da İslami ilimler nasıl öğreniliyor? Resmî kurumlar dışında halk içinde nasıl bir ilmî gelenek sürdürülüyor?

Çad’da İslami ilimler genellikle gayri resmî halkalar aracılığıyla öğreniliyor. Yani burada Türkiye’deki gibi sistematik ve kurumsal medrese/okul yapıları oldukça sınırlı. Ancak buna rağmen çok canlı ve derin bir gelenek var. Özellikle Abeşe şehri, geçmişte büyük âlimler yetiştirmiş bir merkez olarak hâlâ hafızalarda yerini koruyor. Bugün de bu gelenek, farklı şehir ve köylerde, küçük gruplar hâlinde sürdürülen ders halkalarıyla yaşatılıyor.

Bu halkalar genellikle 5 ila 10 kişilik gruplardan oluşuyor. Öğrenciler istedikleri bir hocayı kendileri seçiyor ve bir yıl boyunca onunla ders yapıyorlar. Dersler çoğunlukla Malikî fıkhı, hadis ve Kur’an kıraati üzerine oluyor. Örneğin bazı gruplar Risaletü Ebi Zeyd gibi Malikî fıkıh metinlerini tamamen okuyor; bazıları ise Sahih-i Buhari’den yüzlerce hadisi ezberleyip müzakere ediyor. Bu tarz ders halkaları oldukça yaygın.

Ancak bu halkaların çoğu resmî bir icazet sistemine bağlı değil. Elbette bazı hocaların ilim silsileleri, yani icazet senetleri mevcut. Özellikle Encemine bölgesinde fıkıh icazeti olan iki önemli hocadan söz edebiliriz. Fakat genel olarak burada eğitim daha çok uygulama temelli ve halk arasında doğrudan iletişimle yürütülüyor. Bu da ilmin halkla iç içe, samimi bir biçimde aktarılmasını sağlıyor.

Manevî günler gibi özel zamanlar Çad toplumunun dinî yaşantısını ve toplumsal dokusunu nasıl etkiliyor?

Çad’da kandil geceleri ve Mevlid Kandili gibi manevî günler, toplumun ruhunu canlandıran çok özel zamanlardır. Bu günler burada adeta birer bayram havasında geçiyor. Özellikle Mevlid Kandili sadece bir geceyle sınırlı kalmıyor; tam 12 gece boyunca camilerde Kur’an okunuyor. Camilerin hoparlörlerinden açıkça yayın yapılıyor, bazen sabahlara kadar bu okumalar sürüyor. Köyler ve şehirler bu günlerde uyanık kalıyor. Kimse “Bu kadar ses olur mu?” demiyor; çünkü bu sesler insanlara rahatsızlık değil, huzur veriyor. Bu da Çad’daki dinî atmosferin ne kadar içselleştirilmiş olduğunu gösteriyor.

Bu uygulamalar Türkiye’de pek alışık olmadığımız şeyler. Mesela burada camilerde şiir okumaları, ilahiler, toplu dualar sıradan bir gelenek gibi yaşanıyor. Bunlar sadece ibadet olarak değil, bir toplumsal dayanışma biçimi olarak da görülüyor.

Bu manevî atmosfer İslam’a yeni giren köylerde de yavaş yavaş oluşmaya başlıyor. Tabiî merkezdeki kadar hızlı değil; çünkü bu köylerde hâlâ temel dinî bilgi eksikliği var. Ama yine de kandil gecelerinde, mevlidlerde, bayramlarda halkın bir araya gelişi, dualar ve sohbetlerle geçirilen geceler, bu insanların hem manevî dünyalarını besliyor hem de İslam’a olan aidiyetlerini güçlendiriyor.

Sokakta ezanla birlikte secdeye kapanan insanları görmek, kandil gecelerinde seccadeler üzerinde toplanan cemaatleri izlemek, bu topraklarda dinî aidiyetin ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle öğretmenlerin yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, aynı zamanda yaşamlarıyla örnek olmaları çok önemli. Onların tavırları, ahlakları, topluluk içindeki duruşları, bu tür manevî günlerin etkisini daha da artırıyor.

Çad’da ezan ve ibadet hayatı, toplumsal maneviyatın inşasında nasıl bir rol oynuyor?

Çad’da ezan sadece bir vakti bildirmekten ibaret değil; bir ruhu, bir manevî çağrıyı temsil eder. Sabah namazından itibaren minarelerden yükselen ezanlar, halkın iç dünyasına dokunur. Özellikle perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde minarelerden hafif bir Kur’an tilaveti duyulur. Bu tilavetler gelenekselleşmiş ve halkın gönlünde yer etmiştir. Türkiye’de pek rastlanmasa da burada oldukça yaygındır.

Ezan burada bazen sadece namaza değil, toplumsal bir buluşmaya da çağırır. Örneğin Şaban ayının 15. gecesi, Ticanîler gibi sufî geleneklere bağlı olan topluluklar bu geceyi oruçla, gece ibadetleriyle, dualarla geçirirler. Bu özel gecelerde halk toplanır, birlikte ibadet eder, manevî atmosferi birlikte solur.

Bu yönüyle ezan, ibadet ve manevî hayat sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir bağ kurar. Halk ezanı duyduğunda sadece camiye değil, birbirine de yönelir. Bu da dinin Çad’daki sosyal dokunun ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir.

Çad’da Ticanî (sufî) gelenek, selefî anlayış ve yerel pratikler bir arada nasıl var oluyor? Bu dinî veya mezhebî eğilimler ibadet hayatını ve toplumsal yapıyı nasıl etkiliyor?

Çad’da dinî hayat, mezhepsel açıdan oldukça çeşitlidir ve bu çeşitlilik, genellikle çatışmadan çok bir arada yaşama kültürüyle şekillenir. Üç temel damardan söz edebiliriz: Ticanî tarikatına mensup sufîler, selefîler ve halkın geleneksel yaşantısıyla harmanladığı yerel İslam anlayışı.

Ticanîler, özellikle manevî gecelerde toplu ibadetler, zikir halkaları, şiir ve mevlid okumaları düzenler. Bu uygulamalar genellikle köylerde çok canlıdır. Halk camilerde toplanır, hep birlikte Peygamber Efendimizin hayatına dair manzumeler okunur, ilahiler söylenir.

Selefîler ise bu tür etkinlikleri bidat olarak gördüklerinden bu kutlamalara katılmazlar. Onlar ibadetlerini daha bireysel, daha sade ve sınırlı çerçevede yerine getirirler. Özellikle şehir merkezlerinde selefî nüfus artmakta ve bu durum bazı camilerdeki uygulamalara da yansımakta. Mesela Cemile şehrinde selefî etkisinin artması nedeniyle artık Mevlid Kandili tüm camilerde kutlanmıyor. Ancak kırsalda selefîler azınlıkta olduğu için bu tür toplu ibadetler güçlü bir şekilde yaşatılmaya devam ediyor.

Tahminen köylerde selefî-sufî oranı yarı yarıya civarındadır. Her iki grup da birbirine hoşgörülü yaklaşır; çatışma yoktur. Herkes kendi anlayışına göre ibadet eder.

İslam Konseyi –bizdeki Diyanet’e benzer yapı– ağırlıklı olarak Ticanî gelenekten gelenler tarafından yönetilir. Bu da dinî idarenin daha sufî bir yaklaşımla şekillenmesini sağlar. Ancak burada altını çizmek gerekir: Çad’daki selefîler, Türkiye’deki daha sert ve katı selefî çizgiden farklıdır. Daha mutedil, daha ilim ehli ve zaman zaman Hanefî usulüne yakın tavırlar sergileyebilirler. Vahhabi gibi radikal tutumlar çok yaygın değildir. Bu da ülkede mezhebî çoğulculuğun barışçıl bir biçimde sürdürülebilmesine zemin hazırlar.

Toplumsal düzlemde ise bu farklılıklar, ortak bayramlarda, manevi günlerde veya cami etkinliklerinde büyük bir zenginlik sunar. İbadet, burada yalnızca bireysel bir yükümlülük değil; toplumsal bir kimliğe, aidiyet duygusuna dönüşmüştür.

Çad’da 1917 yılında yaşanan âlim katliamı, İslami hafızanızda nasıl bir iz bıraktı? Türkiye'de de 1924’ten sonra benzer şekilde birçok âlimin şehit edildiğini biliyoruz. Bu ortak acıların halklarımız arasında bir bağ kurduğunu düşünüyor musunuz?

1917 yılında 400 âlimin katledilmesi bizim tarihimizde çok büyük bir olaydır. Bu olay uzun süre halk arasında pek bilinmiyordu. Ancak son 4-5 yıldır insanlar bu meseleyi daha çok konuşur oldu. Öğrenciler artık o âlimlerin isimlerini öğreniyor; çocuklarıyla, torunlarıyla tanışıyorlar. Hatta bu konu bazı tarih kitaplarında yer almaya başladı. Aydınlar ve yazarlar kitaplarında bu olaydan bahsediyor. Fransa’dan resmî özür talep edenler de var.

Bu olay, farklı kabilelerden gelen Müslümanlar arasında birlik sağlıyor. Artık bu mesele sadece bir trajedi değil, bilinç kazandıran bir vesile haline geldi. Her yeni nesil bu olayı öğrendikçe İslam’a daha sıkı sarılıyor. Çad’da İslami kimliğin yeniden canlanmasında bu olayın etkisi büyük.

Ayrıca son 5 yılda özgürlük ortamı da arttı. Eskiden protesto yasaktı, insanlar konuşamazdı. Şimdi insanlar daha rahat konuşabiliyor. Bu sadece siyasette değil, dinî hayatta da etkisini gösterdi. Mesela artık ezan vakti geldiğinde, insanlar dükkânlarının önünde saf tutup namaza duruyorlar. Bu çok etkileyici. Dinî bilinç artık daha görünür ve daha canlı hale geldi.

Su kuyusu, cami, okul… Tüm bu ihtiyaçlar arasında sizce en öncelikli olan hangisi?

Bizim için okul en temel ihtiyaç. Suya erişim sağlandı, camiler inşa edildi. Ama bilgiye, özellikle İslami bilgiye hâlâ erişilemiyor. İnsanlar yıllardır su içti ama doğru bir eğitim almadı. Bu yüzden elimizde imkân varsa önceliğimiz hep okul açmak oluyor. Çünkü okul, geleceği şekillendiren yer. Orada yetişen çocuklar ileride hem dinî hem dünyevi konularda güçlü bireyler olacaklar. Bu çocuklar büyüdüklerinde diğer yardımlardan da bilinçli şekilde faydalanacaklar.

Bu anlayışla, ilk okullarımızı kendi imkânlarımızla kurduk. Daha sonra Türkiye’den kardeşlerimiz ve yerel gönüllüler destek verdi. Şu an elimizde 16 küçük okul var. Her birinde 40-50 öğrenci var. Toplamda 600-700 civarı öğrenciye ulaştık.

Camiler elbette önemli. Ama çoğu cami sadece namaz için açık. Eğitim işlevini sürdüren cami sayısı çok az. Biz eğitim için cami beklemiyoruz. Gerekirse bir ağacın altında da olsa çocuklara ders veriyoruz. Çünkü bilgi beklememeli.

Bu açtığımız okullar, tamamen İslami eğitim veren okullar. Kur’an, hadis, fıkıh gibi dersler veriliyor. Matematik, fen gibi dersler şu an müfredata dâhil değil. Belki ileride olacak. Zaten Çad’daki üniversitelerde de en çok tercih edilen bölümler bilgisayar, işletme gibi alanlar. İslami ilimler ise daha çok gayri resmî halkalar ve medreseler aracılığıyla sürdürülüyor. Yani okullarımız hem bugünü hem geleceği inşa etmek için çok kritik.

Glendang şehrinde Kur’an hafızlığı ile temel eğitimi birleştiren yeni bir eğitim modeli geliştirildiğini duyduk. Bu proje hakkında ne söylemek istersiniz?

Evet burada yepyeni bir Kur’an okulu hazırlığı içindeyiz. Ekim ayında eğitime başlamasını planlıyoruz. Bu merkezde yaşları 5 ila 12 arasında değişen 60 yetim çocuk dört yıl boyunca hem Kur’an-ı Kerim’i ezberleyecek hem de ilköğretim düzeyinde temel dersler görecek.

Ayrıca, yaş gruplarının farklı olması sebebiyle tek tip müfredat uygulamayacağız. Her yaş grubuna uygun içerikler bireysel gelişim hızına göre esnek biçimde düzenleniyor.

Fakat bizim bu okulu açmamız ve faaliyete geçirmemiz için önümüzdeki en büyük sorun maddi kaynak ihtiyacı. Yoksa hazırda kadrolarımız var, müfredatımız aşağı yukarı belli. Okulda düzenli çalışacak personelin ve öğretmenlerin aidatı ciddi bir meblağ. Umudumuz bu konuda destek bularak bu projeyi en yakın zamanda hayata geçirmek.

Son olarak İslam dünyasından neler bekliyorsunuz?

Her grubun İslam’ın farklı bir yönünü taşıdığını ve herkesin bir işleve sahip olduğunu düşünüyorum. Selefîler, katı ve zaman zaman ayrıştırıcı olsalar da hadis kaynaklarına sıkı bağlılıklarıyla Sünnet’i muhafaza ediyorlar. Akıl yürütmeye fazla yer vermemeleri beni rahatsız etmiyor. Belki de Allah onları bu konuda, yani Sünnet’i korumak için kullanıyor.

Sufîler ise maneviyatın taşıyıcısı. Özellikle Çad’daki sufîler, Sudan ve Mısır’dakiler gibi sembolizme sapmadan, kalp terbiyesi, ahlak eğitimi ve güzel davranışlar üzerine toplumu inşa ediyorlar.

Tekfirî gruplar bilgi açısından yetersiz olabilirler ama İslam’ı yaymak için dünyanın en ücra köşelerine kadar gidiyorlar. Arjantin’e, Şili’ye, köylere… Ben gitmiyorum. Selefîler de gitmiyor, sufîler de gitmiyor. Ama onlar gidiyor.

Bu yüzden her grubun bir rolü var. Eğer biz birbirimize düşmanlık etmek yerine bu açıdan bakabilir; her grubun İslam’a hizmet eden bir yönü olduğunu fark edebilirsek belki gidişatımız değişir.

Elbette maddî ve manevî anlamda birçok beklentimiz var. Ancak en büyük beklentimiz kardeşlik. Çünkü bu kardeşlik tesis edildiğinde, diğer tüm ihtiyaçlar da zamanla zaten birlikte inşa edilebilir.

Muhammed Nur Arşivi
414 Sayı: 413/414 Ağustos-Eylül/2025 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler