Allah’ın Yardımı Yakındır
Haksöz Dergisi Sayı: 413/414

Yaklaşık iki senedir tüm dünya Gazze’de insanı insan olmaktan utandıran korkunç manzaralarla karşılaşmakta. Kardeşlerimizin maruz kaldığı zulmün büyüklüğü, vahşiliği ve en önemlisi de tüm bu zalimlikler dizisi karşısında aciz kalışımız hepimizi derinden etkilemekte, sarsmakta ve hüzne sevk etmekte.

Bu tablo acı ve sarsıcı olsa da şaşırtıcı değil. İman etmenin, tuğyana boyun eğmemenin bedel gerektirdiğinin farkındayız. Nitekim Rabbu’l Âlemin de “iman ettik” demekle bırakılmayacağımızı, müminlerin mutlaka sınanacağını bildirmiştir. Öyle ki resuller dahi yüz yüze geldikleri büyük zorluklar, sıkıntılar yüzünden “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye sormak durumunda kalmışlardır. (Bakara, 214)

Bugün de Gazze’de kardeşlerimiz ağır bir imtihandan geçiyorlar. Bizler de Gazzeli kardeşlerimizle imtihan ediliyoruz. Allah Teâlâ kardeşlerimize yardımını yakın eylesin, imtihanımızı kolaylaştırsın!

Tam bu noktada gelişen hadiseleri gözlemleyip değerlendirirken kendimizi ihmal etmemek için çokça çaba sarf etmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Her fırsatta dönüp kendimize bakmak, kalbimizi yoklamak durumundayız. Acaba yorulduk mu? Zorlanıyor muyuz? Yük ağır mı geldi? Evet, kardeşlerimiz gibi acı çekmiyoruz belki ama halet-i ruhiyemiz ne âlemde? Yılgınlık, yorgunluk belirtileri bizde de arttı mı?

Bu aşamada daha dikkatli, daha gayretli ve fedakâr olmalıyız. Sıkı durmalı, kararlılığımızı korumalıyız. Karşılaştığımız dehşet manzaraları bizi yılgınlığa değil, bilakis zulme ve tuğyana karşı daha fazla bilinçlenmeye yönlendirmeli. Zalimlere öfkemizi bilemeli. Kardeşlerimiz için, hakka şahitlik için daha fazla gayrete sevk etmeli!

Her halükârda dik durmalı, net ve tavizsiz bir zihinle düşünmeli, direngen bir ruh haliyle yaşamalıyız. Hiç kuşkusuz bizler de ağır bir kuşatma altındayız ve bu kuşatmalardan ancak direnerek, ısrar ederek, inancımıza, kimliğimize daha fazla sarılarak çıkabiliriz.

Evet, Gazze’de olduğu gibi üzerimize ölüm yağmıyor, aç değiliz, çadıra muhtaç değiliz. Korkunç bir sıcakta bir yudum su aramak için yollara düşmüyoruz ama biz de farklı zalimliklerle, tuğyanla yüz yüzeyiz. Sokaklarımız ifsadın, fahşanın uluorta sergilendiği bir yangın yeri olmuş. En yakınlarımıza hakkı hatırlatamıyoruz; işimizde, evimizde, düğünümüzde, cenazemizde, akrabalarımızla, komşularımızla ilişkilerimizde Allah’ın hükmü çoğu zaman tek belirleyici olamıyor. Hududullahın aşılması ya da esnetilmesi karşısında kimi zaman sessiz, etkisiz kalabiliyoruz.

Bu gidişat karşısında silkinmek zorundayız. Daha fazla çabalamak, koşturmak zorundayız. Biliyoruz ki sadece yakınmak, şikâyet etmek, ah vah etmek bizi daha ileriye taşımaz. Elbette kötülüklerden, ifsattan, fahşadan şikâyet edecek, bu çirkinliklerden teberri ettiğimizi haykıracağız ama bununla yetinmeyecek ve gücümüz nispetinde mefsedetin, zulmün karşısında çabamızı artıracağız. Bunun için birbirimizin elinden tutacak, birbirimize destek olacak, yorulanı ayağa kaldıracak, biz yorulmuşsak kardeşlerimizden bize omuz vermesini isteyeceğiz.

Bu arada bir gerçeği unutmamalıyız: Zaman zaman imtihanın ağırlaşması karşısında canlar sıkılır, moraller bozulur, azmetme kapasitesi azalır. Hatta acziyet duygularına teslimiyet emareleri görülür. Evet üzülmemiz, kardeşlerimizin maruz kaldıkları zulümler karşısında acı duymamız normaldir ve gereklidir de. Ne var ki yılgınlık duyguları içerisine düşmek, giderek her şeyin çok daha vahim bir hal alacağı endişelerine kapılmak doğru değildir. Bilakis her durumda Kadir-i Mutlak olan Rabbimize güvenmeli ve Rabbimizin müminleri bu sıkıntılı hal üzere bırakmayacağını ve zalimlerin mazlumlar aleyhine kurdukları tuzakları kendi başlarına geçirmeye muktedir olduğunu bilmeliyiz.

Haksöz Arşivi