Fotokritik
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

mkurtft5

Fotoğraf: Murat Kurt

Arabın Türke; Lazın Çerkeze, yâhud Kürde;
Acemin Çinliye rüçhânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber,
En büyük düşmanıdır rûh-ı Nebî tefrîkanın
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!”
Mehmet Âkif

Muhammed İkbal, Doğu’nun bilinçli, imanlı, sorumluluk sahibi şairleri için “Peygamber’in Varisleri” diyordu.

Çünkü bu şairler, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in temsil ettiği tüm o yüce değerlerden ilham alarak yazıyorlardı. Şiirlerinin çoğunda ilahi bir mesaja dikkat çekiyorlardı. Onlar insanlar arasında yaşayan, dolaşan, deveran eden akarsulara benziyorlardı aslında. Güçlü ve coşkulu akarsular, denize ulaşmadan önce, kendisinden küçük dereleri, ırmakları da sularına katarak, onları adeta kendilerine çekerek yol alırlar. Doğu’nun bazı şairleri de bir zamanlar böyleydi. Yazdıkları ile Hz. Peygamber’in sünnetinde toplanan birçok ayrıntıya, güzelliğe, örnekliğe işaret ediyor, o değerler manzumesini sözün güzelliği ve etkisi içinde yeniden canlandırıyorlardı.

Öyle bir Peygamber ki, ilk ezanı Habeşistan’lı bir köleye yani Bilal Habeşi’ye okutmuştu. Yüzlerce, binlerce insanın içinden onu seçmiş, onu görevlendirmiş, onun sırtını sıvazlamıştı. Habeşistan, bugünkü adıyla Etiyopya, köleler ülkesi olarak adlandırılıyordu. Oysa ne önemli bir kabileye ne de mal mülk veya makam sahibi bir soya mensuptu Bilal. Ataları, annesi, babası, kardeşleri gibi kendisi de alınıp satılabilen bir köleydi sadece.

Üstünlük ancak takva ile olur. Allah’ın ayetleri bunu söylüyordu. Hz. Peygamber’in de en önemli mesajlarından biri buydu. Öyle ki; Veda Hutbesi’nde şöyle seslenmişti ashabına;

“Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır.”

Şimdi İkbal’in sözleri üzerine tekrar düşündüğümüzde, Mehmet Âkif’e ne kadar da yakışıyor “Peygamber Varisi” nitelemesi öyle değil mi?

Mehmet Âkif, Müslümanlar için tarihin en zor zamanlarından birinde yaşamış bir insan. Osmanlı, büyük bir sancıyla tarih sahnesinden çekiliyor. Bu zamana değin topraklarında yaşayan milyonlarca Müslüman artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Batılı devletlerin en büyük kozu ise, bu Müslümanların arasına kavmiyet, soy sop davası sokmak. Böyle parçalayacaklar ve zayıflatacaklar İslam dünyasını. Arabistanlı Lawrence olarak bilinen Thomas Edward Lawrence, bu çıbanı kaşıyanlardan sadece bir tanesi. Onun gibi onlarca, yüzlerce ajan cirit atıyor İslam beldelerinde. Ve öyle sinsice yaklaşıyorlar, öyle kurnazca davranıyorlar ki girip çıktıkları yerlerde birçok insanı etkilemeyi başarıyorlar. Hint Müslümanlarının eline silah vererek, Müslüman Osmanlı askerleri ile karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar, Arap şeyhleriyle görüşüyorlar, İran şahıyla oturup kalkıyorlar.

Yani her yeri mahşer yerine çevirmişler adeta ve böylesi bir zamanda yapılacak en son şey, onların istediği bu kavgaya tutuşmak. Didişmek, iç bünyeyi büsbütün zayıflatmak, hiç olmayacak bir zamanda kardeşi kardeşe kırdırmak.

Mehmet Âkif, işte böyle bir anda sesini yükseltiyor. Müslümanlara kurulan o büyük tuzağa dikkat çekiyor. Çünkü Âkif, sadece bir şair değil, feraset sahibi gerçek bir Müslüman. Sadece yaşadığı toplumun sıkıntılarıyla değil, koca bir İslam âleminin sorunlarıyla dertlenen bir zihin dünyasına sahip. Çünkü tevhide inanıyor. Ve İslam dünyasının kurtuluşunun yani o büyük buhrandan çıkışın tek yolunun bu olduğunu biliyor.

O nedenle, “Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!” diyor. “Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber” diye haykırıyor. Veda Hutbesi’ni hatırlatıyor bizlere aslında. Ve tam da olması gereken yerde, ihtiyaç duyulan şeyleri söyleyerek, parçalanmak istenen Müslüman toplumlara ümmet olduklarını hatırlatarak, eşsiz bir tavır sergiliyor.

Ve Doğu’nun şairlerinin tıpkı İkbal’in dediği gibi “Hz. Peygamber’in Varisleri” olduğunu bir kez daha büyük bir basiret ve ferasetle gösteriyor hepimize.

Vefatının 80. senesinde ruhun şad olsun Büyük Âkif…

Murat Kurt Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler