Şehid İlhan Varank
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

“Biz korkarsak herkes korkar.”
İlhan Varank

Bir Müslüman için şehadet bu dünyada ulaşılabilecek en yüce makamdır. Şehid, en büyük ticareti yapan kimsedir. O, cennet karşılığında canını Allah'a satmıştır. Metin Yüksel'in ifadesiyle "Şehadet, bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara". Allah'a hamdolsun ki, her dönemde bu çağrıya kulak veren, gönlünü açan yiğitler çıkıyor içimizden. 15 Temmuz gecesi de 241 güzel insan bu çağrıya koştu. Allah için ileri atıldılar, Müslümanların toprakları ve kazanımları düşmanların ayakları altında kalmasın diye canlarını verdiler.

Bir şehidle önceden tanışmış ya da sohbet etmiş olmayı Allah’ın bir lütfu olarak görürüm. 15 Temmuz şehidlerimizden İlhan Varank hoca da Allah'ın, kendisiyle tanışıp sohbet edebilmeyi nasip ettiği o güzel insanlardan biri. Birkaç saat süren, eğitim üzerine bir müzakere programında kendisini tanıma fırsatımız olmuştu. O gün bende bıraktığı izlenim işini titizlikle yapan, talebelerini düşünen, ülkenin eğitim sorunlarını dert edinen, sorumluluk sahibi, mütevazı bir hoca olduğu yönündeydi. Alanın uzmanı olduğu halde herkesi, düşüncesine değer vererek büyük bir olgunluk ve anlayışla dinlemesi beni çok etkilemişti.

16 Temmuz sabahından itibaren şehidlerin kimlikleri açıklanmaya başlandığında, Saraçhane şehitleri arasında Prof. Dr. İlhan Varank ismini duymak farklı duygular yaşamama sebep oldu. Şaşkınlığı, hüznü ve minnettarlığı birlikte hissettim. Hele bir de üniversiteden hoca arkadaşlarının üye olduğu gruba, "Biz korkarsak herkes korkar. Ben çıkıyorum." diye yazdığını öğrenince, hamdolsun, dedim. Bu seviyedeki hocalarımızda görmeye alışık olmadığımız bir tavırdı bu. Onun sayesinde artık önümüzde böyle bir örneklik var.

Geçtiğimiz günlerde eşimle birlikte İlhan Hocamızın babası Ali Amcayı ziyarete gittik. Bu vesileyle Ali Amcamızdan ve şehidimizin ablası Ayşe Hanımdan onu dinleme fırsatı bulduk. İlhan Hoca, ailenin ikinci çocuğu olarak 1971yılında Zonguldak'ta dünyaya gelir. Aslen Trabzonlu olan Ali Amca o yıllarda Zonguldak'ta terzilik yapmaktadır. Daha sonra İstanbul'a taşınırlar. İlhan Hoca ilk ve orta öğrenimini burada tamamlar. Bu yıllarda Kur'an eğitimi de alır. 1994 yılında Uludağ Üniversitesi Balıkesir Necati Bey Eğitim Fakültesi Matematik Öğretmenliği Bölümünden mezun olur. Milli Eğitim bursuyla akademik çalışmalar yapmak üzere ABD'ye gider. 1998 yılında Eğitim Teknolojileri alanında yüksek lisansını bitirir. Eğitim Psikolojisi ve Öğrenme Sistemleri alanında yaptığı doktora çalışmasını 2003 yılında tamamlar. Yurda dönünce Afyon Kocatepe Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlar. 2010 yılında Yıldız Teknik Üniversitesine geçer. Şehadetine kadar da burada çalışmaya devam eder.

Sohbetimiz süresince Ali Amca çok fazla söz alamadı. Ne zaman İlhan Hocadan bahsedecek olsa gözleri yaşardı. Evlatlarını en güzel şekilde yetiştirmiş bir babanın mutmainliği vardı duruşunda. Babasının ve ablasının şahitliğiyle İlhan Hocanın iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir baba, güzel bir kardeş, işini fedakârca yapan bir hoca olduğunu öğreniyoruz. Çocuklarıyla yakından ilgilenen bir baba olmanın yanında, öğrencilerinin dertleriyle dertlenen bir hocadır o. Yıllarca okulu bitiremeyen bir öğrencisini her sabah evinden alıp fakülteye götürür. Mezun olması için elinden geleni yapar.

Eğitim sistemiyle ilgili eleştirileri, önerileri olan bir isimdir İlhan Hoca. Zaman zaman aile içindeki sohbetlerde de ülkedeki eğitimin sorunlarından bahseder. Üniversitelerin işleyişinde gördüğü aksaklıkları dile getirir. Bir keresinde hanımına ve kızına bir okul kurmak istediğinden bahseder. Hayalindeki bu okulda öğrencilerin çeşitli meslekleri küçük yaşlardan itibaren tanıyarak yetişmelerini ve bilinçli tercihlerde bulunmalarını sağlamak istediğini söyler. Bu okulun ismi bile hazır, der onlara fakat söylemek istemez. Eşinin ısrarı üzerine okulun adının Prof. Dr. İlhan Varank olacağını söyler. Eşi buna çok şaşırır. Çünkü o günlük hayatta bu unvanını hiç kullanmayan birisidir. “Sen insanlarla tanışırken dahi profesör olduğunu söylemeyen birisin, nasıl olur da hayalindeki okula böyle bir isim vermeyi düşünürsün?” der. O da bu unvanının tam da eğitimle ilgili olması hasebiyle burada kullanılabileceğini ifade eder. İlginç bir tevafukla 15 Temmuz sonrası bir çok okula İlhan Hocanın adı verilir. İnşallah bu okullar onun eğitim alanındaki ideallerini de hayata geçirmeyi hedeflerler.

İlhan Hoca işini titizlikle yapan çalışkan bir insandır. İnsanlara yardımcı olmayı adeta hayat gayesi haline getirmiştir. Onu tanıyıp da sevmeyen kimse yoktur. İlişkilerinde nezaket sahibidir, kimseyi kırmak istemez. Ancak haksızlığa karşı da tahammülü yoktur. Karşısında kim olursa olsun hakkı söylemekten ve doğru olanı yapmaktan geri durmaz. 15 Temmuz gecesi ortaya koymuş olduğu tavır da bunun bir örneğidir. Hoca, Cumhurbaşkanının şehirlerin havaalanlarına, meydanlarına çıkılması çağrısı üzerine hemen harekete geçer. Mesai arkadaşlarının üye olduğu mesaj grubuna "Biz korkarsak herkes korkar. Ben çıkıyorum." diye yazar ve Vatan Caddesindeki Emniyet binasının önüne gider. Buraya geldiğinde tankların biri hariç geri gönderildiğini ve birinin de halk tarafından teslim alındığını öğrenir. Saraçhane'de darbecilerin Belediye binasını işgali sürmektedir. Vatan Caddesinden Saraçhane'ye giden insanlara katılır. Gece saat 2 sularında aile üyelerinin mesaj grubuna Saraçhane’den bir görüntü gönderir. Yerlerdeki kanları çekmiştir. İnsanların üzerine sürekli ateş açılmaktadır. Aile grubuna gönderdiği mesajdan kısa bir süre sonra hocanın telefonundan kardeşi aranır ve telefondaki ses "Abimiz çok yiğit bir adamdı, şehid oldu." der. O ana tanık olanlardan birinin ifadesine göre İlhan Hoca bulunduğu yerden ellerini açıp bir şeyler haykırarak ileri atıldığı sırada göğsünün omzuna yakın tarafından vurulur. Kurşun atardamara denk geldiği için orada şehadet şerbetini içer.

İlhan Hoca bu yıl Ramazan ayının son on gününde Şehzadebaşı Camiinde hatimle kılınan teheccüd namazlarına ikinci geceden itibaren aksatmadan iştirak eder. Allah'ın takdiri şehadet de ona Şehzadebaşı Camiinin yakınında nasip olur ve 17 Temmuz günü de Fatih Camiinde kılınan cenaze namazının ardından Şehzadebaşı Camiindeki kabristana defnedilir. Rabbimiz onun ve tüm şehitlerimizin şehadetlerini kabul eylesin.

Onun hayatı hakkında öğrendiklerimiz bir kez daha şu hakikati ortaya koyuyor ki, şehadet bir ölüm şekli değil, bir yaşam biçimidir. Şehid olmak için şahit olarak yaşamak gerekir. Rabbimizden şahitler olarak yaşamayı ve şehidler olarak huzuruna çıkmayı niyaz ediyoruz.

Sinan Özyurt Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler