Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad’ın Yayın Süreci
Sırat-ı Müstakim yayınına 14 Ağustos 1908'de başladı. Başmuharriri Mehmet Akif olan derginin kurucu sahipleri Ebu'l-Ula Zeynelabidin ve Eşref Edip'ti. Dergi, adını Şura 52'deki “Kuşkusuz sen doğru yola (Sırat-ı Müstakim) götürüyorsun.” ayetinden almıştı. İlk sayıdaki giriş yazısında derginin çıkış amacının İslam'a hizmet etmek, Müslümanlara Kur’an ve Sünnet dairesinde sağlam bir metodu tavsiye etmek, İslam aleyhindeki saldırı ve iftiralara cevap vermek olduğu ifade edilmişti. Yine Akif, Sırat-ı Müstakim dergisiyle, dağılmış ümmeti Allah’ın ipine (Ali İmran 103) sarılarak yeniden uyandırmak, onu düşkün halinden din-i mübinin hayat veren (Enfal 24) kudretiyle bir daha kaim eylemek amacındaydı. Gelecek nesillerin İslam hattında yetiştirilmesini ve Kur’an’ın ışığıyla uyanmış halkın, Allah’ın huzurunda saf bağlayarak (Saff 4) hayırlı ümmet olma cehdiyle atacağı adımlardan ümmetçi bir dalga oluşturmayı hedefliyordu. Dergi sayesinde; dağılmış ümmetin arasındaki bağlar onarılacak, gündeme ilişkin fıkıh ortamı yeniden temin edilerek dinin ahkâm konularında tetkik ve tahkik yaygınlaştırılacaktı. Dini bağlamdan uzaklaşmış, kopmuş ve meselelere İslami bakmayı kaybetmiş şahıslara İslami bir perspektif kazandırılacak, işgalci güçlere karşı ümmetin gücü bir araya getirilmeye çalışılacak ve ulaştırılacağı her noktada Müslümanların gündem ortaklığında yekparelik sağlanacaktı.
Derginin Akif, Eşref Edip, Babanzade, Ebu’l Ula, Tahirü’l Mevlevi, Aksekili Ahmet Hamdi ve Bereketzade İsmail Hakkı gibi önde gelen yazar kadrosu; Osmanlı Devleti sonrası çözüm arayışında ulusçuluğa veya Avrupa’nın diğer liberal, sosyalist, pozitivist akımlarına öykünen ya da mevcut zaaflarını aşarak yeni süreçte sorunlara içtihadi çözümler getiremeyen saltanatçı, mezhepçi ve batini yaklaşımlara karşı Kur’an ve Sünnet temelli bir ıslahı, köklü değişimi ve İttihad-ı İslam stratejisini benimsemişti. Dergi, oldukça geniş bir yazar kadrosuna sahipti. Kadroda zamanla Manastırlı İsmail Hakkı, Said Halim Paşa, Abbas Halim, Bursa Mebusu Tahir Bey, Kazanlı Halim Sabit, Abdülaziz Çaviş, Mehmed Fahreddin, Mehmed Şemseddin, Ahmed Ağaoğlu, Elmalılı Ahmed Hamdi, Abdürreşid İbrahim, Tervisli Ahmed Taceddin, Ziyaüddin Efendi, Said-i Nursi, Hasan Tahsin, Mehmet Emin Hayreti gibi mütefekkir şahsiyetler de yer aldı. Ayrıca Türkiye dışındaki birçok yazardan da çeviriler yapılıyordu. Ferid Vecdi'den, Muhammed Abduh'tan, Reşid Rıza’dan ve ecnebi bazı yabancı yazarlardan da tetkik amaçlı birçok makale yayınlanıyordu. El-Menar dergisinden birçok yazı çevirisi, Urvetü’l Vuska’dan makaleler yer alıyordu. Derginin yazar kadrosu zihnen ve fikren homojen bir nitelik taşımamaktaydı. Bir kısmında gelenekçi yaklaşımlara, bazılarında modern öğelere rastlanmakla birlikte dergiye yön veren ana temayül, ıslahatçı İslam düşüncesiydi. “İttihad-ı İslam” ve ümmetçi düşünce derginin yayıncılık polikasını belirlerken, kurucu kadroda yer almamakla birlikte bazı “milliyetçi, Türkçü” yazarların da yazılarına yer veriliyordu. Nitekim ilk kuruluşundan itibaren Sırat-ı Müstakim’de yazan Akçuraoğlu Yusuf, 1911 yılında Türk Yurdu mecmuasını kurmuş ve "milliyetçi-Türkçü" bir politikayla yoluna devam etmiştir. Yine Sırat-ı Müstakim yazarlarından Ağaoğlu Ahmed de ilk kuruluşundan itibaren Sırat-ı Müstakim'de yazmış sonra Türk Yurdu dergisine geçmiş ve orada yazılarını yayınlamayı sürdürmüştür.
Sırat-ı Müstakim; yeniden uyanış ve toparlanışın İslam’la olacağını savunan, İslam’ın hayatın tüm şubelerinde yaşanması ve sorunlara çözüm üretmesi gereken bir din olduğunu savunan İslami bir dergi olmaya çalışıyordu. Modernizme ve reformist eğilimlere karşıydı. Bu nevi yazarların yazıları dergide şiddetli bir şekilde eleştiriliyordu. Sör Seyyid Ahmed Han ve oryantalist etkiler taşıyan diğer bazı yazarlar ağır eleştiriye tabi tutuluyordu.
Dergi 1908-1925 yılları arasında, 641 sayı yayınlanmış ve 183. sayıdan sonra Sebilürreşad adıyla yayımına devam etmiştir. İstanbul’da çıkan dergi, Anadolu’nun birçok bölgesinde de yayınlanmış, ayrıca Rusya, Hindistan, Asya, Afrika Müslümanlarının gündemini belirlemede etkili bir neşriyat olmuştu. Sırat-ı Mustakim-Sebilürreşad Osmanlı için ve muhtemel Osmanlı Devleti sonrası için çözüm arayışında ulusçuluğa veya Avrupa’nın diğer liberal, sosyalist, pozitivist akımlarına öykünen anlayışa tam da İslamca cevap veren bir mefkûreyi temsil ediyordu. Hakeza yaşananlar karşısında düşünsel zaaflarını aşarak ve rivayetçi, saltanatçı, mezhepçi ve batini yaklaşımlara karşı Kur’an ve Sünnet temelli bir ıslahı yani köklü değişimi ve İttihad-ı İslam stratejisini öne çıkartan bir yol izliyordu.
1898-1940 yılları arasında yayımlanan kültürel ve siyasal içerikte bir dergi olan El-Menar dergisi de aynı mefkûreyle çıkıyordu. M. Reşid Rıza’nın yayınladığı bu dergiyle İslam’ın toplumsal, dini ve iktisadi konularda çözüm üretme ve yapılan ıslah programına destek olma hedeflenmişti. El-Menar diğer bir açıdan da Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh’un çıkardığı Urvetü’l Vuska dergisinin metodunu yaygınlaştırma amacını taşıyordu. Bunlar kısaca; İslam düşüncesine sokulmaya çalışılan batıl inanç ve hurafeleri ortadan kaldırmayı, mezhep taassubundan kurtulmayı, evliya kavramı hakkındaki yanlış inançları düzeltmeyi, batıni tarikatlar ve sufi inanışlarla gelen bidat ve hurafeleri yok etmeyi, değişik cemaat ve guruplar arasında kardeşliği tesisi, ümmetin vahdetini geliştirmeyi, halkın kitabi bilgisini yükseltmeyi, insanları Kitap ve sahih Sünnetin aydınlığına davet etmeyi, Müslümanların fenni-teknolojik alanda ilerlemesini, kültürel gelişmeyi pekiştirmeyi, halifenin fonksiyonunu önceleyerek İstanbul’u ümmet-i İslam’ın merkezi olarak güçlendirmeyi ve her türlü sömürüye karşı çıkarak tüm İslam coğrafyasındaki direniş hareketlerini desteklemeyi ihtiva eden amaçlar taşıyordu. Kısaca 1908’de İstanbul’da çıkan Sırat-ı Müstakim’de, 1925’te Bin Badis öncülüğünde Cezayir’de yayınlanan eş-Şihab dergisinde, 1927’de Hindistan’da Mevdudi editörlüğünde yayın yapan Tercümanü’l Kur’an’da ve 1936’da İbn Âşur öncülüğünde Tunus’ta çıkan Mecelletu’z-Zeytuniyye dergilerinde aynı hedefler öne çıkarılmıştı. Bu metot hem takip edildi hem de zamanla geliştirildi. Ayrıca İhvan-ı Müslimin, Ulema Hareketi, Cemaat-i İslami, Nahda Hareketi bu dergilerin öncülüğünde, onların toplumsal kültüre yön verdiği iklimde temayüz ettiler. Bu topraklar için şu tespiti yapalım: “Cumhuriyet döneminde Sebilürreşad dergi havzasında bu mayalanma olamadı; çünkü dergi irticai kalkışmanın öznesi olarak gösterildi, yazarı İskilipli Atıf asıldı, okuyucuları sürek avına uğratıldı, yöneticileri ve yazarları 1925’te bir hain gibi İstiklal Mahkemeleri’ne havale edildi; Mehmet Akif de muhtemelen İskilipli’nin veya Ali Şükrü’nün başına gelenin kendi başına gelmemesi için doğduğu, büyüdüğü, istiklali için mücadele ettiği bu topraklardan Mısır’a hicret etmek zorunda kaldı. Şiirinde bu durumu da ironik olarak ifade etti. “Git bana kumda oyna dediler”. (H. Türkmen, ‘İslami Dergiler’ Röportajı / Haksöz Haber)
Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad’ın İçeriği Kur’an’ın Onayladığı Hakikat ve Hikmet Arayışına Yönelikti
Sırat-ı Müstakîm ve Sebîlürreşâd dergisinde yazılan tefsir makalelerinde, sure bütünlüğü yerine konuyla ilgili ayetler çerçevesinde gündemde olan konular ve bu konuda kaleme alınan yazılar belirleyici oluyordu. Siyasî ve toplumsal ağırlıklı konular daha öncelikli olduğu için, Kur'an'ın bu tür sorunlarla ilgili ayetleri ön plana çıkarılarak mevcut mevzuya ilişkin çözüm yolları serdedilmeye çalışılıyordu. Temel öncelik olarak devletin zayıflaması, Müslümanların gerileme sebepleri ve yaşanan yakıcı sorunlara çözüm önerileri içerecek konu ve kavramların ele alınması hedefleniyordu. Müslümanların ittihadı, hizipleşme, ümmet olarak gücümüzü yitirme, İslam kardeşliği, ulusçuluk, eşitlik, cihad, direniş mücadeleleri, şura, emaneti üstlenme, ulü’l-emr ve yönetim konuları, Müslümanların yeniden güçlenmesi, tefekkür, medeniyet, kavmiyetçilik, değişim yasaları ve sünnetullah gibi konular, kader, insanın iradesi, kesb ve fiillerde tercih sorumluluğu gibi meseleler ele alınarak Kur’an’ın ve Rasulüllah’ın (s) örnekliğiyle sıkıntılara, problemlere çözüm getirilmeye çalışılıyordu. (Sebilürreşad/Ömer Rıza Doğrul tedvini; M. Akifin ayetlerle tefsir mev’ızaları)
Dergi yazılarında klasik kaynakları kullanma hususunda Osmanlı ilim geleneğine uyulduğu görülmektedir. Dergide ele aldıkları ayetleri işlerken, klasik kaynakları kullanma hususunda öne çıkan şaysiyetlerin başında, Bereketzade İsmail ve Manastırlı İsmail Hakkı gelir. Tefsir malzemesi açısından en fazla kendisine başvurulan eser ise Beydavi'nin (ö. 685) Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil adlı ünlü tefsiridir. Bundan sonra Fahruddin Razi'nin (ö. 606) et-Tefsiru’l-Kebir'i; Ebu's-Suud'un (ö. 982) İrşadu'l-Akli's-Selim'i, Zemahşeri'nin (ö. 982) el-Keşşaf’ı, Şeyhzade Muhyiddin'in (ö. 951) Beydavi'nin tefsiri üzerinde yazdığı Haşiye alâ Tefsiri'l-Kâdı Beydâvi'si ve bunlar kadar yoğun olarak gündeme gelmese de Âlûsî’nin Ruhu'l-Meânî'si, İbn Cerir et-Taberi'nin (ö. 310) Câmiu'l-Beyan'ı, İbn Kesir'in (ö. 774) Tefsîru'l-Kur'ani'l-Azîm'i, Celaleddin Mahalli'nin (ö. 864) Tefsîr'i kullanılan kaynaklar arasında olmuştur. Bu kaynaklar kadar yoğun olmamakla beraber İsmail Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137) Rûhu’l-Beyân'ı, Hazin'in (ö. 741) Lübâbu't-Te'vîl'i, özellikle Bereketzade'nin "Envâru’l-Kur'an" başlıklı yazı serisinde kullanılan kaynaklar arasındadır.
Dergi, Müslümanların, taklitçiliğin durağanlığı ve akametinden kurtulması, ahvalimizin yeniden Kur’an’ın inzal olduğu dönemdeki zindeliğe kavuşması, içtihadın yapıla geldiği tahkik dönemine tekrar dönülmesi için gayret sarf ediyor ve kaybettiğimiz ümran günlerine kavuşmak noktasında olgunlaşmanın ancak İslam’ın ilkeleriyle olacağını savunuyordu.
19. yüzyılın ıslah çizgisinin ümmet coğrafyasındaki izleriyle Türkiyeli Müslümanlar ancak 1960’larda yayınlanan Hilal dergisi ve yayıncılığı aracılığıyla irtibat kurabildiler. İslam coğrafyamızdan M. Reşid Rıza, Ebu’l Ala Mevdudi, Muhammed Hamidullah, Hasan el-Benna, Takıyyüddin Nebhani, Seyyid Kutup, Malik Bin Nebi, Muhammed Ebu Zehra gibi ıslah öncülerinin çalışmalarının Türkçeye aktarılmasıyla ve Türkiye’de İslamcı gençlerin heyecanlı, fedakâr ama tecrübeden yoksun gayretleriyle tevhidi uyanış çabaları yaygınlaştı. Türkiye’de Kur’an-ı Mübine yönelme, vahyi kavramları ve sahih Sünnet’i tahkik, sorunların çözümünde usulu’d-din’i önceleme, vahyi bilinçlenme, ümmeti yeniden uyandırma ve inşa etme çabaları, ıslah öncülerinin tecrübelerinin aktarımı ve sahadaki öngörülerinin paylaşımıyla 1970’li yılların ortalarından itibaren gündemleşti. İlginçtir ki Sırat-ı Müstakim dergisine ve Mehmed Âkif’in çabalarına da bu dönemde yönelme imkânı bulundu.
İşgale Karşı Mücadele Fedakârlığı Cumhuriyet Kadrolarınca Önemsenmedi; “Tasfiye Et! İlerle!” Taktiği İzlendi
Sebilürreşad, 16 Mart 1920'de İstanbul'un işgali üzerine Kastamonu'ya, 13 Ocak 1921 tarihinde Ankara'ya, Ekim 1921'de Kayseri'ye, sonra tekrar Ankara'ya taşındı. Bir süre burada yayın hayatını sürdürdü. Mayıs 1923'te tekrar İstanbul'a dönerek yayınına devam etti. Derginin bu şekilde şehir şehir dolaşması, düşmana karşı verilen mücadelenin zorluklarından kaynaklanıyordu. Mehmed Akif, uygun gördüğü şehirlere hareket ediyor ve dergiyi halkın bilinçlenmesi ve cihada teşvik için bir bülten gibi kullanıyordu. Nitekim, Anadolu’dan toparlanan güçle örgütlenerek gerçekleşen taarruz genişleyerek Ankara'da temerküz edince Akif: "Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lazım. Bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış. Çağırıyorlar. Mutlaka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara'ya hareket ediyorum. Hiç kimsenin haberi olmasın. Sen de idarehanenin işlerini derle topla. Sebilürreşad klişesini al, arkamdan gel." diye Eşref Edip'le sözleşmiş ve Ankara'ya hareket etmişti.
İslam yurdunun selameti için bu fedakârlığı yapan o dönemin mütefekkir bir o kadar da muttaki Müslümanları, ilerleyen zamanda hayal ettiklerini bulamadılar. Yüzünü batılılaşmaya dönmüş, ilerlemeci seküler paradigmayı kendilerine ideoloji haline getiren, astığı astık kestiği kestik bir otokrasi rejimine dönüşen yeni ortamda bu öncülerimiz tasfiye edildiler. Muasır bir medeniyet ve yeni bir Türk ulusu yaratmak için ümmeti ve İslami değerlerimizi tasfiye etmeye ve sindirmeye çalışan Kemalist, Türkçü ideoloji, köklerimizle bağımızı bir çırpıda koparmaya çalıştı. Akif, Mısır’a gitmeseydi belki sonu aynı sürecin mukadderatına uğramak olacaktı. İstiklal Mahkemelerinin sorgusuz sualsiz yargılamalar ve idamlarla kasıp kavurduğu ülke, mazlumlar yurduna dönmüştü. Müstemlekeciden gelecek zararın daha beteri içte, bir dönem birlikte güç ittifakı yaptıkları silah arkadaşlarından gelmekteydi. Kim bilir belki de iyi niyet yanında Müslüman basiretiyle bu meselelere, sıkışmışlık argümanlarıyla değil, Kur’an’ın insan üzerine ve ahlak kriterleriyle durum okunabilseydi yine aynısı mı olurdu diye sorası geliyor insanın. Dolayısıyla ümmet coğrafyasından ulusal sınırlara çekilip, Avrupa’ya açılan Türkiyeli Müslümanların tevhidi uyanış ve diriliş özlemi 1970’li yılların ortalarına kadar rehbersizliğe mahkûm edilmiş oldu. 1925’lerden itibaren ıslah ekolünün düşünsel ve diğer Müslümanlarla irtibat çabalarından Anadolu Müslümanları mahrum bırakılmış oldu. Bu durum tek parti diktatörlüğünün sona erdiği çok partili döneme, 1950’lere kadar devam etmiştir. Bugün bile 2011 Arap Devrimlerinde etkisini gördüğümüz Ortadoğu, Afrika ve Hint alt kıtasındaki Müslümanlar ıslah ekolünün diriltici söylemleriyle filizlenirken, Anadolu Müslümanları zaruret koşulları arasında bulabildikleri duyarlılık zemininde yasaklanmış Hac, Kur’an, Ezan ve Arapçaya rağmen Kur’an hafızları yetiştirip var olma çabası vermişlerdi. Yetersizlik içinde, karşıtına sığınarak varolma cehdiyle, sağcı, muhafazakâr, ama bir o kadar idraki kapalı dindar kitlelerin arasından sıyrılarak, bir uyanış ve kıpırdanışla, ta 60’lı yıllardaki çeviri faaliyetlerine kadar bu süreç devam etmiştir. Kitlesel anlamda hala batıni, ezoterik, evliyacı, rüyanın kerametine inanan, kutupçu, gayb bilici anlayışların en iyi üniversitelerden başarıyla mezun olan Müslüman şahıslarda akıl-tahkikten uzak bir din anlayışıyla benimsenmesi, üzerinde sürekli düşünmemiz gereken bir konudur. İşte toplumsal ıslahı ve toplumu gereğince vahiyle uyarma görevimizin her an sürdüğünü unutmayalım!
Dergi 5 Mart 1925'te yayınına süresiz ara vermek zorunda kaldı. Bu mecburiyet tam 22 yıl devam etti. Sebilürreşad 22 yıl aradan sonra, Türkiye'deki siyasi baskının yumuşamasına rağmen genel istek üzerine yeni harflerle Mayıs 1948'de tekrar çıkarılmaya başlandı. Bu tarihten itibaren 1965 yılına kadar yayınını devam ettirdi. Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde yayınlanan yazıların konu başlıklarını şöyle sıralayabiliriz: 1. Tefsir-i Şerif; 2. Hadis-i Şerif; 3. Sosyal Bahisler; 4. Felsefe; 5. Fıkıh ve Fetva; 6. Edebiyat; 7. Tarih; 8. Talim ve Terbiye: 9. Hutbe ve Mevaiz; 10. Siyasat; 11. İslam Kavimlerinin Hayatları; 12. Mektuplar; 13. Matbuat; 14. Şuunat... Her konu, belli başlıklar altında ve uzmanlarınca yazılmıştır.
“Asım’ın Nesli” Fikriyatı, Akif’in Toplumu Islah Projesiydi
Akif, Asım'ın nesline değinen dizeleri ve konu üzerine yazdığı makalelerinde, Kur'an'ı sahih bir kimlikle kavramış, ayetlerin Rasulullah (s) ve sahabesini dirilten, onlara hayat veren davetini idrak etmiş, Kuran Nesli’ni tarif ediyor. Asım, Kur'an'a sadık, İslam'a gönülden bağlı bir gençtir. Kur'an sadece mezarlıklarda ölülere rahmet için ya da fal bakmak için okunmamalıdır. Kur'an'ın gayesi insanları hidayete erdirmek, kurtuluş yollarına sevk etmektir. İşte bu noktada genelde İslam dünyasının ve Osmanlının geri kalmasında Kur’an’ın aydınlığından uzak kalmanın ne kadar etkili olduğu aşikârdır. Batıcılar geri kalmanın asıl sebebi olarak İslam'ı gösterirken, Akif burada Kur'an'ı anlamama ve İslam'ı yaşamamanın ümmeti nasıl atalete sürüklediğinden bahsetmektedir.
"Asım'ın nesli diyordum ya... nesilmiş gerçek / İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek"dizeleriyle resmedilen Asım'ın nesli, Çanakkale'de tarih yazdı. Bu yol oldukça meşakkatli ve devamlı çalışma isteyen bir yoldur. Tevekkül etmek, tembellik yapmak değildir. Azim ile çalışmak, ümitsizliğe kapılmamak, Allah'ın yardımından ümit kesmemek, Kur'an'ı kavrayarak yaşamak Asım'ın temel vazifesidir. Asım, zulme ve emperyalizme karşı çıkarken halkıyla, tarihiyle yüzleşebilen, uzun sürecek yolda sabır ve mücadele azmiyle yola devam eden bir genç veya nüvedir.
Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde Kur’an ve sünnet temelli bir İslam algısının oluşmasında belli bir role sahip oldu. Birbirinin devamı niteliğindeki bu iki dergi, Müslümanların sorunlarına eğilerek, Kur’an’dan ve sünnetten çözüm yolları ortaya koymaya çalıştı. Kurtuluşu ulusçuluk ve batıcılıkta gören kesimlerin aksine bu çizgi, kurtuluşun İslam’da olduğu vurgusunu yaygınlaştırmaya gayret göstermiştir.
Dergide Said Halim Paşa gibi münevverlerin kurtuluş reçetesi olarak görülen, toplumsal dönüşümde “Allah’a, risalete, gayba, kitaplara ve Kur’an’a yeniden iman etme” gibi esasları vurgulayan makaleleri tefrika edilerek yayınlanmıştı. Dergi meselelere “İslam referanslı bir çözüm…” arayışında ve “İslam kardeşliği ve birliği” önceliğiyle yaklaşıyordu. Derginin kapısı bu hassasiyete sahip her Müslümana açıktı. Babanzade Ahmed Naim’in ‘’Kavmiyetçilik İslam’da Menedilmiştir’’ “Mezarlıklar, Türbeler Takdis Edilip İslamlaştırılamaz” konulu çalışmaları, Tatar Abdürreşid ibrahim’in “İttihad-ı İslam ve Ümmetin Geleceği’’ konulu uzun süren yazıları, Said Nursi’nin “İttihad-ı İslam ve Tevhid Risalesi, Davet, Kur’an’ın Envarı’’ yazıları, vizyon derinliği olan yazı örnekleriydi.
Dergi çalışması ve bu minvalde kurulan ilişkilerin nitelik zenginliği Akif ve arkadaşlarını olgunlaştırıyordu. Safahat’ın birçok dizesi dergi sürecinin birikim ve tecrübesini yansıtır. Kelimelerle dizili şiirsel anlatım ve derin anlam çağrışımlarıyla mücessem satırlar buna tanıklık etmektedir hâlâ.. Bu değerli çabaların yürekten dökülen söz dizileri bugün Safahat dizelerinde ve Sırat-ı Müstakim ile Sebilürreşad yaprakları arasında nadide yerini almış ve tıpkı o günkü canlılığıyla gönüllere hitabını sürdürmektedir..
Bugün, ilk neşriyatının üzerinden 108 yıl geçtikten sonra Sebilürreşad dergisi, yeniden yayınlanmaya başladı. Sebilürreşad’ın o gün taşıdığı sembolik değeri bugünlere taşıyarak bize moral aşısı yapan ve ıslah hattına güç katacağına inandığımız ve derginin yarım kalmış misyonunun daha da geliştirilebileceği umuduyla atılan bu adımı Rabbimiz hayırlı bereketli kılsın, kardeşlerimizin nefesini uzun ve kalıcı eylesin.
Yararlanılan Eserler:
M. Akif Ersoy, Safahat, Haz. M. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul 2012.
Hamza Türkmen, İslamcılık ve Özeleştiri, Ekin Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2014.
Hamza Türkmen, İslami Mücadelenin Yeni Dili, Ekin Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2015.
Eşref Edip, Mehmet Akif, Beyan Yayıncılık, İstanbul 2010.
Said Halim Paşa, Buhranlarımız ve Son Eserleri, İz Yayıncılık, İstanbul 2015.
Fahrettin Gün, Sebilürreşad Dergisi Ekseninde Çok Partili Hayata Geçerken İslâmcılara Göre Din ve Laiklik, Beyan Yayıncılık, İstanbul 2001.
Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Mehmet Âkif Sırat-ı Müstakim ve Sebilür-reşad, 1. Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı C. 1-2, Burdur
Mahzumi Paşa, Cemaleddin Afgani’nin Hatıraları, Klasik Yayınları, İstanbul 2010.


