Muteber İnsan Mehmed Akif
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

Okumayı öğrendikten sonra peygamber kıssalarının satırlarında dolaşarak geçirdim okuma maceramın ilk safhasını. Çocuk muhayyilemde dikkatimi çeken ilk özelliklerden biri, peygamberlerin hep bir şeylerden vazgeçen insanlar olmalarıydı. Şahsiyetleri vahiyle berkitilmiş bu abidelerin hayatlarını okumayı bitirince hiçbir kitap o hayatları anlatan kitaplar kadar lezzet ve keyif vermedi bana. Resmi ideolojilerin anıtsal kişilikleri hiç heyecan vermiyordu. Ta ki İstiklal Marşı şairi diye tanıtılan Mehmed Akif’i tanıyana dek. Akif’i bir okul çantasında tanıdım. Abimin hadsizce karıştırdığım çantasında buldum onu. Bir dönem ödevi konusuydu: İstiklal Marşı şairi Mehmed Akif. Hayatını incelemeye başladım kırmızı ciltli ansiklopedilerden ve dedeme sordum onu. Dedem Fatiha’yı okuttu ve manasını bilmeden her fırsatta okuduğum bu sureyi anlattı bana. “Sırat-ı Müstakim, doğru yol demektir. Mehmed Akif de istikamet üzeredir, muteberdir .” İstikamet, muteber kelimeleri için sözlüğe baktım. Hele muteber kelimesini çok sevdim. İnanılan, güvenilen bir insan olmak, fikrî rakiplerin ve hatta düşmanların tarafından bile saygıyla karşılanmak, istikametten ayrılmamayı ilke edinmek Akif’in muteber olduğunun delilleridir. Annemin dualarına bir sıfat olarak eklettim sonra: “Anne muteber bir insan olmamı niyaz eyle Yaradan’dan.” diye diye.

Bir annenin dualarına ilham kaynağı olacak derecede saygındır gözümde Akif. Seyfi Baba’nın o ışıksız, çamurlu sokağını aydınlatacak bir sokak lambası da olur, Hasan’dan azar işitme pahasına ona nasihatini sunan bir sakallı da olur, Mahalle Kahvesi’nde münekkit bir münevver de olur. Belki de en önemlisi “Asım” karakteri üzerinden gençliğin rotasını gösteren bir kutup yıldızı olur.

Kutup yıldızı bahsinde akla gelen bir tartışma: “Sanat toplum için midir, sanat sanat için midir?” Mehmed Akif çamurlaşmadan çamuru anlatmıştır. Anadolu’nun dört bir yanında selatin camilerinden, mahalle kahvelerine kadar hitap ettiği halka karşı takındığı “klas duruşu” şiirlerinde de bozmamıştır. “Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam” ifadesinde de bu duruşu görmek mümkündür. Sanatı topluma hizmet ettireceğim diye amacından saptırmamış , kimi toplumcu gerçekçi eserler gibi “ayağa düşürmemiştir”. O “Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek” diyecek kadar hakikat düşkünü ve bekçisidir.

Bakî “Baş eğmeziz edâniye dünyâ-yı dûn içün /Allah’adır tevekkülümüz i’timadımız”1 derken kullandığı zamirde kimleri kastetmekteydi? Bence onlar gerçek ediplerdir. Çünkü edipler izi takip edenler değil, izleri oluşturanlardır. Edebiyat insanın insan kalmasının önemli bir anahtarıysa Mehmed Akif, edip olarak bu konuda bir çilingirdir. Hem de kilitleri boza döke açan bir çilingirden ziyade hangi anahtarın hangi kilide uyacağını bilen bir çilingir.

Doğu’yu da Batı’yı da bilen bir insan olarak şairin en çok eleştirdiği konuların başında inanç dünyamızdaki bozulma gelmekteydi. Kur’an’a bir hayat kitabı gözüyle bakmıştır Akif. Çöküşümüzün sorumlusu olarak gösterilen İslam’ın kuvvetli bir kalemi olmuştur. Yazdığı dergilerin isimleri Kur’an’dan mülhemdir. Yazdığı şiirler yüce kitabımızdan telmihlerle doludur. Aslında o insanları hakikate çağırarak Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çağırmıştır.

Akif’le aynı yüzyılda yaşadık. O yaşadığı yüzyılı anlamaya çalıştı. Batı’yı yok saymayarak, birçoklarının zındık diyerek yanından uzaklaştığı Neyzen Tevfik’le dostluk kurup onu uyararak, inandığı tek bir Kur’anî prensipten taviz vermeyerek yaşadı. İstikamet üzere hayat merdivenini tırmanırken insanları da “emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker” gereği doğruluğa çağırdı. Akif’in şiirleri sayesinde belki de “sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk”2 konumuna gelmedik millet olarak. Onu realist tamlamaların içinde kısacık bir edebi bilgi olarak veya sadece İstiklal Marşı şairi olarak hatırlamamız Akif’e değil kendimize yapacağımız bir haksızlık olacaktır. O, şiirleriyle asumana merdiven dayamıştır. Gökyüzüne salıncak kurup dünyaya bakmamıştır. Peygamber kıssalarında bulup da diğer hayat hikâyelerinde bulamadığım öyküyü belki de bu yüzden Akif’te buldum. Çünkü o Hak uğruna bu dünyanın emellerine boyun eğmemiş, peygamber ahlakını hayatta uygulamış hareket halinde bir müslümandır.

Asrı anlamak konusunda Akif bize rehber olabilir. Bizi harekete geçirmeyen bir iman, bizi insanlaştırmayan bir edebiyat yok hükmündedir. Akif’i anlarsak değerler eğitimi noktasında tarih ve edebiyat anlayışımızdaki bozulmaları düzeltebiliriz. İçi olgunlaşmamış kırmızı domatesler gibiyiz. Mehmed Akif’le olabiliriz, olgunlaşabiliriz. Yüzeysel menkıbeler, kolaycı tanımlamalarla Akif’i anmaya, anlamaya çalışmak onu bilmekte yetersiz kalacaktır. Onun sadece vardığı sonuçları üzerinden değil sorgulama ve çağı tahlil etmesi sürecini de anlamaya çalışmamız bizi aydınlatacaktır. Muteber sıfatı, her insanı bırakın her şaire verilemeyecek bir sıfattır. Mehmed Akif sözüne, özüne güvenebileceğimiz, onurlu ve omurgalı bir aydınımızdır. Bu yüzden de o tam manasıyla bir muteber insandır.


1- Sefil dünya için aşağılık kişilere baş eğmeyiz /Tevekkülümüz Allah’adır, Allah’a güveniriz.

2- Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet, / Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir (Mehmet Emin Yurdakul-Bırak Beni Haykırayım)

Taha Akyürekli Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler