
Fotoğraf: Murat Kurt
Telefon Defteri
Tanzanya / Zanzibar
Eğer Afrika’daysanız, bir telefon defteri, başka bir yerdeki herhangi bir telefon defterinden çok daha fazla şey ifade edebilir.
Birkaç yıl önce, Cezayir’de El-Haber gazetesinde bir haber yayımlandı. Bir anda dikkatleri çeken, sonra yine aynı hızla unutulan bir haberdi bu. Cezayir’e sığınmış Mali’li ailelerin çocukları, bazı misyoner gruplar tarafından kamplardan kaçırılıyor ve Batılı ailelere satılıyordu. Çocuğu olmayan Batılı ailelere. En büyüğü altı yaşını geçmeyen yirmiden fazla çocuk, bir anda böylece ortadan kayboluvermişti. Ve arkalarında hiçbir iz bırakmayan bu çocukların arkasından ağıtlar yükselmiş, başlarına ne gelebileceğine dair onlarca dedikodu dolaşmıştı ortada.
“Beyaz adam her şeyi aldı götürdü.” diye bir Kızılderili atasözü var hani. Bu sözü alın Afrika kıtası için de kullanın. Beyaz, tüm dünyada barışın rengidir diye, hepimizi kandırmışlar aslında yüzyıllarca. Afrika kıtasında beyazın yüzü, korkunç bir ihtirasın gölgesi ile kaplanmış ve öylesine pis bir hal almış ki bu durumu anlatmada kelimelerin hepsi boynu bükük kalır.
Nijeryalı yazar Chinua Achebe,“Biz sizden iyiyiz, siz bunu fark edemeyecek kadar az gelişmişsiniz diye yargılarlar. Hangi değerlere, neye ve kime göre daha iyi?” diye haykırıyordu kitaplarında bunların yüzüne. Ve asla bir cevap alamamıştı elbette.
O çok gelişmiş medeniyetleri tarafından kaçırılan bu çocuklar da büyük bir ihtimalle bir daha doğup büyüdükleri topraklara geri dönemeyecekler. Ve hayatları boyunca, aslında yabancısı olduklara bir dünyaya uyum sağlamaya çalışacaklar. Oysa herkes kendi öz suyu ve kökleri ile beslenir. Bir çiçek ancak kendi toprağında açabilir. Kendi toprağında ise, daha güçlü karşı koyabilir fırtınalara.
Ve beyaz adamın bedenlerimizde açtığı, hâlâ kanamaya devam eden bütün o yaralarımıza, bir de bu çocuklar eklendi şimdi.
Eğer Afrika’daysanız, bir telefon defteri, başka bir yerdeki herhangi bir telefon defterinden çok daha fazla şey ifade edebilir.
Afrika’daki o genç adamın elinde bir telefon defteri vardı. Üstelik isimleri ve numaraları da o kadar güzel bir el yazısıyla yazmış ki… Nasıl da özenli ve dikkatli…Kim bilir belki de defalarca temize çekmişti o defteri, belki de tek seferde büyük bir heyecan ve umutla yazıvermişti.
Fotoğrafa bakınca, neler neler geçiyor aklımızdan, değil mi? Afrika’lı genç adamın, o isimleri ve numaraları bu kadar düzenli bir şekilde kaydetmesinin nedeni ne olabilir sizce? Belki de, içlerinden hiçbirini kaybetmek istemediği için, bu kadar özen göstermiştir. Çünkü sevdiklerimizle olan bağlarımızı canlı tutan bir tür tılsıma sahiptir bu defterler. Kişisel tarihinizin belleği, ansiklopedisi gibidirler.
Yüzlerce yıldır, bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmaladıkları Afrika kıtasından, insanları bile çalmakta beis görmüyor Batılılar işte. Kişisel tarihlerinin ansiklopedisinden sayfalar koparmışlar yani. Bir kitabın orta yerinden, birkaç sayfa koparıp alırsanız, birkaç güzel cümle silerseniz, artık o kitap bir daha asla eskisi gibi olamaz. Anlamı eksik kalır, bedeni zedelenir, ruhu yaralanır.
Bu fotoğraf, bir kıtanın kara yazgısını hatırlatmıştı bana da. Zihnimin bir köşesinde çalkanıp, içten içe seslenip duruyor sanki hâlâ. Belki de fotoğrafın gücü böyle bir şey. Kısacık bir zaman dilimini ölümsüzleştiren siyah beyaz bir kare, üzerine yüzlerce sayfa yazılabilecek duygu ve düşüncelerle dolduruyor insanı. Acılarla, burukluklarla, incinişlerle dolduruyor. El bile sallayamadan, anne babasına son bir kez sarılamadan, veda edemeden alıp götürülen masum ve hüzünlü çocuk çehreleriyle dolduruyor.
Yeri gözyaşlarıyla ve göğü dualarla, çığlıklarla dolduran, ellerinde bir defterle dolaşan o çocukların sendeleyip duran silüeti; belki bütün Avrupa’da geceleri kapıları çalıp duruyor hâlâ.


