​​​​​​​Necip Fazıl’ın Edebiyat Mahkemesindeki Mehmed Âkif
TEMMUZ Sayı: 5 - Aralık 2016

Necip Fazıl’ın Edebiyat Mahkemeleri’ndeki yazılar, 1940’ların ortalarında kaleme alınmış hatta kitaptaki bazı yazılar bu tarihten önce yayımlanmıştır.1

Necip Fazıl; tartışılmasını, sorgulanmasını, yeniden değerlendirilmesini istediği şair ve yazarları bu mahkemeye çıkarır. Zira bazı edebiyatçıların, hak ettiğinden fazla yüceltildiğini, edebiyat ve sanat alanında cirminden fazla yer kapladığını düşünmektedir. Yanına o dönemdeki bazı arkadaşlarını da alarak şöhretleri sorgulamaya yönelir. Bu çaba, bir yönüyle, yakın dönem edebiyat tarihinin ve algısının da yeniden dizaynı olarak görülebilir. Bu kurguda, gerçek bir mahkemede olduğu gibi, savcı ve yargıçlar vardır, şahitlere söz verilir, bazen bilirkişi raporu istenir, çoğu sübjektiflikten kurtulamasa da çeşitli delillerin ortaya konmasına özen gösterilir.

Tanınmış kişilere yönelik bu değerlendirmelerin, kritiklerin önemli bir bölümü, 1945 yılında aynı başlık altında Büyük Doğu dergisinde yayımlanmıştır. Bu yazılar, daha sonra Suat Ak tarafından derlenerek ilk kez 1997 yılında okuyucuya kitap biçiminde sunulmuştur. Fakat bu tür değerlendirme ve kritiklerin başka kitaplarda ve kendisiyle yapılan söyleşilerde de yer aldığını belirtmekte yarar var.

Şu hususu daima göz önünde bulundurmak gerekir ki Necip Fazıl, mizaç olarak çok zor beğenen hatta zaman zaman insanda hiçbir şeyi, hiçbir edibi beğenmemeye koşullanmış bir zihinle işe koyulduğu kanaati uyandıran bir sanatçıdır. Özgüveni çok yüksektir. El attığı her alanda hiç çekinmeden ve donanımının önünü ardını yeterince kolaçan etmeden rahatlıkla söz alabilmektedir. Değerlendirmeleri, hükümleri de zaman zaman öznel olmanın ötesinde acımasız bir boyut kazanabilmektedir. Bazen eleştiri sınırlarını fazlasıyla aşan ağır ifadeler kullanabilmekte, yeri geldiğinde suçlamaktan ve kötülemekten asla çekinmemektedir. Hatta onun az eleştirdiği birini aslında beğendiği, önemsediği, övdüğü bile söylenebilir. Kimi zaman üslup, belagat, coşku ve heyecan fikirlerine galebe çalmakta, tespitlerinin üstünü örtebilmektedir. Kimi zaman da kendi içinde farklı gerilim noktaları görülebilmekte hatta çelişki sayılabilecek belirlemelerle karşılaşılmaktadır.

Belli bir mizansene sahip bu mahkemenin en büyük ve belirleyici aktörü Necip Fazıl’dır şüphesiz. Onun görüşleri ağırlıklı bir yer tutar. Belirlemeleriyle noktayı o koyar. Verilen hükümlerde onun iddia ve eleştirileri esas alınır. Sonuçta bütün bunları kaleme alan ve yayımlayan da odur.

Mehmed Âkif, söz konusu “edebiyat mahkemesi”ne çağrılan, çıkarılan üçüncü isimdir.

Bu mahkemede “amme şahitleri” olarak Fuat Köprülü, Âgâh Sırrı Levend ve Abdullah Tansel dinlenir.

Daha sonra -Âkif’i savunacak şekilde- Cenab Şahabeddin’den, Süleyman Nazif’ten, İsmail Habip Sevük’ten, Hakkı Süha ve Yakup Kadri’den kısa tespitler, görüşler aktarılır. Karşı taraf şahitleri olarak da Nurullah Ataç, Şükûfe Nihal ve Sabiha Zekeriya Sertel’e söz verilir. Bu isimler Âkif’i eleştirir ve kötülerler.

Mahkeme, “vukuf ehli” sıfatıyla, Büyük Doğu’cu Adıdeğmez’den (Necip Fazıl’dan) bir rapor ister. Rapordaki bazı tespitler şu şekilde özetlenebilir:

-Âkif; sevenleri tarafından da kendisinden tiksinenlerce de anlaşılabilmiş bir şahsiyet değildir. İki taraf da bu konuda kolaycı, ucuzcudur.

Âkif; Müslümanlığı derinliği ve giriftliğiyle, hakikati ve esrarıyla kavrayabilmiş değildir.

- Saf şiir ve sanatta da üstün bir sese yükselememiştir.

- Tevfik Fikret’teki “küçük çaplılık” onda da vardır. O, aslında, müsbet bir Tevfik Fikret’tir. İkisi de “mareşal” konumunda gösterilmişlerse de gerçekte ancak bir “onbaşı” mesabesindedirler.

- Âkif, kabuğunu delemeden doğruda ve güzelde kalmak imtiyazına eren, orta hâlli bir aksiyon adamıdır.

- Âkif’te, İslam’ın içi, ruhu, bâtını olan, bütün eşya ve hadiselerin gizli anahtarlarını saklayan tasavvufî idrak ve mizaçtan bir eser bile yoktur.

- Zâhir planda görebildiği de, Cemaleddin Efganî ve Şeyh Abduh’un rehberliğine bağlı bir çıkmaz sokak istikametidir.

- Nazmı meramına uyduran, dilini sadeliğe ve hayata ulaştıran, usta tebliğ reçeteleri yazan bir “münevver”dir.

- O, en çok sahte olmamaya çalışmıştır; bu yönüyle de hakikîlik, aslîlik ve hâlislik taşır. Ahlaklı ve feragatli bir kahraman hayatı yaşamıştır. Fakat o yolun beklediği gerçek kahramanların önünde mahcup kalmış biridir.

Mahkeme heyeti, bu “vukuf ehli” rapora istinaden Âkif’e de bir çelenk verilmesine ve fakat çelenge şu cümlenin yazılmasına karar verir:

“Doğru yolun kifayetsiz mütefekkirine, küçük şairine, fakat hayatıyla büyük feragatkâr ve namuskârına Allah rahmet etsin.”2

Necip Fazıl; Mehmed Âkif’i, tasavvufa olumsuz bakışı, “Çanakkale şehidleri”ni “Bedr’in aslanları” ile bir tutması, “ilhamı doğrudan doğruya Kur’an’dan alma”yı savunması gibi çeşitli noktalardan eleştirmeye daha sonra da devam etmiştir. Fakat başkalarının onunla ilgili eleştirilerine de cevap vermiş, Âkif’in “mahalle dışı”ndan kişilerce uluorta hırpalanmasına da yeri geldiğinde karşı çıkmıştır.

Söz konusu eleştirilerde, Sırat-ı Müstakim / Sebîlürreşad çizgisine dönük bir tepkinin etkili olduğu da söylenebilir. Zira Necip Fazıl, Cumhuriyet döneminde Müslümanlıkla ilgili cehd ve fikriyatın artık Büyük Doğu etrafında cereyan etmesini, toplanmasını, teşkilatlanmasını arzu etmekte; başka oluşum ve önderliklerin varlığını sürdürmesine de kaşlarını çatmaktadır. Zaman zaman ciddi tutarsızlıklar, çelişkiler de içeren Âkif eleştirisinde bu psikolojinin de devreye girdiği düşünülebilir.

Onun ötesinde, Necip Fazıl, en azından bu ilk eleştirileri serdettiği yıllarda, Mehmed Âkif’in Kur’an ve din bilgisini, ilmî birikimini ve edebî gücünü sınayabilecek, onun iman ve samimiyetini sorgulayabilecek, ümmet perspektifini fiilî bir tecrübe ile kuşatabilecek, eserinin ve çabasının arka planını ve derinliğini bütün boyutlarıyla görüp süzebilecek konuma ve donanıma sahip değildir. Bu nedenle Mehmed Âkif’le ilgili tespitlerinin, eleştirilerinin bir kısmının arkası boştur, birçok noktada ciddiyet ve adaletten uzaktır hatta sol ve laik kesimden gelen eleştirilerin tekrarı, kopyası gibidir. Bazılarında ise bencillik ve kıskançlığın izleri vardır, bunlar yer yer töhmet ve vebalden vareste değildir.


1- Necip Fazıl Kısakürek, Edebiyat Mahkemeleri, Büyük Doğu Yayınları, 5. Basım, İstanbul 2013.

2- Necip Fazıl Kısakürek, a.g.e., s. 51 - 62.

Erencan Yüksel Arşivi
5 Sayı: 5 - Aralık 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler