
Fotoğraf: Murat Kurt
Budapeşte
Yine bir pazar günü..
Yine mumların titrek ışığından ve heykellerin ağır gövdelerinden yankılanarak geliyor o ses kulaklarına. Kilisenin yüksek duvarlarına çarpa çarpa ulaşıyor, sabahtan akşama kadar bağdaş kurup oturduğu sokağa.
“İyi haber; Tanrı, oğlunu gönderdi sizlere..”
Kiliseden çıkan kalabalık, zihinlerinin içinden bir bulut gibi geçen türlü görüntüler, yerde oturan adamı görmeden geçiyorlar yanıbaşından. Bazıları ufak bir göz teması kuruyor onunla, sadece bir kaç saniye, hepsi bu. Bir de mülteciler oluyor sokaklarda bazen tek tük. Yaralı bir kuş gibi, kanatları olmadan ne yapacağını bilmeyen bir kuş gibi ürkek geçiyorlar yanından.
“İyi haber; Tanrı, oğlunu gönderdi sizlere..”
Ve dünyanın birçok yerinde, milyonlarca insan dualar ediyorlar onun için.
Kalabalıkların vicdanlarının bir köşesinde putlaştırılmaya devam ediyor İsa Peygamber. Sokaklarda yaşayan bu adama diyorlar ki: “Beşikteyken konuşmuş, ölüleri diriltmiş bizim peygamberimiz. Hatta suyun bile üzerinden yürüyüp geçmiş.”
“İyi haber; Tanrı, oğlunu gönderdi sizlere..”
Ve sizler, tarihin en şiddetli kırılma anlarından birinde büyük bir direnişe önderlik etmiş olan bir peygamberin hayatındaki pek çok önemli ayrıntıyı görmezden geldiniz. Çöllerde ve dağlarda zorluklara direnen İsa’yı hoyratça pazarladınız. Bir masal kahramanı haline getirdiniz onu.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler! İkiyüzlüler! Göklerin Egemenliği'nin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz. Ne kendiniz içeri giriyor ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz!” * diye haykıran birinin çığlığına perde çektiniz.
Ve Budapeşte’deki o adam, sokaklarda yaşayan bir adam, adeta çarmıha gerili bir İsa gibi ıstırap çekiyordu o gün. İsa’nın acı dolu çehresi gizliydi yüzünde. Siz göremediniz. Titrek ellerle kara kalem resmini çizmeye çalışıyordu umudun; bilemediniz.
* Matta 23:15


