Halep ve Kâtip Çelebi
TEMMUZ Sayı: 4 - Kasım 2016

Hem büyük, geniş bir vilayetin hem de onun merkezinin adı olan Halep, Arapçada ve diğer Sami dillerinde “süt veren” anlamına gelen bir kelime. Son kıyım ve yıkımlardan önce merkez nüfusu 2 milyona, toplam nüfusu ise 5 milyona yakındı.

Osmanlı İmparatorluğunun en önemli şehirlerinden biri olan Halep, Türkçe deyimlerde ve edebiyatta da çokça anılan bir şehir. “Halep ordaysa arşın burda” ve “Şen olasın Halep” sözlerini duymayan yoktur en azından. Halk arasında hâlâ anlatılan Kerem ile Aslı, Âşık Emrah hikâyelerinde de olayların önemli bir bölümü Halep’te geçer.

Yüzlerce yıl İstanbul ve Bursa’dan sonra en önemli ticaret merkezi sayılan Halep; dokumacılık, küçükbaş hayvancılık, sabun ve altın ticareti bakımından hep en önde yer almıştır. 1500’lü yılların başlarından itibaren Venedikliler, İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar bu şehirde konsolosluklar ve acentalar kurmuştur. Arap harfleriyle kitap basan ilk matbaa da İstanbul’dan önce Halep’te karşımıza çıkar.

Selçuklu ve Osmanlı şehirciliğinin klasik bir örneği olan Halep'in özelliklerinden biri de yapıların çoğunda “kayşani” adındaki bir taşın kullanılmasıdır. Hem Nureddin Zengi’nin ve hem de Selahaddin Eyyubi’nin çok sevdiği ve önemli binalar kazandırdığı şehirde Halep Kalesi, han, hamam ve -Ulu Cami dâhil- camilerin önemli bir bölümü, bu taştan yapılmıştır. Bu alışkanlık son yıllara kadar devam etmiştir. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı izlerini taşıyan şehir; Kudüs, Bursa, İstanbul ve Konya’nın alaşımı gibidir. Nüfusun % 50’si Arap, % 40’ı Türkmendir. Kalanını Kürt, Ermeni, Asuri ve Çerkezler oluşturmaktadır.

*

Osmanlı döneminin birçok yönden en büyük bilgini sayılan ve Batılılar tarafından da adı hürmetle anılan Kâtip Çelebi’nin hayatında da kısa fakat önemli bir yer tutar Halep.

“Hacı Halife” adıyla da anılan Kâtip Çelebi, 1609 – 1657 yılları arasında yaşamış; özellikle tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografi alanında önemli çalışmalar yapmıştır. Dünya bilim literatürüne geçen en ünlü çalışması; İslam dünyasının en değerli eserlerini içeren, 15 bin kitabı ve 10 bin müellifi alfabetik dizin sistemine göre tanıtan Keşfü’z-zunûn ‘an esâmi’l-kutub ve’l-fünûn (‏كشف الظنون عن أسامي الكتب والفنون‎) adlı eseridir. Daha sonra İbrahim Müteferrika tarafından basılan meşhur coğrafya ansiklopedisi Cihannümâ da çok ünlüdür. Arapça yazılan Keşfü’z-Zunûn, kapsamlı bir bibliyografya ve ilimler ansiklopedisi mahiyetindedir. Kitapta yer alan bilgiler geniş ölçüde Arapça literatürle ilgili olmakla birlikte aralarında Farsça ve Türkçe çalışmalar hakkında olanlar da vardır. Eserin telifi, yirmi yılda gerçekleşmiştir.1

Asıl adı Mustafa bin Abdullah olan, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Kâtip Çelebi lakabı ile tanınan, hacca gittiği ve uzman memur (halife) olduğu için Hacı Halife diye de anılan ünlü müellif, işte bu çok önemli ve hacimli eseriyle ilgili ilk araştırma ve incelemelerine Halep’te başlamıştır. Bu konuda onu yüreklendiren, ona ilham veren, onun koluna giren, elinden tutan ilk şehir Halep olmuştur. Halep, Doğu ve Batı arasında o dönemde de bir kavşak noktası, önemli bir ticaret merkezi olmanın yanı sıra ilim yönünden de canlı bir şehirdi zira. Kâtip Çelebi, ünlü eseri Cihannüma’da Halep’i bu nedenle “Küçük Hint” olarak anmaktadır.

Kâtip Çelebi’nin babası Abdullah, Enderun’da eğitim görmüş önemli bir askerdi. Oğlunun iyi yetişmesi gayret gösterdi, çeşitli alanlarda ders aldırdı. Çelebi, on dört yaşına geldiğinde, babasının aylığından 14 dirhem harçlık bağlanılarak, babasının yanında Anadolu Muhasebesi Kalemi'nde şakird (stajyer) olarak devlet görevine başladı (1622-23 yılları). Bu birimdeki halifelerin (uzman memur) birinden hesap-muhasebe sistemini, yazışma kurallarını ve dönemin devlet belgelerinde kullanılan siyakat yazısını öğrendi. Genç yaşta, ordu ile birlikte çeşitli seferlere çıktı. Ordu ile birlikte Musul'a geldiklerinde (Ağustos - Eylül 1626) babası vefat etti ve Musul’daki Cami-i Kebir Mezarlığı'na defnedildi. Babasının vefatından bir ay sonra, aynı sefer kuvvetinde görev yaptıkları amcası da Nusaybin - Cerahlu bölgesinde öldü. Kâtip Çelebi bunun üzerine orduda görev yapan başka bir akrabası ile birlikte Diyarbakır'a geldi. Diyarbakır’da kaldığı sırada, babasının arkadaşlarından Mehmed Halife adlı bir yüksek bürokrat tarafından Süvari Mukabelesi'ne tayin edilerek İstanbul’a döndü (1627-1628). Burada Kâdızâde'nin derslerini takip etmeye başladı.

1630'da Hüsrev Paşa'nın maiyetinde bulunarak, Hamedan ve Bağdat seferine katıldı. Kâtip Çelebi bu seferle ilgili olarak, Cihannüma'da ve Fezleke'de uğradığı şehir ve bölgelerle birlikte, ordu tarafından ele geçirilen şehir, kale ve menzillerin bilgilerini vermektedir.

Bağdat Kuşatması'nda ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin derslerine devam etti. Bu zaman aralığında, Kâdızâde'den Tefsir, İhya-i Ulûm, Şerh-i Mevakıf, Dûrer ve Tarikat (Tarikat-ı Muhammediyye) okudu. 1633-1635 Halep Seferi'ne katıldı. Ordunun Halep’e çekilmesinden istifade ederek hac farîzasını yerine getirdi. Ardından Diyarbekir’de kışlamakta olan orduya katıldı. Burada bazı âlimlerle sohbet etti ve ilmî tartışmalar yaptı.

Çelebi, Halep’te iken sahaf dükkânlarında gördüğü kitapların isimlerini yazmaya başlamıştı. Daha ziyade tarih, tabakat ve vefeyât türü eserleri okumayı seven müellif, 1636 yılına gelinceye kadar bu tür kitaplardan birçoğunu okumuş bulunuyordu.2

Kâtip Çelebi, hem bilgi ve görgüsünü artırmak hem de geçimini sağlamak için ordu kâtipliği yapıyordu. O aslında ilme ve kitaplara düşkündü. Fırsat buldukça dersler alıyor, kitapların dünyasına dalıyor, notlar tutuyor, kitaplığını zenginleştirmenin derdiyle yaşıyordu.

Kısa bir süre kaldığı Halep, onun bu konuda gözlerini açmış, adeta zihnini tutuşturmuş, seciyesine ve kabiliyetlerine uygun olan gerçek yolu göstermişti. Halep çarşıları, kitapçıların bulunduğu külliyeler, sahaf dükkânları bütün cömertliğiyle ona eşlik ediyordu. Fırsat buldukça buralardan çıkmaz olmuştu.

Henüz yirmili yaşların başlarındaki bu kitap kurdu, kavuğu ve cübbesiyle her gün koşturup duruyordu. Kazandığı üç beş kuruşu kitaba yatırıyordu. Cihannüma ve Fezleke’deki bazı ayrıntılara baktığımızda Halep esnafının da bu gence zamanla âşina oldukları, onunla ahbaplık kurduları anlaşılıyor. Çelebi, eteklerini savurarak o dükkânların bulunduğu sokaklara girdiğinde kapılara çıkıyor, ona takılıyor, koluna girerek yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Kazancı sınırlı olduğu için sıkı pazarlık yaptığı da oluyordu Kâtip Çelebi’nin. Bazen, elinde avucunda bir şey kalmayınca, bazı kitapları bir geceliğine kiralıyor, hiç uyumadan sabaha kadar onları okuyordu. En çok uğradığı yerlerden biri de mum satan dükkânlar olmuştu bu yüzden.

Esnafı etkileyen bu gayreti ve ilim düşkünlüğü, yürekleri yumuşatıyordu aynı zamanda. Zamanla bir kuruş bile kâr etmeden hatta zararına kitap sattıkları oluyordu bu delikanlıya. Kaldığı yerlerden olan Halep Medresesine şaşkın bakışlar arasında koltuğunda kitaplarla, yazma eserlerle dönüyordu. Hemen yere çöküyor, pencere içine yerleştirdiği mumunu ateşliyor, okumaya başlıyor, divitini çıkarıp kamış kalemini cızırdatarak yazdığı, notlar aldığı oluyordu.

Şehirden ayrılma vakti geldiğinde, kısa sürede tanışıp dost olduğu esnafla vedalaşmaya gitmiş, bu sırada bazılarının gözleri de yaşarmıştı. Halep’i hiç unutmayan Çelebi, buradaki tutkusunu, ilme ve kitaba düşkünlüğünü ömrünün sonuna kadar sürdürmüştü.

Çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinen, 20’den fazla önemli esere imza atan, Arap ve Farsçanın yanı sıra Latinceyi de iyi derecede bilen Kâtip Çelebi; eserini başka şehirlerin sahaf ve kütüphanelerinde çalışarak yirmi yılda tamamladı. İlginçtir ki bu eserle ilgili zeyl (ek)müelliflerinin ilk ve en ünlülerinden biri de Halepli Hüseyin el-Abbâsî en-Nebhânî idi.3

*

Sevindirici olan şu ki aradan yaklaşık dört asır geçmesine ve çeşitli nedenlere bağlı çokça badire atlatmasına rağmen; Keşfü’z Zunûn başta olmak üzere Kâtip Çelebi’nin hemen hemen bütün eserleri günümüze kadar geldi.

2009’da ünlü bilginin 400. doğum yıldönümü kutlandı. Aynı yıl, UNESCO tarafından “Kâtip çelebi Yılı” olarak ilan edildi. Bu bağlamda çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi, panel ve sempozyumlar düzenlendi, kitaplar hazırlandı.

Fakat onun hayatında belki de en önemli uyarıcı, dönemeç ve dost olan; kitapların, külliyelerin ve kahramanların şehri Halep’ten geriye bugün büyük ölçüde bir enkaz yığını kaldı. Onun koşturduğu sokaklara, çocuk ve kadın cesetleri yığıldı. Onun esnafla sohbet ettiği medreseler, dükkânlar, kütüphaneler, çarşılar yiğitlerin kanlarıyla doldu. Onun büyük bir heyecan ve mutluluk eşliğinde ettiği duaları biriktiren göklerde, insanın içini parçalayan çığlıklar yankılandı.

2006’da “İslam Kültür Başkenti” ilan edilen bu güzelim beldeye, gözyaşlarını tutarak “Şen olasın Halep” diyecek kimse kalmadı.


1- İlhan Kutluer, İlhan Kutluer, Keşfü’z Zunûn, TDVİA, C. 25, s. 321.

2- Orhan Şaik Gökyay, Kâtip Çelebi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1986, s. 12.

3- İlhan Kutluer, Keşfü’z Zunûn, TDVİA, C. 25, s. 322.

Mukadder Değirmenci Arşivi
4 Sayı: 4 - Kasım 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler