Yatsı Okundu mu Oğul
TEMMUZ Sayı: 4 - Kasım 2016

“Cemile Teyzeye”

komşum cemile teyze her vaktinde namazın

uzatır başını camdan sorar gelen geçen herkese

evladım ezan okundu mu?

şaşkın kimisi, kimisi utangaç, soruların her nevinde düşünürken

bilmiyorum der, sanırım der, galiba okundu der

zamanını beşe ayıranlar değil boşa ayıranlardır ekseriyetle bunlar

kimisi de bakar kendinden emin, kaşlarını kaldırarak ve yüksek sesle

okunmadı teyze, daha yirmi dakika var.

günün en mutena vakitlerinde hep duyarım bu çağıltıyı

o sıra güneş dikmiştir ayaklarını dağların ardına

içerisi toz ile karışık hayaletlerle dolu

karşı damın eteklerinde bir çift kumru

beklemektedir sokağın o aşina sorusunu

kızım akşam okundu mu?

ilk sıralar kızmıştım, neden ki acaba hem de bu devirde diye

takvim denen bişey var, cep telefonu var, saat var, akıl var, izan

sonra anladım işin sırrını lakin

cemile teyzenin kıyısında bir ömür geçmesi gerekti kocaman

sebeplerin içinde saklı sorular, soruların içinde saklı ince duygular

cemile teyze arnavut, 74 yaşında bir sonbahar

dul, kocasını salmış göklere nerden baksan sekiz yıl var

kapatmış kendini eve, ayırmış vaktini beşe

vücudunun saati vurunca hemen şimdi pencerede

yatsı okundu mu oğul, hele bir deyiver

işin ilginci değerli okur

değil bir, değil iki, bazen üç ve dört

kişiye sorar bu soruyu cemile teyze anlamak zor ilk seferde

hatta bazen birinden alır cevabını hemen akabinde ikincisine

tekrarlar sorusunu diğeri tebessümle döner bakar cemile teyzeye

bazen okunmamıştır ezan lakin okundu der biri

yine de sağ ol evladım der o ses, canı titrek, ruhu esrik bir nefesle

içim yanar, birden cama koşasım gelir ama dur

az biraz bekle cemile teyze bu kez başka birine sormuştur.

cemile teyze âlem kadın, çözmek zor bu işin hikmetini

rüyamda malum oldu usulca seslendi hızırın gölgesi

uğraşma oğul, dünyanın taşıyla cennet kurulmaz

cemilem hak yoluna, ezanlara şahit kılar kendini

sorar sokağa, insanlara, kumrulara doğan güneşe sorar batan aya

onları yüzleri binleri işte böyle, işte şu şiiri

inancına namzet namazına şahitler kılar.

anlayamazsın bırak düşünmeyi, bırak çavlan gümbürdesin yokuş aşağı

ellerinin harfini okuyamamışsın bir ömür, dön bir bak ne diyor

cemile teyzenin sesi çınlıyor yine; şekerim ezan okundu mu?

evet cemile abla şu anda okunuyor, bak dinle şurada sesi

tebessüm edip hikmet ile eh o zaman hemen kılayım deyip içeri giriyor

alt üst oluyor tüm sokak, evin odaları, zihnimde bir sürü salkım saçak

almıyor aklım kim okudu ezanı, kim duydu, kim kıldı namazı şu yaz

taze abdestine yeni bir rekat dikiyor cemile, üstüne usulca bir niyaz.

şimdi kitap dolu camımdan bakıyorum karşısı cemile

eski ahşap ev sol yanı çökmüş, çatısından sular sızar

cemile teyzem kovaları dizmiş üst kata

yağdıkça biriktirir suları, bilmem nereye saklar

koca evin yıkılmayan sağ alt katında

küçük bir odada dünyasını kurar teyzem

ufacık camları vardır ahşap, gıcırtıyla açılır hani o eski menteşeli

kilidi eğik bir demirdir içerisi ne sese ne yağmura yasaklı

seher vaktinde radyodan kuran sesiyle açılır odanın ışığı

teyzem sabaha yakın, başı yine sokakta soracak ama

kimsecikler yok tüm ışıklar kapalı

işte o vakitler sadece kuşlar

iner penceresine cemilenin, ezanı işte onlara sorar.

Yunus Emre Altuntaş Arşivi