“Cemile Teyzeye”
komşum cemile teyze her vaktinde namazın
uzatır başını camdan sorar gelen geçen herkese
evladım ezan okundu mu?
şaşkın kimisi, kimisi utangaç, soruların her nevinde düşünürken
bilmiyorum der, sanırım der, galiba okundu der
zamanını beşe ayıranlar değil boşa ayıranlardır ekseriyetle bunlar
kimisi de bakar kendinden emin, kaşlarını kaldırarak ve yüksek sesle
okunmadı teyze, daha yirmi dakika var.
günün en mutena vakitlerinde hep duyarım bu çağıltıyı
o sıra güneş dikmiştir ayaklarını dağların ardına
içerisi toz ile karışık hayaletlerle dolu
karşı damın eteklerinde bir çift kumru
beklemektedir sokağın o aşina sorusunu
kızım akşam okundu mu?
ilk sıralar kızmıştım, neden ki acaba hem de bu devirde diye
takvim denen bişey var, cep telefonu var, saat var, akıl var, izan
sonra anladım işin sırrını lakin
cemile teyzenin kıyısında bir ömür geçmesi gerekti kocaman
sebeplerin içinde saklı sorular, soruların içinde saklı ince duygular
cemile teyze arnavut, 74 yaşında bir sonbahar
dul, kocasını salmış göklere nerden baksan sekiz yıl var
kapatmış kendini eve, ayırmış vaktini beşe
vücudunun saati vurunca hemen şimdi pencerede
yatsı okundu mu oğul, hele bir deyiver
işin ilginci değerli okur
değil bir, değil iki, bazen üç ve dört
kişiye sorar bu soruyu cemile teyze anlamak zor ilk seferde
hatta bazen birinden alır cevabını hemen akabinde ikincisine
tekrarlar sorusunu diğeri tebessümle döner bakar cemile teyzeye
bazen okunmamıştır ezan lakin okundu der biri
yine de sağ ol evladım der o ses, canı titrek, ruhu esrik bir nefesle
içim yanar, birden cama koşasım gelir ama dur
az biraz bekle cemile teyze bu kez başka birine sormuştur.
cemile teyze âlem kadın, çözmek zor bu işin hikmetini
rüyamda malum oldu usulca seslendi hızırın gölgesi
uğraşma oğul, dünyanın taşıyla cennet kurulmaz
cemilem hak yoluna, ezanlara şahit kılar kendini
sorar sokağa, insanlara, kumrulara doğan güneşe sorar batan aya
onları yüzleri binleri işte böyle, işte şu şiiri
inancına namzet namazına şahitler kılar.
anlayamazsın bırak düşünmeyi, bırak çavlan gümbürdesin yokuş aşağı
ellerinin harfini okuyamamışsın bir ömür, dön bir bak ne diyor
cemile teyzenin sesi çınlıyor yine; şekerim ezan okundu mu?
evet cemile abla şu anda okunuyor, bak dinle şurada sesi
tebessüm edip hikmet ile eh o zaman hemen kılayım deyip içeri giriyor
alt üst oluyor tüm sokak, evin odaları, zihnimde bir sürü salkım saçak
almıyor aklım kim okudu ezanı, kim duydu, kim kıldı namazı şu yaz
taze abdestine yeni bir rekat dikiyor cemile, üstüne usulca bir niyaz.
şimdi kitap dolu camımdan bakıyorum karşısı cemile
eski ahşap ev sol yanı çökmüş, çatısından sular sızar
cemile teyzem kovaları dizmiş üst kata
yağdıkça biriktirir suları, bilmem nereye saklar
koca evin yıkılmayan sağ alt katında
küçük bir odada dünyasını kurar teyzem
ufacık camları vardır ahşap, gıcırtıyla açılır hani o eski menteşeli
kilidi eğik bir demirdir içerisi ne sese ne yağmura yasaklı
seher vaktinde radyodan kuran sesiyle açılır odanın ışığı
teyzem sabaha yakın, başı yine sokakta soracak ama
kimsecikler yok tüm ışıklar kapalı
işte o vakitler sadece kuşlar
iner penceresine cemilenin, ezanı işte onlara sorar.


