Spartaküs ve Sanat
TEMMUZ Sayı: 4 - Kasım 2016

Saymakla bitmeyecek kadar çok kahramanı var Doğunun. Fakat onları tarihin içinden bulup çıkarmakta, anlatmakta, tanıtmakta büyük ölçüde isteksiz ve aciz. Bu acizlik, imkânların yetersizliğinden, güçsüzlükten kaynaklandığı kadar düşkünlük, tembellik ve miskinlikten de nemalanıyor kuşkusuz. Kör kuyulara gömüyor kendini Doğu. Başkalarının keşfiyle mutlu oluyor daha çok.

Tarihi, kültür ve medeniyeti, inanç dünyası ve demografisi itibariyle Doğunun içinde büyük bir yer tutan ve kısmen Batıya da açılan Müslüman dünyanın durumu da bu konuda çok farklı değil ne yazık ki. Nereye baksan kadın ya da erkek bir kahraman çehresi, nereyi eşelesen devasa bir destan. Geçmişte de öyle şimdi de. Bilginleri de saymakla bitmez, yiğitleri ve özgürlük savaşçıları da. Bu dünyanın da kolu kanadı kırık. Hiç azımsanmayacak bir kısmı halen ya işgal altında ya da sorunlarla, sıkıntılarla boğuşmaktan kafasını bile kaldıramıyor. Her türlü emperyalizme, sömürüye, işgale karşı bu dünyanın temsilcileri direniyor oysa. Fikri ve fiili alandaki uzun soluklu mücadele, sanatın kökleşmesine ve zenginleşmesine sıranın gelmesini geciktiriyor ister istemez.

Batı ise hiçbir fırsatı kaçırmıyor bu konuda. Didik didik ediyor tarihi, hem uzak hem yakın geçmişi. Bulamazsa icat ediyor, uyduruyor. Sanatın her alanında işliyor, anlatıyor, aktarıyor. Allayıp pullayıp pazarlıyor bir de. Doğuyu, Doğunun tarihini ve kahramanlarını bile o gündeme getiriyor çoğu zaman. Bazen, üç günlük bir tarihten dünya kadar şiir, öykü, roman, tiyatro, senaryo çıkardığı oluyor. Asıl konumuz bu olmadığı için cümlenin kulağını büküyoruz burada.

*

Spartaküs; Batının anlatmaya doymadığı önemli isimlerden biri. Herkesin bir şekilde duyduğu, bildiği bir tarihî kişilik. Bugün bile ismi hürmetle anılan bir “özgürlük savaşçısı”. Her dönemde, her toplumda, her dil ve edebiyatta bir anlamı, çağrışımı, karşılığı var.

Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartakus’un
.

Bu dizelerle anıyor Ahmed Arif, Hasretinden Prangalar Eskittim adlı ünlü kitabındaki Suskun adlı şiirinde Spartaküs’ü.

Şiirlere, roman ve öykülere konu olan Spartaküs’un adı futbol takımlarına bile verilmiş; hatta balesi bile yapılmış. Albüm yapılmış, aynı adı taşıyan sendikalar kurulmuş. Hayatı ve mücadelesi beyaz perdeye aktarılmış. 1960’ta çekilen ve Spartaküs’u, Kirk Douglas’ın canlandırdığı yaklaşık 4 saat süren ünlü film sinema tarihinin de önemli yapımları arasında gösterilmekte. Üç sezon süren dizisi, bilgisayar oyunları, kartları ve tişörtleri de var. Başlı başına bir sektöre dönüşmüş yani. Kimi zaman bazı kişiler, kişilikler için “Zamanımızın Spartaküs’ü”, “Doğu’nun Spartaküs’ü” nitelemelerle de sık sık karşılaşıyoruz.

*

MÖ. 73 -71 yıllarında Roma’ya karşı girişilen gladyatörler ayaklanmasının önderi olarak tarihe geçen bir isim Spartaküs.

Trakya doğumlu. Çocukluğu, ilk gençliği bu yörede, bu bölgede geçiyor. Ailesi, yakınları, arkadaşları, ilk dostları, ilk tecrübeleri, hayatına yön verecek bakış ve duruşun ilk çıngıları burada birikiyor, bu topraklarda biçimleniyor.

Şair ve politikacı Kemal Burkay, bir şiirinde onu bu coğrafyada tekrar gezdirerek, doğup büyüdüğü topraklara ve çocukluğuna götürerek hatırlıyor, aktarıyor nitekim 1964’te kaleme aldığı şiirinde:

Hayat bir türküdür Spartaküs
Avutucudur geçicidir
Güneş tepeler üstünde yükselirken
Ve kıyıları döverken mor dalgalar
Hayat bir türküdür Spartaküs
Köylü kadınların küçük çocukların söylediği
Orda Trakya ovalarında...

Bir süre Roma ordusunda görev alıyor Spartaküs. Büyük bir olasılıkla ordudan kaçarak haydutluğa başlıyor ve yakalanıp köle olarak satılıyor. MÖ. 73’te, 70 kadar gladyatörle birlikte Copua’daki gladyatör okulundan kaçarak Vezüv Yanardağı’na sığınıyor. Burada başka kaçak köleler de çeteye katılıyor. Âsiler art arda iki Roma ordusunu bozguna uğrattıktan sonra, İtalya’nın güneyinde egemen oluyorlar. Sonunda sayıları 100 bine ulaşıyor.

Spartaküs MÖ. 72’de o yılın iki konsülünü yendikten sonra, kuzeye, Alplere doğru ilerliyor. Amacı, İtalya sınırlarından çıktıktan sonra askerlerini kendi yurtlarına göndermek. Adamları, İtalya’yı terk etmeyi reddedince Spartaküs, Lucania’ya dönüyor ve ordularını Sicilya’ya geçirmeye çalışıyor. Ama kendisine karşı gönderilen yeni Romalı komutan Marcus Licinius Crassus tarafından durduruluyor. Crassus’un sekiz lejyonu tarafından kuşatılan Spartaküs’un ordusu bölünüp parçalanıyor. Önce Galyalılar ve Germenler yenik düşüyorlar. Spartaküs’un kendisi de savaşarak ölüyor. Pompeius’un ordusu kuzeye doğru kaçmakta olan kölelerin çoğunu kılıçtan geçiriyor. Altı bin mahkûm, Crassus tarafından Appia Yolu’nda acımasızca çarmıha geriliyor.

*

“Tarihin bilinen ilk devrimcisi”, “proleterya sınıfının ilk ateşleyicisi” gibi nitelendirmelerle de anılan Spartaküs, onurlu direnişine rağmen sonunda yenilen biridir. Karşı çıktığı düzenin yerine sağlıklı / kalıcı bir şey koyabilecek durumda da değildir. Aslında böyle bir başarıya ulaşacağını da ummamaktadır. Nitekim o aslında makul ve mantıklı bir hedef belirleyerek, kendisinin ve yandaşlarının özgürlüğünü elde edip asıl yurtlarına dönmeyi önermiştir. Ancak elde ettikleri başarılarla başları dönen ve şımaran adamları, Roma üzerine yürümek istemiş ve onu dinlememişlerdir. Bu da büyük bir yıkımı ve kıyımı getirmiştir. Bu tutum, bir yönüyle, Uhud Savaşı’ndaki kimi Müslümanların komutanlarını ve hatta Hz. Peygamber’i dinlemeyerek mevzilerini terk etmelerine, okçuların da ganimet derdine düşmelerine, düşmanın üzerine açık verecek şekilde çullanmalarına benzemektedir. Nitekim Uhud’da, kazanılmakta olan savaş, bu yanlış tutum yüzünden son anda mecrasını değiştirmiş ve üzücü bir şekilde sonuçlanmıştır. Spartaküs örnekliği; mücadelede hedef, disiplin, yöntem, tutarlılık, önderlik ve planlamanın önemini de ortaya koymaktadır.

Ünlü filozof ve hatip Çiçero, Philippicae Söylevleri’nde Spartaküs’ü eleştirir hatta kötüler. Spartaküs’ün ayaklanması bir toplumsal devrim denemesi sayılmazsa da onun adı 18. yüzyıl sonlarında Adam Weishaupt, daha sonra Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg gibi devrimcilere ve Alman Spartakislerine (1916 – 19) esin kaynağı olmuştur. Daha önce sözünü ettiğimiz filmde, “Spartaküs benim!” diyerek kölelerin tek tek ayağa kalkması sahnesi, yerli yabancı birçok filmde kullanılmıştır. Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Kara Murat” filmlerinde de böyle bir sahneye rastlamak mümkündür.

Şairin, “cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi ve ilk gerillası” olarak övdüğü Spartaküs; bugün de birçok yönden gündeme getirilmeyi, tartışılmayı hak etmektedir: Özgürlüğe düşkünlüğüyle en başta. Bütün dünyanın önünde eğildiği, yenilmez bir güç olarak kutsadığı küresel bir zulüm odağına kafa tutabilmesiyle. Örnekliğiyle ve umudu çoğaltmasıyla. Ezilmeyi ve horlanmayı içine sindiremeyen insanların yüreğinde bir ateş tutuşturmasıyla. Sabırsızlığa, açgözlülüğe, plansızlığa ve kitlesel mistifikasyona boyun eğmek zorunda kalmasıyla. Yaşadığı hayal kırıklığıyla ve fakat ölürken bile bir mesaj bırakmasıyla.

Tarih, biraz da kahramanların evidir kuşkusuz. Ve onda gönüllü köleler kadar zulmü, zorbalığı, egemen statükoyu irkilten örnekliklere de rastlamak, en azından sol memenin altındaki cevahirin kararıp kokuşmasını geciktirmektedir. Sanat da bazen gıdasını bu tür çehrelerden, çabalardan, çağları aşan kişiliklerin mücadelesinden almaktadır.

Yüzlerce yıl önce fıtratın sesine kulak veren ve temel insanî değerlere etkileyici bir pencere açan bu tarihî portreyi bir şiir parçasıyla, Nâzım Hikmet’in şu dizeleriyle bitirelim:

sevgiyle,
saygıyla,
gülerek
haykırmak
sus!..
dinle bak:
zincirlerini kırıyor
roma’nın varoşlarında spartakus!..

Erencan Yüksel Arşivi
4 Sayı: 4 - Kasım 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler