Dibinde hem uyur hem büyürdük üstümüzde bir söz çavlanı
Dünyanın en sıcak, en müşfik mektebi o dizler nereye gitti
Parmağını oynatamazdı kötülük güzellik ordularının sesinden
Evreni ayet ayet gezen, elif elif ören o cüzler nereye gitti
Semerkant’ta diken batsa bir ele, bir kılıç çekilirdi Bağdat’ta
Fatihada birikip kaynaşan bizler, o kardeş yüzler nereye gitti
Cezayir menekşesi açardı Çin’de bile, taşardık hep camilerden
Aşkla çoğalan o cevher mayası o rengârenk özler nereye gitti
Parıltılı bir orman, seyrine doyulmaz bir meyve bahçesiydik
O ak incirler, kara zeytinler, o yemyeşil cevizler nereye gitti
Dağ taş dil dökerdi peşinden, gülünce ceylan gözlü Leyla’mız
Dertle tutuşan o mahcup gönüller, o iffetli sözler nereye gitti
Zinciri birlikte kırmış, el ele kesmiştik kara urganını iblisin
Dağlarda uyuyan denizler, çölü yürüten o filizler nereye gitti
Ocağımızı hiç söndürmez, başında beklerdik insanlığın sırayla
Ekmeği tükenmeyen közler, kurumayan o gözler nereye gitti
Bilgeliğimiz cömert bir okyanustu, parmak ısırtırdı yiğitliğimiz
Hinliği kağşatan gürzler, kitaplara sığmaz o izler nereye gitti


