Şiir Taraftır
TEMMUZ Sayı: 3 - Ekim 2016

Şiirin “bir duygu işi olduğu, insan ruhunun güzelliklere meylini ve aşinalığını terennüm ettiği, politik, kültürel ve ideolojik yakınlıklardan uzak durması gerektiği”, yolundaki biraz safderunca eğilimler; “şairin bir estetik peşinde olduğu, şiirin fayda için yazılmadığı” yolundaki nazariyeler, bir zamanlar hayli iltifat gördü. Özellikle örgün eğitim sistemi içinde böyle şiirler arandı, bulundu vs. Son zamanlarda da özellikle daha entelektüel paradigmalar merkezinde “şiirin dilsel ve özerk bir yapı olduğu, dolayısıyla toplumsal ve kültürel mesajları işaret eden imge ve simgelerin daha görünmez kılınması gerektiği” yolundaki yaklaşımlar hayli ilgi gördü. Bütün bu eğilimlere, kuramlara, yaklaşımlara bütünüyle yanlıştır demiyorum elbette. Ama şiir ve okur arasındaki ilişkiyi bunlara kilitlemek; şairi ve şiiri kendinden açılan ve kendine sarılan bir makaraya dönüştürmek, bana özellikle modernist/postmodernist süreçlerin bir dayatması gibi görünüyor. Bu yüzden örneğin son yıllarda şairlerin adeta şiir değil şiir sorunu inşa ettiğini görmek bana şaşırtıcı gelmiyor. Şairin bir derdinin olup olmadığı unutulmuş gibi. Yazılar, konuşmalar şiir, şair diye başlıyor ama metinlerin ve sözlerin içinde ilerlediğinizde şiir ve şair simulatik bir varlık olarak görünüyor sadece. Üzerinde konuşulan şiir, sanki bilinciyle, inancıyla, ahlakıyla ve sorumluluğuyla var olan bir şair istemiyor; onu iteliyor. Kuşkusuz bu bir yanılsamadır.

Dolandırmadan, retoriğe batmadan söyleyelim: Şiirin söyleyeni şairdir; şair de bütün varlığıyla gerçek bir insandır. Köşesiz ve boyutsuz bir atmosferdir şiir; nereden bakarsanız bakın ortasında şair durur. Ya da şair, şiirin bütün köşelerine, boyutlarına dağılmış durumdadır. Şiirdeki bütün göstergeler, işaretler, hatırlatma ve çağrıştırmalar; korku, yakarış ve isyanlar, şairin olan bir hafızadan, bilinçten ve muhayyileden doğarlar. Bütün imgelerin, sembollerin, eğretilemelerin elbette düşsel temeli vardır ve bu temel, bilincimizin, kişisel yaşantı ve duyarlıklarımızın içindedir. Fakat ne bilincimiz, ne yaşantımız ne de duyarlığımız, bütünüyle tarihsel ve kültürel hafıza olan dilden ayrı (kopuk) değildir.

Şiirin özerkliği, diğer sanatlar ve bilimlere karşıdır. Şiirin tarafsızlığı, özgürlüklerin, iradelerin, beğenilerin farklılığının bilinci içinde anlam kazanır. Yoksa şiir, din gibi, ideloji gibi, kültür gibi taraftır.

Şiir Neye Taraftır

Şiir, dayatmanın, jakobenizmin, darbelerin, ihanetlerin karşısında; bireysel ve toplumsal özgürlüğün ve iradenin yanındadır.

Şiir, taraftır: Aşağılanmışlığın doğurduğu nefret diline karşı, izan ve idrakin tarafındadır. Kendi küçüklüğünün intikamını, kendi insanlarını aşağılayarak zehirli bir tatminle uyuşmaya devam edenlere karşı, bu insanların türkülerinin, hikâyelerinin, menkıbelerinin tarafındadır. Zorbanın korkusuna lanet etmektense, kendi akrabalarının yürüyüşüne hakaret edenlere karşı, sarp geçitlerin oğul vereceğine inananların tarafındadır.

Şiir, küresel sömürgecilerin, onların işbirlikçisi olan yalancı ve hain ve zihin yönlendiricilerin davullarını boynuna asmaz. Sosyalistin sosyalist, kemalistin kemalist, milliyetçinin milliyetçi, bilmem necinin neci olmadan önce hangi saiklerle, hangi korkutulmuşluklarla, hangi aşağılanmışlıklarla, hangi öğrenilmiş çaresizliklerle yaralanmış hatta sağduyusunu kaybetmiş bir zihinle tarafgirlik yaptığını (onlara rağmen) anlar ve tarafını ilan eder. Onun tarafı, safderuna, haine, kötücüle karşı uyanıklık, samimiyet ve iyiliktir.

Şiir, taraftır: Efendilerinin avuçlarından dökülen kadar özgürlükten anlayanların karşısında, onu, kendi merhametinde, kendi ahlakında hatta kendi isyanında arayanların tarafındadır.

Şiir, taraftır; ülke atmosferinin sadece kendi nefeslerinden oluştuğu vehmine kapılanların karşısında, bu topraklarda nefes alan herkesin varlığını duyanların tarafındadır.

Şairin işi, "fitne" çıktığında, ne odun ne ateş olmak şeklinde bir tedbir değildir; susup seyretmek de değildir; hem odun hem ateş olmaktır. Kötü ile iyi arasındaki uzaklığa konanlarla birlikte şair; ikisi arasındaki yakınlıkta durur.

Şairin, insanları hiç durmadan öldürenlerin kimler olduğuna; onları sadece ya ölü olarak ya da köle olarak hesaba katanların kimler olduğuna dair derin bir sezgisi vardır / olmalıdır.

Şair, acılı ve kayıp bir coğrafyada yaşasa da, yüreği göz göz yara olsa da; zamanın sahte zahidleri şairin aşklarını pazara düşürüp güya onu rezil rüsvay eylemeye kalksalar da yolundan dönmez. Sahte zahidler, zihin yönlendiriciler kendilerinin kimilerini şaire ve milletine benzetip onları yoldan çıkaracak pusulalar verebilirler. Ama şair onları tanıyacaktır; onları gözlerindeki kirli maviden; vahşi iştahından tanıyacaktır.

Şiir taraftır ve unutmaz.


Bu yazı, Darbeye Direnen Şiirler Antolojisi (Haz. Cevat Akkanat) içinde yer alacaktır.

Mehmet Narlı Arşivi
3 Sayı: 3 - Ekim 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler