Bana gümüşten alımlı korkular bırak
Daha aydınlık olsun nelerden çekiniyorsam
Öleceğimden söz et meselâ susmayı beceremezsem
Tut ki sustum uzak tut ellerimden
Uzaklarda olsun seni anlayabilmek
Sana inat çağırdığımda bile karanlığı
Açık duran kapılarda yalnızca hatırlarken
Ateşten geçen yüzümü
İşte o zaman bağışlama beni
Ben gölgelerle avunurken
Nerede durur sözlerim kanatlarımdaki heves
Geri dönülmezi çekici kılan avuntu
Çağır ki tutunayım hayat boşlukta dal parçası
Yağmurdur boğar da yarı yolda bırakır
Kapanır iki göz odacığım yalnızlığın boşluğu
Tutup kollarımı iki yana alır götürür
Uzaktan uzağa kımıldanırken telaş
Korku adil değildir kendi yazgısına da
Çokça kalın çizgiler ekler ince bir zar tutuşla
Hatıranın çoğalan sayfalarına
Bilinir derin uykulardan çağırdığı sözlerden
Sahiden bir yoklukmuş bu dünya
Kapısı kimbilir kaç bilinmezliğe açılan kırkıncı durak
Şaşılacak kadar serindir yine de
Ateşle sınanan kalem… Kanla öğütülen mürekkep
Şarkılarla külçeleşen çağda
Yalnızca renkleri anlatan kelebek
Seni kim çağırdı ki koştun da geldin?
Kelimelerden ve evlerden uzak mesafeler çizdin
Aşktır diyerek yaslandığım cinnetlerden


