dil katlinden tutuklanmış o kelime celladının
kekeme kelepçelere anlattığı bir rivayettir bu
dil zinciri kırılmıştı heceler sapır sapır dökülmüştü
son dil tamircisi gölgesine çekilmişti emeklilik hayalinin
temmuzdu ve sıcak terliydi direniş tüm sözlüklerde
kaşıntı kabilinden bir şeydi bütün dürtüler kirli örüntülerde
inanıyorduk o halde üstündük bütün püsküllü cümlelerde
ve üzüntüler gevşiyordu keder yeise bulanıp yok oluyordu
bir ayet süzülüyordu yorgun hafızalardan argın bayırlardan
anahtar sesine dönüşüyordu gözlerde apaçık bir fetih müjdesi
ve bir şiir dökülüyordu şerefelerden meydanların gel sesiyle
peygamber geleneği bir çağrıydı bu bilal’in tarihe hediyesi
anneler ürkek acılarıyla kanlı kederleriyle babaların gölgesinde
ve çocuklar umutlarına sarılmış pamuktan iplerin nefesinde
kadınlar kadınlar kıyamların göbeğinde gecelerin en incesinde
ve erkekler tespit tutanaklarına inat varoluş temrinlerinde
kapkara kıvılcımlar anlatırdı bize bu şarkının sonsuzluğunu
koşar adım şarkısına dönüyordu bütün evler ve sokaklar
biliyorduk yenilmez isek karanlığına o gecenin sapasağlam
paketlenmiş bizi beklerdi umut sokağında apaydınlık sabahlar
ve biliyorduk çünkü titriyorduk iliklerimizden adeta sökülüyorduk
susmuyordu çağrılar çağıldaya çağıldaya susturuyordu çağı
gece terkedip giderken sokağı kışlanın kapısında gördük o hain celladı
rütuşlu bir kep gölgesine sığınmış kapkaranlık iki korku çukuruyla
kuşatma kurulmuş saflar gerilmişti kıpkırmızıydı akan o gencecik kan
ikinciydi belki de orduydu bilemedik biz o hain kim vurduyu
hudutlarını yırtmış bir general gölgesi görüldü birden bir korku havuzunda
çalkalandı durdu diller kızgın demirden kelimeler kazanında
bir yemin düştü bir anne dilinden memleketimin tam da bu yakasında
bu geceyi bir ninni eyleyeceğim körpe zihinlere süs diye ekleyeceğim
bey babası gelende şenlikler göğerende gökler de ağarsın diye
ve sen güzelliği sıcacık ekmek gibi dilimleyebilir misin anne
sahur sofrasına bir imsak seherinde çıkıp ersem kapına
bak ki anne düşünce uykunun bedenine
batıp duran sivri uçlu bir iğnedir bu gürültülü gecelerde
gökyüzü lacivert gerdanlık inciler parıldar böğründe
kayanlar kaçanlardır bilinir bu lakin
kiremit sesine mağlup mahir kıptiler kadar
ay çıksa da çıkmasa da yetimdir kaderine kurşun sıkanlar
kelimeler de tuzlanmalıdır kokmasın için
sonra bir kıpti çığlığı kopar sabah ezanı susunca
kalınca bir örtü çekilip alınır gibidir şehrin üstünden
kuş sesleri yeniden kurgulanıyor seher ninnileri
ve susar gecenin geveze çocukları cırcır böcekleri
işbu terane tevil götürmez kabildendi şarkısız dillerde


