- Çizerken edebiyatın hangi türüne yakın hissediyorsunuz kendinizi? Bir esinlenme ile yola koyulan bir şair gibi mi, bir kesit üzerinde yoğunlaşan bir öykücü gibi mi? Ciddi bir araştırma eşliğinde yazan bir araştırmacı gibi mi yoksa?
Ben şair miyim, öykücü müyüm; hayır. Araştırmacı da değilim. Biraz ondan, biraz şundan, biraz bundan belki. Biri olsaydım o olur kalırdım Allahüâlem. Çizerliğimi biraz da bu duruma borçluyum diye düşünüyorum.
Bu iş zahmetlidir, meramınızı el kadar bir alanda ifade etmek zorundasınız. Bütün alanınız el kadardır neticede, elinizden ne geliyorsa o alanda göstereceksiniz; şiirle, hikâyeyle ifadeye gücüm yetseydi çizgiyle ne işim olurdu. Kimi çizgilerimin şiir, kimilerinin hikâye, kimilerininse uzun araştırma ve emek sonucu ortaya çıkmış çalışma havası taşıması biraz da bundan olsa gerek.
- Gazetelerdeki çizimleriniz ile dergilerde yayımlanan çizimleriniz arasında, bir yaklaşım farkı olduğu söylenebilir mi? Söz gelimi güncel gelişmelerin tazyikini hissediyor musunuz üzerinizde hiç?
İçinde olup da atmosferi hissetmemek mümkün mü? Güncelden etkilenmek de öyle; sıcakta bunalmak, soğukta donmak gibi... Bilinç olarak, irade olarak uzak durabilirsiniz, ama kesin etkilenirsiniz. Güncel, yaşadığımız dönemin olayları sonuçta, muhatabı, tanığı olduğumuz olaylar; etkilenmemek mümkün değil. Kırk yıla yakın çiziyorum, çizgi anlayışım biliniyor; güncelin dışında kalmaya çalışıyorum özet olarak. Zor olan da bu. Güncelden etkileneceksiniz, ama günün dışına çıkarak çizeceksiniz.
Her şeye rağmen günü birlik çizdiğim de olmuyor mu, oluyor tabii. Bereket kaynayıp gidiyor arada. Yoksa halim yaman olurdu. Bir zamanlar birinci sayfa karikatüristliği diye bir şey vardı gazeteler için. Ali Ulvi, döneminin en iyi, birinci sayfa karikatüristiydi meselâ. Meslek hayatının kırkıncı yılında Tan Oral’ın kendisiyle yaptığı röportajda, yaptıkları kalıcı özellik taşımadığı için bir albümünün olmadığından yakındığını hatırlıyorum. Güncel çizmenin böyle bir yanı var.
Evet zor oluyor, ama şükür şu ana kadar yayınlanmış on beş albümüm oldu. Allah izin verdikçe dükkânı kapatmaya niyetim yok.
-Çok kısa bir zaman önce Cemal Şakar’ın “Hasan Aycın’ın Çizgi’si” adlı bir kitabı çıktı. Eskilerin deyişiyle nazarın, manzarayı ortaya çıkardığını söylüyor Şakar kitapta. Göze gelenin anlamlandırılıp yorumlandığını ve sonra tekrar göze sunulduğunu belirtiyor. Göze dayanarak , görme eşliğinde düşündüğünüz söylenebilir mi? Nasıl dışlaşıyor Hasan Aycın’da birikenler?
Sevgili Cemal’in de altını çizdiği öyle bir yanım var, doğru. Notlarımı bile yazıyla değil çizgiyle alırım çokça. Düşünme biçimim daha görseldir denebilir.
Hayata modern yaşamın taşrasında, tabiatın kucağında başlamış ve oldukça geç yürümüştüm. Alfabeyi tanımadan fıtratın elifbasını tanıdım diyebilirim. İlkokuldan önce, Arif Ay’ın tabiriyle “karıncaların sözlüğü”ne sahip olmuştum.
İnsanız, bilinmeyeni bilmek isteriz. Bunun olmazsa olmazı akil-baliğ olmaktır; akil-baliğ olmak, bilmekle ve bilmenin gereğini yerine getirmekle yükümlü olmaktır aynı zamanda. Böyle düşünüyorum. Gözümüzle bakar, kulağımızla duyarız; ister Everest’in tepesinde olalım ister Lût Gölünün kıyısında, bulunduğumuz yerden bakar ve duyarız. İster somut ister soyut olsun gördüklerimiz, işittiklerimiz ister canlı sesler olsun ister geçmiş seslerin yankısı, fark etmez; olduğumuz yerde kendimiz olarak görür, dinler ve içimizdeki birikime dahil ederiz. İçimizdekini onunla mayalar ve onu mayalanmış haliyle tekrar ayırıp sesle, sözle, yazıyla ya da birtakım şekillerle dışlaştırırız. Sesle ifade etmişsek musikidir, yazıyla ifade etmişsek edebiyattır, sembollerle ifade etmişsek çizgidir vs artık o. Bir değer ifade ediyorsa tabii. Sonra işimize bakarız.
-Edebî eserlerinizde, düzyazı türündeki kitaplarınızda doğa, çocukluk, gelenek, kadim anlatılar öne çıkarken çizgilerinizin önemli bir bölümünde modern ve şehirli insanın aldanışları, çıkmazları, çırpınışları ağır basıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Çizginin hayatımdaki yerinin ayrı olduğunu belirtmeliyim, benim için yazıdan daha öncelikli.
Hayata köyden başladım, ama sonrasında şehirde yaşadım, şehirdeki köylü gibi yaşadım belki fakat şehirliydim işte; modern yaşamın içindeydim; şehrin nimet ve külfetleriyle iç içeydim. Dolayısıyla modern insan hallerinin çizgilerime yansıması gayet doğal. Yalnız, çizginin somutlaştığı dar alanda konuları yaya yaya istediğiniz gibi işlemeniz mümkün değil, tarzıma da uygun değil. Üstelik insanlara vermek istediğiniz bir mesaj var ki kadim bir yük olarak yüreğinize yüklenip duruyor. “Geliyor gelmekte olan!.. Geliyor gelmekte olan!..” diye haykırma isteği insanlık serüveni boyunca nicelerini olduğu gibi sizi de yiyip bitiriyorsa ne yaparsınız? Söyleyeyim, yönteminiz dışında yöntemler ararsınız. İşte, onların bence en pratiği (çizginin dışında) yazmak. Özellikle çocukluğunuzda beslendiğiniz kaynaklar da gelenek ve kadim anlatılarsa o dediğiniz oluyor.
- Çok azı dışında çizgileriniz, çalışmalarınız genelde siyah-beyaz. Renkli çizim ya da basım tasarınız oldu mu hiç?
Oldu, ama çizgi olarak değil; illüstrasyonlar ve birtakım grafik çalışmalarıydı hepsi. Siyah-beyaz daha keskin, daha net. Tarzıma uyuyor.
Hayata bakışım siyah beyaz değil aslında, tüm ayrıntıları göz önünde tutmaktan yanayım; öyle mıymıntı, mızmız, olsa da olmasa da gibi bir anlayışın tarafı değilim. İfade ederken, iletişim kurarken, net ve sahih olunmalı. Bir şey söylüyorsunuz, ama ne söylediğiniz belli, ne söylemediğiniz. Öyle olmaz. İfade ettiğinizde tanıklığınızı da ortaya koyuyorsunuz ve başkaları da tanıklığınıza tanık oluyorlar. Bence siyah-beyaz buna kestirmeden elveriyor. Yani işime geliyor.
- Sanatın diğer türlerine ilginiz nasıldır? Müzik dinler misiniz mesela, resim sergilerine gider misiniz, film izler misiniz, ara sıra kalkıp sesli bir şekilde şiir okuduğunuz olur mu?
Hayır, müzik dinlemem. Çok az resim sergisine gitmişliğim var, galiba iki kez. Sinemaya da gitmem, ama fırsat buldukça film izlerim. Tarihî filmleri ve belgeselleri tercih ederim. Sesli şiir okumam. Bir keresinde merhum Erdem Beyazıt’tan okumuştum büroda, kulakları çınlasın Mustafa Yılmaz vardı; abi ne kötü okuyorsun ya, demişti. Bayağı da iyi okumuştum aslında. Bir fıkra var hani, baba erenler hamama gitmiş, bakmış kimseler yok, hamam çın çın, asılmış kayabaşını. Kendi sesine mest olmuş. Soluğu minarede almış ardından; kaya başına devam... Fakat sesi kötüymüş gerçekten, aşağıdan ahali söylemediğini bırakmayınca “Siz şuraya bana bir hamam yapın da görün” demiş ya o hesap galiba. Ben hâlâ o gün iyi okuduğumu sanıyorum.
- Albümlerinizin çoğu farklı zamanlarda ve farklı ilgiler, kaygılar eşliğinde ortaya çıkan çizgilerden oluşuyor. Tematik çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Keşke şu konuyu bütünlüklü bir şekilde çalışsaydım, dediğiniz oldu mu hiç?
Olmaz olur mu, sanıyorum çok kişide de oluyordur; ister istemez bazı konular öne çıkar ve onlara yoğunlaşmak ve başı sonu belli çalışmalar yapmak istersiniz, projeler oluşturursunuz, sonra rutininiz içinde fırsat bulamadıkça huzursuz olursunuz, hayat bu, bir vakitten sonra mümkün olmayacağını anlarsınız ve vazgeçersiniz. O(nlar) içinizde bir ukde olarak kalır. Ne yaparsınız, böyle işte. Başlangıçta kendi projem olmadığı halde yaptığım çalışmalar da oldu “Kırk Hadis Kırk Çizgi” gibi. Hâlen devam eden ‘her sûreye bir çizgi’ çalışması gibi.
- Albümlerinizin adları da daima sıra dışı, çarpıcı. Özel bir çaba ve ayrıntılı bir tefekkürle mi hareket ediyorsunuz adlandırma konusunda?
Aslında bu soruyu Cemal’e sormalıydınız belki de. Çünkü mübalağasız yarısının isimleri ona aittir.
Özel bir çaba söz konusu değil, ama özen ve özel bir dikkat söz konusu elbette. Benim dünyama ait isimler. Bundan sonra da öyle olur inşallah.
- Mevcut edebî türlerin çerçevesine sıkışıp kalmayan, birçok yönüyle farklı ve özgün tatlar içeren çok kıymetli eserleriniz var. Esrarnâme, Sâhipkırân, Bin Hüseyin gibi romanlarınızda geleneksel anlatıların, sözlü kültürün birçok unsuruna, değer taşıyıcısına rastlayabiliyoruz. Çocukluğunuzun, içinde büyüdüğünüz çevrenin mi etkisi daha fazladır bu alanda yoksa tarih merakının mı?
Roman derken hepi topu üç roman, kısmet olursa dördüncüsü olacak.
Çizerken şöyle bir çığır açayım, yazarken de öyle, iddiasında olmadım hiç. Ama yazıp çizdiğimin kendi içinde iddiası olmalı. Ki benim iddiam neyse o da odur. İddia davadan bağımsız olmaz, davaysa kendimizi ve insanları çağırdığımız şeydir. Öyle değilse, kendi adıma söylüyorum, yıllarca süren roman çalışmalarına niye gireyim; geçen zaman ömürden ve telâfisi yok. Elbette hayatın tecrübe ettiğiniz yanı yani maziniz, hele çocukluğunuz, bulunduğunuz çevreler, meraklarınız, umutlarınız ve idealleriniz önemli oluyor ve etkiliyor çalışmalarınızı. Başka nasıl olsun ki.
- “Ana öğüdünü tutan”, “sünnete uygun yaşayan”, “müslümanların çizgi dünyasında pek benzeri olmayan” ifadeleriyle resmedilen bir Hasan Aycın çehresi var. Sevilen, sayılan, örnek alınan bir insansınız. Eseri, yaşayışından ayrı tutulmayan bir sanatçısınız. Bu, zor bir durum aynı zamanda. Güne böyle bir yükle, emanetle, düşünsel bir bagajla başladığınız oluyor mu? Zihninde sımsıkı tuttuğu bir değerler dizgesiyle mi yaşıyor Hasan Aycın?
Tırnak içindeki ifadeleri güzel temenniler ve dualar olarak alıyorum ve öyle olmaya gayret ediyorum.
Zor bir durum dediğiniz zor değil aslında; seyr-i tabiî zor değildir çünkü, onu zorladıkça zorlaşır her şey. Ayak yürümek içindir, yolunca yüründüğünde yürümek niye zor gelsin; dil konuşmak içindir, yerince konuşulduğunda tatlanır da tatlanır. Ya da küpten ne sızar? İçindeki. İçindeki küpe yük müdür? O onun varlık sebebidir, niye yük olsun ki? Sadece Müslüman yaşamak ve Müslüman ölmek kaygısıyla yaşıyorum; hadi, yaşadığımı sanıyorum, diyelim. Ama öyle yaşıyorum. Yazıp çizerken de ben oyum işte, başkası olamam ki.
- Kısa bir süre önce, 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşandı ülkemizde. Akabinde büyük bir halk direnişi gerçekleşti. Hem kaygı hem de umut dolu bir sürecin içindeyiz hâlâ. Böyle büyük toplumsal hareketler, bu tür altüst oluşlar ve yeni dirilişler edebiyatı, sanatı biçim ve içerik yönünden etkileyip dönüştürebilir mi? Edebiyatımız, sanatımız bir tür “Sarp Geçit”te olduğmuzun yeterince bilincinde mi sizce?
Göreceğiz, deyip yetineyim.
- Yeni bir albüm ya da kitap hazırlığınız var mı? Hasan Aycın okurları, izleyicileri için güzel, müjdeli bir haberin eli kulağında diyebilir miyiz?
Çizgi hayatım aksaksız sürdüğünden yeni bir albüm her zaman söz konusu. Yine öyle, bu günlerde yeni bir dosyayı bağlamam gerekiyor.
Teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.
Ben teşekkür ederim. Fîemanillâh.


