Mehmet Şah Gültekin / Doğruhaber
Okulların açılmasına sayılı günler kaldı. Çocuklar yeni eğitim yılının heyecanını yaşarken, anne babalar aynı heyecanı bütçe hesabıyla yaşamaya çalışıyor.
Çanta, defter, kalem, boya, matara, beslenme çantası, ayakkabı, okul kıyafeti… Bunların her biri tek başına küçük bir harcama gibi görünse de hepsi bir araya geldiğinde aile bütçesi için ciddi bir yük oluşturuyor.
Güncel hesaplamalara göre temel kırtasiye ihtiyaçlarından oluşan bir okul çantasının maliyeti yaklaşık 3500 TL’ye ulaşmış durumda. Geçen yıla göre yaklaşık yüzde 35’lik bir artış söz konusu. Üstelik bu rakama okul kıyafeti, ayakkabı, servis ve diğer eğitim giderleri dahil değil.
2026 yılında net asgari ücretin 28.075 TL olduğunu düşündüğümüzde, yalnızca temel kırtasiye harcaması bile bir asgari ücretlinin aylık gelirinin yaklaşık yüzde 12’sine karşılık geliyor.
Burada asıl bakmamız gereken yalnızca fiyatların ne kadar arttığı değil, vatandaşın alım gücünün ne kadar değiştiğidir. Hatta alım gücünün ne kadar düştüğüdür.
Çünkü bir ürünün fiyatının artması kadar, o ürünü satın alabilmek için kaç saat çalışmak gerektiği de önemlidir.
Bir başka mesele ise eğitimde fırsat eşitliği.
Aynı sınıfta oturan çocukların eğitim hakkı eşit olabilir; fakat maalesef ailelerinin ekonomik imkânları eşit değil. Bir çocuk okula tüm ihtiyaçları karşılanmış şekilde başlarken, başka bir çocuk temel okul ihtiyaçlarının bazılarını bile karşılamakta zorlanabiliyor.
Bu nedenle okul alışverişi yalnızca aile bütçesinden çıkan bir harcama olarak görülmemeli; aynı zamanda gelir dağılımının, sosyal devlet anlayışının ve eğitimde fırsat eşitliğinin de bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
Çözüm ise ailelere sürekli “daha fazla tasarruf edin” demekten geçmiyor. Dar gelirli bir aile zaten gelirinin büyük bölümünü zorunlu ihtiyaçlarına harcıyorsa, tasarruf alanı da sınırlıdır.
İhtiyaç sahibi öğrencilere kırtasiye ve okul başlangıç desteği artırılmalı, temel eğitim araçlarında vergi yükü yeniden değerlendirilmelidir. Belediyeler ve kamu kurumları toplu alımlarla maliyetleri düşürebilir. Servis ve ulaşım giderlerinde de aileleri koruyacak düzenlemeler yapılmalıdır.
Dar gelirliler, çocukları okula başlarken onların okul heyecanına ortak olmak isterken bir yandan da ‘Bu masrafları nasıl karşılayacağız?’ endişesi yaşıyor.
Çünkü eğitim, ailelerin gelir seviyesine göre şekillenecek bir lüks değil, her çocuğun en doğal hakkıdır.
Eğitim harcamalarındaki yüksek artışlar, dar gelirli ailelerin bütçesini zorlarken sosyal refahı da zedeliyor. TÜİK’in açıkladığı verilere göre, 2026 yılı Temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşirken, eğitim harcamalarındaki yıllık artışın yüzde 44,18’e ulaşması, eğitim maliyetlerinin genel fiyat artışının oldukça üzerinde seyrettiğini gösteriyor. Eğitim harcamalarındaki yüksek artış, aile bütçeleri üzerindeki baskıyı artırırken, bu tablo ailelerin çocuklarının eğitimine umutla yatırım yapabilmesini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Bir çocuğun okul çantasını doldurmak, aile bütçesini boşaltmamalı. Adil sistem, hakça paylaşım; eğitimde de fırsat eşitliği demektir.

