Kütüphaneler Toplumun ve Ülkenin Aynasıdır
TEMMUZ Sayı: 3 - Ekim 2016

“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” şeklinde, bilindik bir söz var. Nevzuhur nesil pek bilmese de, nüfus cüzdanları yıpranmışlar ile eskimeye yüz tutmuşlar arasında epeyce meşhurdur işbu söz. “Arkadaşın nasılsa, üç aşağı beş yukarı, sen de onun gibisindir.” durumuna işaret eder.

Bunun gibi, bir toplumda bireylerin kütüphanelerle ilişki seviyeleri ve bu bağlamda, bir devletin, kütüphaneler ve diğer bilgi merkezlerine (arşiv vs.) yaklaşım biçimi, bu konuda yapılan yatırımlar ve üretilen politikalar da o devletin araştırma, bilgi ve doğal olarak kütüphanelere bakış açısını ve ilgi düzeyini gösterir.

Sembolik olarak şöyle özetleyebiliriz durumu, geniş bir perspektiften hareketle; “dünyada hiçbir gelişmiş ülke yoktur ki, kütüphaneleri gelişmemiş, nitelik ve nicelik olarak yetersiz olsun; hiçbir gelişmemiş, geri kalmış ülke de yoktur ki, kütüphaneleri nitelik ve nicelik olarak yeterli ve dört başı mamur yani gelişmiş olsun.” Diğer bir ifadeyle, kütüphaneler, içerisinde bulunduğu toplumun ve devletin kültür, sanat, eğitim, bilim ve sair alanlarda nereden nereye geldiğini, gelişme çizgisini, öncelikli konularını, gündeminde neler olduğunu ve nasıl tartışılıp ele alındığını, tarihsel bir sıralamayla ortaya koyma konusunda çok açık, net ve üstelik evrensel bir ölçüttür.

Hangi dönemde hangi konular öne çıkmış; bu konular hangi yoğunlukta ele alınmış; yeterince/ gereğince ele alınabilmiş mi, alınamadıysa bunun nedenleri nelerdir; bu çalışmalar kitaplara nasıl yansımış, dergilerde ne kadar ele alınmış; akademik platformlarda (sempozyum, kongre vs.) ne düzeyde irdelenmiş; genelde akademia konuya hangi düzeyde yaklaşmış, o konuda ne kadar lisansüstü tez üretilmiş, projeler yapılmış vs. vs. vs. Tüm bunlar basılı, görsel-işitsel ve sanal literatüre ne düzeyde yansıdıysa, bunların yer aldığı kütüphanelerde etkin bir şekilde kataloglanıp sınıflanmasıyla eğilimleri ve gelişmeleri görmek mümkündür. Kütüphanelerin farklı tür ve formatlardaki bilgi kaynaklarını ve dolayısıyla bilgiyi etkin biçimde düzenlemesi sonrasında, yapılacak çeşitli düzeylerdeki araştırmalar sayesinde, ülkenin demokrasi düzeyi, medyasının niteliği, sansür ve ifade özgürlüğü gibi durumlarını görmek ve anlamak mümkündür.

Siyaset kurumunun (tüm unsurlarıyla), ülkenin dünü, bugünü ve yarınına dair bakış açısı ve konuları ele alış düzeyi ile farklı konulardaki problemlere yönelik olarak neler yaptığı da bu araştırmalar sonrasında ortaya çıkar ki, bu aynı zamanda, o ülkedeki siyasetin niteliğini de müşahhas biçimde ortaya koyar. Bu anlamda, toplumsal değişmeleri de, kütüphanelerin düzenleyerek etkin biçimde hizmete sunduğu bilgi, kültür, sanat ve eğitim kaynaklarının satır aralarında açık bir biçimde gözlemlemek mümkündür. Yaşam alanları, günlük rutinler, zevkler, eğilimler, teknoloji, eğlenme biçimleri, folklorik çeşitlilikler, kültürel varlıklar, spor anlayışı ve benzeri gibi.

Kültürel olarak yaşanan değişiklikler ve değişmezlikler; alt kültürlerin oluşumu, devamlılığı ve ortadan kalkması; müzikte yaşanan hareketlilikler, değişiklikler, türler arası geçişler, klasikler, yeni türler, şarkılar, türküler; sanatın tüm alanlarında yaşananlar ve genel olarak hangi konu başlıklarında nereden nereye gelindiğini, söz konusu kaynaklar, dolayısıyla bunları kapsayan kütüphaneler yardımıyla irdelemek imkân dâhilindedir.

Aynı şekilde, edebiyatta ve alt alanlarında; örneğin, şiirde, romanda, öyküde gelişim ve değişim eğilimleri; ortadan kalkan türler veya gerek üretim, gerekse okuma anlamında ilginin azaldığı türler konusunda, geniş bir araştırma kütüphanesine gidildiğinde zengin bir koleksiyonla karşılaşmak mümkündür. Örneğin, anı türündeki azalmalar ya da mektubun teknolojik gelişmelerin de etkisiyle hemen tamamen ortadan kalkması, dönemler bazında ilgili literatürde ve dolayısıyla kütüphanelerde adım adım gözlenebilecektir.

Kütüphane meselesini ne kadar dert edindiği ve bu konuya ne oranda eğildiği, bir ülkenin, devletin ve toplumun “ifade özgürlüğü”, “bireyin kendisini gerçekleştirmesi”, “sansür”, “demokrasi”, “insan hakları” ve “birlikte yaşama tercihleri/ eğilimleri” gibi konulara ne kadar ilgi gösterdiğinin, ne düzeyde duyarlı olduğunun da açık ve net bir göstergesi durumundadır. Hatta bu bağlamda, kütüphanelere yaklaşım biçiminin, özellikle devlet bazında, turnusol kâğıdı rolü oynadığı söylense de mübalâğa sayılmamalı. Demokrasinin, aktif vatandaşlar rejimi olduğunu söyleyerek, buradan ilerleyecek olursak, bir devletin ve o devleti idare eden siyaset kurumunun (muhalefet ve iktidar), vatandaşın bilgi ve kültür düzeyini yükseltecek ve sürekli geliştirecek ana kurumlardan biri olan halk kütüphanelerine yaklaşım düzeyi, onun bu hassas noktaya karşı duyarlılığını da tartışmasız biçimde ortaya koyacaktır. Başka bir söyleyişle, siyaset mahallesinin, bu aktif vatandaşı (siyaset diliyle söylenecek olursa, bu bilinçli seçmeni) ne oranda isteyip istemediğini de tam bu noktada sınamak mümkün olacaktır.

Kütüphane konusuna verilen önem, devletin, araştırma geliştirme ve en geniş biçimiyle, bilime ne denli önem verdiğinin de somut bir göstergesidir. Bu anlamda, batıda, “üniversitenin kalbi” olarak kıymetlendirilen üniversite kütüphaneleri ile belli konulara odaklanmış koleksiyonuyla bilgi hizmeti veren özel kütüphanelere ne düzeyde yaklaştığını görmek de, içinde bulundukları ülkenin, bugünkü gelişmişlik düzeyi ve gelecekte nereye varabileceği konusunda net bir fikir verecektir.

Bu anlamda kütüphaneler, hem bilim alanının ürettiği kitap, makale ve bildiri gibi bilimsel verimleri kapsama düzeyi, hem de bu konulara yapılan yatırımlar ile gösterilen siyasi ilginin somut göstergesidir. Batılı gelişmiş ülkelerde, üniversite kurmadan önce kütüphanesi üzerinde düşünülüp, onu merkeze yerleştirip, diğer birimler onun etrafında şekillendirilirken, bunun bizdeki, bilebildiğim yegâne örneği Sabancı Üniversitesi’dir. Ki bu üniversitenin kurucu kadrosundaki üç kişiden biri, Türkiye’nin yetiştirdiği -bugün merhum olan- en usta kütüphanecilerden biridir. Mezkûr üniversitede, önce kütüphaneye karar verilmiş; diğer birimler ise, kampüs içerisinde onu merkezde konumlandırdıktan sonra yerleştirilmiştir. Batıdaki örneklerde olduğu gibi.

*

Kütüphane ve devlet ilişkisinde yapılabilecek en büyük hata, algı ve kabul/benimseme noktasındaki hatadır. Bu yöndeki yanlışın en büyük, net ve açık göstergesi ise, uluslararası düzeyde isim yapacak bir üniversite kurma iddiasına karşın, vasat bir üniversiteye bile yetmeyecek kütüphaneler kurmaya çalışmak ve bunu da getirip getirip parasal boyuta, yani maddi imkân konusuna odaklamaktır. Oysa bugün ülkemizdeki bazı vakıf üniversitelerinde açıkça görüldüğü gibi, kütüphane, bir üniversitenin ürün pazarlama paketi içerisinde, öğretim kadrosu ile birlikte en önemli unsurdur. Sürekli öne çıkarılması ve vurgulanması da bu yüzdendir. Yani dört başı mamur bir kütüphane inşa etme noktasında engel, para değil kafadır. Yani eksik kafa… Yani yetersiz kafa… Yani bu konudaki düşük bilinç düzeyidir.

Sözün özü, kütüphane kurumuna ilgi ve saygı göstermeyen bir ülkenin gelişmesi, bir devletin kalkınması ve bir toplumun çok yönlü gelişip güçlenmesi bir kelimeyle imkânsızdır. Bu anlamda yöneteniyle-yönetileniyle, devletiyle-toplumuyla, zenginiyle-fakiriyle, kısacası topyekün olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk toplumunun silkinmeye, bu yöndeki dünya gerçeklerini görmeye, anlamaya, içselleştirmeye ve gereğini tez zamanda yapmaya mecburiyeti söz konusudur.

Eğer bugün içerisinde bulunulan sıkıntılı sürecin doğal mecburiyeti olarak bir “yeniden yapılanma” gerçekleştirilecekse, bu hayatî konu atlanmamalı, asıl yeniden yapılanma bu anlamdaki zihniyet noktasında gerçekleştirilmelidir.

On yılda bir ayar verilen veya hizaya getirilmeye çalışılan bir ülke olmaktan kurtulup büyük bir ülke ve devlet olabilmek adına… Daha fazla geç kalmadan…

Erol Yılmaz Arşivi
3 Sayı: 3 - Ekim 2016 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler