Siyonist devletin hapishanelerinde 22 yıl geçirmiş ve son olarak kuşatma altındaki Hamas’ın Siyasi Büro Başkanlığına seçilmiş olan el-Kassam komutanı Yahya Sinvar da İsmail Heniyye’nin ardından 16 Ekim 2024 tarihinde şehitler kervanına katıldı. Oğul ve torunları katledildiğinde kendisine başsağlığı dilemek için İsmail Heniyye ile Başakşehir’de buluştuğumuzda, “Şehitler için taziyede bulunulmaz, tebrik sunulur.” ve “Biz şehitliğe adanmış olarak Gazze cihadını yürütüyoruz.” demişti. “Ebu İbrahim” olarak bilinen Yahya Sinvar da tebliğde, talimde, eğitimde ve kıtalde yükselttiği cihad hayatının, hastalıkla veya diğer biyolojik arızalarla son bulmasını değil, ölümsüzlüğe yürüyerek hitama ermesini arzu ediyordu. Nihayet kuşatma altındaki Gazze’de düşmana karşı kahramanca bir duruş göstererek ve yolumuzu aydınlatacak şekilde şehadete yürüdü.
Allah’a hamd olsun ki Hamas birlikte yaşama, direnme, istişari kararlar alma ve tevhidî mücadele geleneğini ocaklaştırma imkânını yakaladı. Artık Hamas, bütün gönüllerde sürekli adam yetiştirme becerisini yakalamış bir direniş ve ıslah okulu. Gazze tüm imkânsızlıklara rağmen yedi başak veren bir tohum gibi.
Filistin İslami Direniş Hareketinin tarihi şehit liderlerle dolu. 2004 yılında Hamas’ın liderleri Ahmed Yasin, hemen peşinden Abdülaziz Rantisi Gazze’de; 2023 senesinin sonunda Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri Beyrut’ta; 31 Temmuz 2024’te Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye Tahran’da ve 16 Ekim 2024’te Yahya Sinvar Gazze’de çatışma alanında -inşallah- ölümsüzlüğe yürüdüler. Ancak 40 yılı aşkın merhaleci mücadele sürecinde Hamas en kötü şartlarda kendini yeniden üretecek, yeniden filiz verecek ve komutanlar oluşturacak bir bereket iklimi, bir yenilenme ivmesi oluşturmuş durumda. Bu anlamda Hamas'ın mücadeleden hiçbir şartta geri durmayacağını söylemek mümkün. Hamaslı gözlemcilerin bildirdiğine göre Gazze halkının hemen hemen yarısı “açlık ve korku; mallardan, canlardan, ürünlerden eksilme”1 pahasına gönülden İslami Direniş Hareketinin stratejisine de mücadele safhalarına da her türlü mücadele seyyaliyetine de bağlılık gösteriyor. Kitlenin büyük çoğunluğu da bu akışa ayak uyduruyor.
Bu tür imtihanlar bize bir kere daha İslami mücadelede dış cephe kadar iç cephenin de önemli olduğunu gösteriyor. Hamas pratiğinin hepimize öğrettiği veya dikkatlerimizi mükerreren yönelttiği öncelikler şudur:
Mücadelenin sürdürülebilirliği açısından imkânları da mücadele ve nöbet/ribat alanını da paylaşabilmek; bu konuda karşılıklı fedakârlık ve dayanışmayı ön plana çıkartabilmek; nitelikli tüm üyeleri şura heyetinde bulunabilecek yeterlilikte yetiştirebilmek; elde edilen ve geliştirilmekte olan askerî veya ekonomik ya da idari gerekli bilgileri bilenler dışında da seciyeli direnişçi elemanlarla paylaşmak; önde gelen rehberlerin bulunmadığı zamanlarda müzakere adabını ve birlikte iş yapma becerisini gerçekleştirebilmek.
Rabbimize hamd olsun ki Hamas nitelikli ve sürdürülebilir bir birlikteliğin tohumunu ya da ocağını oluşturabilmiştir.
Yahya Sinvar, Mûte Savaşı’nda birbiri ardına kumandan atanan Zeyd b. Hârise, Ca’fer Ebu Tâlib ve Abdullah b. Revâha’nın vücutları parçalanana kadar mücadeleden vazgeçmeyen adanmışlıkları gibi, ölüm anında bile şartlara teslim olmayan dik duruşu ile bir dava adamının nasıl davranması gerektiği konusunda örneklik oluşturacak şekilde dünya hayatına veda etti.
Yahya Sinvar’ın şehadeti ile ilgili olarak 20 Ekim Pazar günü Başakşehir İskenderpaşa Caddesindeki taziye evinde yapılan tebrik ve taziye merasiminde Hamas Şura Başkanı Muhammed Derviş İsmail “Muhammed Allah’ın resulüdür. Ölür veya öldürülürse topuklarınızın üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz?”2 ayetini hatırlattıktan sonra; Filistin İslami mücadelesine aidiyet duyanlar arasında “Bir ölür, bin diriliriz!” cümlesinin Allah’ın izniyle geride kalanlar arasında tecelli edeceğini vurguladı.
Sinvar’ın Gözünden Filistin Özgürlük Mücadelesi
Yahya Sinvar, Allah yolunda sözünü tutanlardan oldu ve mücadele dolu hayatı şehadetle taçlandı. Onun çocukluk, gençlik ve olgunluk yaşlarıyla ilgili tutukluluk sürecinde kaleme aldığı otobiyografik romanı “Diken ve Karanfil” 30 bölümden oluşuyor. Sinvar’ın hatıratının bölümleri aynı zamanda Gazze’deki İslami eğitim, dayanışma ve mücadele süreçlerini anlamanın da bir iz sürümü. Onun hayat serüveni Filistin İslami Direniş Hareketi sürecini de bir yönüyle aydınlatma imkânı sunuyor. O aydınlık yolu “Diken ve Karanfil”in3 30 bölümünden kısa kısa takip etmek mümkün:
1. Bölüm: 1948’den sonra Askalan/Felluce’den Gazze’ye göçüp (Nekbe) Han Yunus sahilindeki bir mülteci kampında derme çatma bir eve ailece (Askalanlı Ahmed Yasin ve İsmail Heniyye’nin ailesi gibi) sığınmaları.
2. Bölüm: Evin ihtiyaçları için su kuyruğunda beklemesi. Daha çocukken ev iaşesi için tekstil işçiliği ve tekstil ürünlerinin satımıyla meşgul olması. Hastalanan kardeşlerinin İsveçlilere ait sağlık ocağına götürülmesi. Kocası öldürülen dul kadınların evlendirilmesi ve akşam 19.00 ile sabah 05.00 arası sokağa çıkma yasağı olduğu için dedesinin sabah namazına gidememesi.
3. Bölüm: Yasaklara ve baskılara karşı mülteci kamplarında yayılan direniş.
4. Bölüm: Eğitime katılmak için UNESCO bürosundan defter-kalem temini ve şehit oğlu olarak yetişmek.
5. Bölüm: 1967 sonrasında el-Fetih ve Halk Cephesine bağlı grupların direnişi yaygınlaştırması; Arap rejimlerinin Filistin’e karşı omuzlarındaki sorumluluğu hafifletmek için kurdukları FKÖ’nün vesayet altındaki boyutunun ve faaliyet mantığının kavranması.
6. Bölüm: El-Fetih’in silahlı direniş hücreleri oluşturma gayretleri, İsrail’de iş imkânı peşinde koşanlara bakıştaki soğukluk.
7. Bölüm: Mülteci kamplarında yol genişletmesi bahanesiyle evlerin yıkılması. Kardeşinin mühendislik tahsili için Kahire Üniversitesine gitmesi.
8. Bölüm: Şeyh Ahmed’in (muhtemelen Ahmed Yasin) Filistin toprakları ve din bağlamında sohbet ve telkinleri. Kızlarla flört ve iskambil oyunlarının gençler arasında yaygınlaşmasının rahatsızlığı.
9. Bölüm: Kamplardaki yaşantı anlatıları; 1970’te Ürdün’den sürülen Filistinliler için Kara Eylül hadisesi ve Cemal Abdunnasır’ın ölümü; 1973 Savaşı ve Gazze’ye yansıyan boyutları.
10. Bölüm: Tutuklanma ve işgal rejiminin hapishanelerinde eğitim serbestisini kullanmada öne çıkan gruplar: vatanseverlerden oluşan el-Fetih, Leninizm’e bağlı Halk Özgürlük Hareketi, Marksizm’e dayanan Halk Cephesi.
11. Bölüm: Gazze’de İslamlaşma ve dayanışmada mescitlerin önemi. Gazze sosyal yapısından kesitler; kız isteme ve düğün formu.
12. Bölüm: İhvan-ı Müslimin ile irtibatlı faaliyetler yaygınlaşırken el-Halil’de İhvan-ı Müslimin ismi olumlu karşılanıyor ama Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria’nın kuzeyinde bu isim hakaret ve küfür gibi kullanılıyordu. Bununla birlikte Şeriat Fakültesinde İhvan’ın fikirleri kuşatıcı şekilde etüt ediliyordu. Şeyh Ahmed, Abdunnasır’a da Arap Birliğine de karşıydı ve Filistin devrimi yolunda ölenlere hemen “şehit” denilemeyeceği üzerinde duruyordu. Mescitlerde namazda okunan ayetler, namaz öncesi yapılan derslerde işleniyordu. Kitle içinde İslami aidiyeti yaygınlaştırabilmek için ilk elde silahlı hareket öncelenmiyordu.
13. Bölüm: Şeriat Fakültesinde Yusuf Karadavi’nin “Âlim ve Tağut” piyesi sahnelenmişti. Ramallah halkı ve üniversite ulusal mücadelenin merkezi konumundaydı, yaşantıları Batı toplumuna benziyordu ve Marksist ideoloji o zaman bütün üniversitelerde hâkimdi. Mescit çalışmaları üniversitelerde İslamcı öğrenci kitlesinin çekirdeğini oluşturmaktaydı. İhvan’ın fıkıhsız eylemlerden kaçınması, bölgenin daha fazla istikrarsızlaşmasını istemediği içindi.
14. Bölüm: Lübnan iç savaşının takibi. Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri ile Askalan, Mescid-i Aksa, İbrahim Mescidi seyahatleri. Bazı kız öğrencilerinin tesettüre girmesi.
15. Bölüm: Gazze Üniversitesi seçimlerini İslamcıların açık ara farkla kazanmaları. Yönetimdeki Şaron’un Siyonist gönüllüleri kışkırtması karşısında Mescid-i Aksa’yı koruma nöbetine geçilmesi. Kesintisiz savunma için hazırlık aşamasıyla ilgili eğitim bahsi. Lübnan’da Sabra ve Şatilla mülteci kampında yaşanan katliam.
16. Bölüm: Filistin halkının temsilciliği konusunda yaşanan FKÖ-İslamcı çatışması. Yahudilerle yakınlaşmanın istihbarata imkân sağlaması. İşbirlikçilerine açtırılan güzellik salonları ve turistik geziler ile fuhşun ve uyuşturucunun yaygınlaştırılması.
17. Bölüm: İslami direnişin karşı istihbarat raporlarına ulaşması ve mahiyetini çözmesi. Gazze’deki yüzlerce mescidin hoparlöründen aynı anda “Hayya ale’l cihad” haykırışı ile üniversitede abluka altına alınan öğrenciler için halkın meydanlara davet edilmesi. İyilik, dolunay gibi güzel olmakta mı yoksa takvada mı?
18. Bölüm: Aşkın vatana yönelmesi ve onun da merkezinde Mescid-i Aksa’nın olması. İstihbaratta yaşanılan işkenceler ve kurulan tuzaklar. Ajanlara yaklaşım sorunu.
19. Bölüm: Mescitlerde “takva” ve benzeri kavramların işlenmesi. Zeytin ağaçlarının sökülmesi ve yerleşimciler sorunu. Hapisten firar sahneleri.
20. Bölüm: 6 Aralık 1987’de Gazze İslam Üniversitesinde gösteri için dışarı çıkan gençlerin sivil-asker Siyonist taarruzla hepsinin öldürülmesi. Ve 8 Aralık’ta dört işçinin öldürülmesine bağlı olarak Şeyh Ahmed’in büyük gösteriler yapılması çağrısının mescitlerde yüksek oranda karşılık bulması. Mescitlerin iradesi olarak kitlesel eylemlerin sürdürülmesi (intifada) kararı.
21. Bölüm: İntifadanın devamı. Esir kampında FKÖ-İslamcılar çekişmesi. İntifadaya kız ve erkeklerin eşit oranda katılması.
22. Bölüm: I. Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin’in Tel Aviv’e füzeler atmasının coşkuyla karşılanması. Hamas’ın gündemleşen etkinlikleri. Mescid-i Aksa’ya otomatik silahlarla yönelen saldırılara kaşı bıçaklama eylemlerinin başlaması.
23. Bölüm: 1992’de Hamas ve İslami Cihad’dan 415 kişinin Filistin’den Lübnan’a sürgünü.
24. Bölüm: Bir şehit annesi ve eşinin isteği: “Şehitler için ağlanmaz, onların yası tutulmaz.” Güneyde ve kuzeyde yaygınlaşan eylemler. El-Halil 1967’de işgal edilirken yaşanan sessizliğin bozulması.
25. Bölüm: Tutuklananların hapisteki hocaları, şeyhler ve davetçiler. FKÖ’nün İsrail’in varlığını kabul eden ‘Filistin Devleti’ eğilimine karşı Özgür Filistin için mücadele kararı alan Hamas, İslami Cihad ve diğer direnişçi unsurların yol ayrımı. (Bu süreçte belirginleşen “Nehirden Denize Özgür Filistin” sloganı.)
26. Bölüm: İsrail ordusunda Dürzi, Bedevi, Çerkez askerler. Mücadeleyi sürdürebilmek için yeni hedefler.
27. Bölüm: Oslo Planı doğrultusunda Gazze ve Eriha’dan işgal ordusunun çekilmesi ama Filistin topraklarının yüzde 70’inin İsrail’e verilmesi. Gazze’de hapishaneler boşaltılırken Oslo Planı’na karşı çıkan Hamas ve İslami Cihad elemanlarının içeride bırakılması.
28. Bölüm: İstişhad eylemi ile feda eylemi ayrımı. Suikast sonucu şehit edilen Yahya Ayyaş’ın kitlesel cenaze töreni. İslamcıları tutuklayan FKÖ’nün tutumunu yumuşatması.
29. Bölüm: Netanyahu’nun Likud Partisi seçimleri kazanınca barış görüşmelerinin çamura saplanması. Zaten Oslo süreci ile I. İntifadanın kazanımları heder olmuştu. Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’yı işgal girişimi karşısında II. İntifadanın başlatılması. Özgür Filistin için doğru adım atmanın şartları.
30. Bölüm: II. İntifadada Filistinli göstericilere bir milyona yakın mermi atılması ve işgal devletinin katletme ve örgütlü terör dalgaları karşısında, el-Fetih’ten Hamas’a, İslami Cihad’dan Halk Cephesine kadar tüm örgütsel farklılıklara rağmen büyük bir hamaset ve cesaretle ayaklanmanın yaşanması. Dilinden demokrasi ve insan hakları sözlerini düşürmeyen çete devletinin suçlarına karşı, Filistin halkının evlatlarının dökülen kanlarının intikamını almak ve bu uğurda kendilerini feda etmek üzere silahlanma kararı almaları. Basit de olsa silah yapma kararı ve daha sonra da bunları geliştirme; füzelere dair çizimlerin incelenmeye başlanması. Artık her bir şehidin annesinin her zaman diğer oğullarını da Kudüs ve Mescid-i Aksa yolunda feda etmeye hazır olduğunun vurgulanması.
Kararlılık ve Dua
Hiçbir daim unutmamamız gereken husus yaratılış amacımız ve yaratılış hikmetidir. Sahih bir imana sahip olup sâlih amellere niyet edenler için mutlak zafer, zafer anında da mağlubiyet anında da kibre veya ye’se kapılmamaktır. Önemli olan yenilmek değil, sömürüye müsait hale gelmemek ve düşmanlarımıza benzememektir.
Bunun için Rabbimizin hitabı açık: “Ey iman edenler! Sabredin, kararlılıkta yarışın (musâbere yapın), kötülüğe karşı ribat tutun. Allah'a karşı takvalı (duyarlı) olun ki kurtulasınız.”4
Rabbimizin merhametine ve gaybi yardımına müstahak olma niteliğini hiçbir daim yitirmemeliyiz. Fikrî ve fiilî, tebliğ veya kıtal halinde cihadi görevlerimiz dünya hayatının sonuna kadar farklı biçimlerde devam etmelidir. Bu sürece işaret eden Rabbimizin uyarısı evrenseldir. Mücadele sürecimiz tabiî ki Kur’an’da işaret edilen ilahi sosyal yasalar gereğince inişler ve çıkışlarla devam edecektir. Gazze ve Filistin direnişi de bu mücadelenin başarılı bir örneği olarak devam etmektedir. Mücadelenin süreci ise hazar halinde de sefer halinde de sürekliliği ifade eden bir sosyal ibadet boyutu olarak yaşayacaktır veya yaşamalıdır.
Hamas’ın 1987’den bu yana sloganlarının kararlılığı hep aynı rotayı izledi. İşte 1948’den beri Siyonist işgalcilere ve destekçileri küresel kapitalizme taviz vermeyen İslami iradenin sabitlenmiş mottosu bellidir: “Toprağımız da kimliğimiz de İslam’dır!”, “Filistin halkının tek meşru temsilcisi Kur’an’dır!” Bu sabit kararlılık artık Filistin dışında Türkiye topraklarından Batı’nın seçkin üniversitelerine kadar yaygınlaşan bir hedefe işaret ediyor: “Nehirden Denize Özgür Filistin!” Bu çağrı, aynı zamanda küresel mutlak kötülüğe karşı fıtrata ve insani değerlere dönüş çağrısıdır.
Rabbimiz, kendi yolunda savaşanları muzaffer eylesin; İslam’a ve insanlığa savaş açanları helak eylesin.
Bütün kalbî dualarımızla rabbani rahmet ve şefaat Gazze şehitlerimizin; Allah-u Teâlâ’nın gaybi yardımı Filistin İslami direnişinin mücahidleri ve mücahidelerinin üzerine olsun.
2- “Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçti. Eğer o ölür ya da öldürülürse siz topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde gerisin geri dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.” (Âl-i İmran, 3/144)
3- Yahya Sinvar, Filistin Direniş Hareketi, Diken ve Karanfil, İstanbul, Ekin Yayınları, 2024.


