İsrail Kaybetmeye Mahkûmdur!
Haksöz Dergisi Sayı: 404

Geçtiğimiz ay bir yılını tamamlayan soykırım süreci Gazze’de tüm vahşiliğiyle devam ederken Siyonist çete her gün yeni halkalar ekleyerek insanlık suçları zincirini adeta dünyanın boğazına doluyor. İlk günden itibaren bir yandan bombalarla, füzelerle katlettiği Gazze halkını aynı anda açlıkla, susuzlukla, tedavi imkânlarından mahrum bırakmakla cezalandırma siyaseti izleyen İsrail her geçen gün daha büyük zulümlere imza atarken destekçilerinin de işini giderek daha bir zorlaştırıyor. İsrail’i savunmak, sahiplenmek her geçen gün biraz daha zor, çirkin ve zalimane bir işe dönüşüyor.

Refah kapısının kapanmasıyla tüm Gazze’de ağırlaşan hayat şartları bilhassa şehrin kuzeyinde tam bir felakete dönüşmüş durumda. Başta Cebaliye olmak üzere mülteci kamplarında en zor, en kötü şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışan Filistinliler tüm dünyanın gözleri önünde sistematik bir katliama maruz kalıyorlar. ABD yönetiminin bu duruma ilişkin birtakım uyarılarda bulunmak zorunda kalması durumun vahametinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Ateşkes Tiyatrosu Yeniden Sahnede

Biden yönetiminin giderayak Dışişleri Bakanı Blinken’ı bölgeye gönderip ateşkes görüşmelerinin kapısını aralamaya çalıştığını ihsas ettirmesinin kandırmacadan başka bir şey olmadığı ortada. Siyonist çetenin aylarca müttefiki ABD ile sürdürdüğü bu bayat oyun tam da Amerikan seçimleri arifesinde bir kere daha sahneye konuluyor. Belli ki amaç dünya kamuoyuna bir şeyler yapılmaya çalışıldığı, insani felakete karşı duyarsız kalınmadığı mesajını vermek.

Somut manada hiçbir tutarlılığı olmayan bu sahtekârca yaklaşımın sonuç doğurma ihtimali bulunmuyor. Hedeflenen şey sadece durumu geçiştirmek, daha fazla katliam ve Hamas üzerinde baskı üretebilmek için zaman kazanmak. Nitekim önceki süreçte de ateşkes müzakerelerini, tartışmalarını uzunca bir süre bir oyalama taktiği olarak yürüten Netanyahu çetesinin bu şekilde sadece iç kamuoyunda karşılaştığı esir aileleri baskısını savuşturmaya çalıştığı ortaya çıkmıştı. Lübnan’a yönelik saldırganlığı artırarak bu baskıyı üzerinden kısmen atan Netanyahu şimdi de geçiş sürecinde Biden yönetimini idare ediyor. Zaten sonuna yaklaşan Biden yönetiminin kendisi üzerinde nasılsa daha fazla baskı kuramayacağını biliyor.

Burada yanlış bir değerlendirmeyle Netanyahu’nun ateşkes müzakerelerini tıkayan tutumunun bir kararlılık ya da güç gösterisi şeklinde algılanmasının doğru olmadığının altını kalınca çizelim. Evet, Netanyahu çetesi ateşkes müzakerelerini tıkadı ama bunu savaştan kazançlı çıktığı için yapmadı. Bilakis savaşın Siyonist çete açısından giderek artan bir maliyet, büyük bir yıpranma doğurduğu ortadaydı ama tüm İsrailli esirlere karşılık Filistinli tüm esirlerin serbest bırakılması şartını kabul etmesi Netanyahu açısından açık bir yenilgi görüntüsü oluşturacağından buna direndi. Ayrıca savaşın başında Gazze’de Hamas’ın varlığına tümüyle son verme, Hamas’ı bitirme vaatlerinin de havada kalması ateşkesi kabullenmeyi daha da zorlaştırmıştı.

İsrail Yıkmaya Muktedir; İstediği Düzeni Kurmaya Değil!

Tüm bu gelişmeler karşısında Siyonist yönetim kendisinin de nerede, nasıl duracağını bilemediği bir savaş sürecini devam ettirme mecburiyeti hissetti. Şüphesiz bu manzara bir kazanım değil, sürüklenme halidir ki Siyonist çete gerçekten de bir sonraki adımının ne olacağını bilmediği, kestiremediği bir güzergâhta ilerlemeye çalışmaktadır. Lübnan’a yönelik saldırıların yoğunlaşması, İran’la çatışma vb. adımlar her ne kadar İsrail ve dostları tarafından bölgeye ve dünyaya bir gövde gösterisi, bir güçlülük imajı şeklinde sunulmaya çalışılsa da temelde bir açmaza işaret etmektedir.

Evet, İsrail başta işgal altındaki Filistin toprakları olmak üzere bölgede büyük bir yıkıma, tehcire, katliama güç yetirebilmekte; savunmasız kitlelerin hayatını cehenneme çevirebilecek düzeyde vahşi saldırılar gerçekleştirebilmektedir. Ne var ki Siyonist çete yakıp yıkmakta mahir olsa da bölgede istediği düzeni tesis etmeye muktedir değildir. Hamas ile vücut bulan, güçlenen Filistin direnişini bastırmaya, susturmaya, teslim almaya gücü yetmemektedir.

Dünyanın gözleri önünde işlenen bunca vahşete, barbarlığa, insanlık dışı, akıl dışı saldırılara rağmen kendi vatandaşlarına asla daha güvenli bir ortam, daha huzurlu bir gelecek sunamamaktadır. Bu yüzden soykırım gölgesinde Filistin halkına yönelik yürüttüğü acımasız tehcir politikasına karşın işgal altındaki Filistin topraklarındaki Yahudiler, bilhassa çifte vatandaş konumunda olanlar daha güvenli bir gelecek için kitlesel düzeyde bu toprakları terk etme eğilimi içindedirler. Sadece Gazze ve Güney Lübnan çevresinde yaşayanlar değil, iç bölgelerde yaşayan Yahudiler için de ‘İsrail’ artık güvenle yaşayabilecekleri bir coğrafya olarak algılanmamaktadır.

Kendilerine büyük zafer kazandırdığını, çok güçlü olduklarını düşündüren eylemleri dahi Allah Teâlâ’nın izniyle Siyonistler için bir kayba, zaafa dönüşmektedir. Yahya Sinvar’ın şehadetini de bu çerçevede okumak mümkündür.

Sinvar’ın Şehadeti: Direnişin Kaybı Değil, Kazancı

Siyonist çete aylardır peşinde olduğu, canlı veya ölü yakalayacak olursa büyük bir zafer kazandığı iddiasını destekleyeceğinden emin bulunduğu Yahya Sinvar’ı ölü ele geçirmeyi başarmış ama bu durum onlar için bir kazanç teşkil etmemiştir. Bilakis Yahya Sinvar, şehadetiyle sadece Gazze halkının, Filistinlilerin değil, tüm dünyada Filistin direnişinin yanında saf tutanların onuru olmuştur.

17 Ekim günü kanının son damlasına kadar savaşarak Rabbine kavuşan Yahya Sinvar, Siyonist çetenin ve onlarla aynı frekanstan yayın yapan zalimlerin direnişi karalamak için sistematik biçimde ileri sürdükleri iddiaların ne kadar temelsiz ve boş olduğunu gözler önüne sermiştir. Siyonist medya ve propaganda aygıtlarınca Gazze halkı bombalar altında bin bir türlü yoklukla mücadele ederek hayatını sürdürmeye çalışırken Hamas’ın diğer lider kadrosuyla ve ailesiyle tünellerde güvenli ve konforlu bir hayat sürdürmekle itham edilen Yahya Sinvar’ın cesareti, azmi ve fedakârlığı direnişin motivasyonunu artırmış, davanın izzetini yükseltmiştir. Siyonist çetenin zafer sarhoşluğuyla yayınladığı Yahya Sinvar’a ait son görüntüler işgalcilerin aylardır yürüttükleri propaganda çabalarını, karalama kampanyasını berhava etmiştir.

Neticeyi Tayin Edecek Olan Direniş İradesinin Sağlamlığıdır!

Siyonistlerin on binlerce Filistinliyi hunharca katletmesi, şehirleri yakıp yıkması, tüm bölgede dehşet manzaraları yaratması bu savaşı kazanmaları için yetmez. Tüm bu zulümler on yıllardır icra edildi ama Filistin davası unutturulamadı, Filistin halkı sindirilemedi. Nesiller boyu sürüp gitmekte olan bir mücadele var önümüzde ve ödenen inanılmaz bedellere rağmen insanlar kararlılıklarını koruyor, işgale boyun eğmiyor, davadan vazgeçmiyorlar.

Direniş iradesini kırabilmek için daha büyük sayıda katliamlar, daha kitlesel cinayetler işlemenin, daha büyük ölçekli yıkımlar gerçekleştirmenin çıkar yol olmadığı belli. Hepsini fazlasıyla yaptılar, ellerinden geleni artlarına koymadılar. Siyonist çete ve küresel dostları, hamileri, işbirlikçileri Filistin halkını bu şekilde dize getiremez ancak ikna etmek zorundalar. Neye? Direnişin sonuç getirmeyeceğine, direniş önderlerinin Filistin halkı için güvenilir ve faydalı unsurlar olmadığına, bilakis onlara zarar verdiğine, onları zor duruma soktuğuna! Ancak bunu yapabilirlerse sonuç alabilirler, hedeflerine ulaşabilir, Filistin halkının direniş iradesine zarar verebilirler.

İşte Yahya Sinvar tam da bu noktada Siyonistlerin iddialarını, özlemlerini, propagandalarını boşa çıkartmış, yalanlarını yüzlerine çarpmıştır. Allah Teâlâ şehadetini kabul buyursun, kanını Mescid-i Aksa’nın kurtuluşunun müjdecisi eylesin!

Süreç İşgalin ve İşgalcilerin Aleyhine İşliyor!

Küçücük bir alana tam 13 aydır kesintisiz biçimde -başta ABD ve Almanya olmak üzere tüm küresel dostlarının da desteğiyle- on binlerce ton bomba yağdırmasına rağmen İsrail Gazze’de başarısız olmuştur. İşlenen sayısız suça, zulme rağmen direniş teslim bayrağı çekmemiş, tam tersine Siyonist çeteye karşı gelecek nesillerin daha fazla nefret ve öfke biriktirmesinin önü açılmıştır.

İslami hareket, kadrolarını yenilemekte sıkıntı çekmemektedir. Ahmed Yasin’in hemen ardından Abdulaziz Rantisi’nin şehadetini düşündüğümüzde geniş çapta bir endişenin ortama hâkim olduğunu hatırlayabiliriz. Mamafih kaygılar boşa çıkmış, hareket giderek daha güçlü kadrolarla yoluna devam etmeyi becermiştir. Allah’ın izniyle yine böyle olacak, gidenlerin yeri daha güçlü kadrolarla doldurulacaktır. Filistin mücadelesi bu güce, bu yetkinliğe, bu kapasiteye sahiptir.

Propaganda savaşının savaşın en yoğun yaşandığı cephelerden biri olduğunu unutmamalıyız. Siyonist çete çok büyük ilerlemeler kaydettiği, düşmanlarına büyük darbeler indirdiği iddiasındadır. Oysa bu sadece bir imaj ve propagandadır. Sadece Gazze’de değil, diğer cephelerde de Siyonistlerin iddialarını doğrulayacak veriler mevcut değildir.

Lübnan’da lider kadrosunu hedef alan suikastlar neticesinde Hizbullah’ın bittiği, tümüyle buharlaştığına dair yaygınlaştırılan imajın aksine Güney Lübnan cephesinde Siyonist ordu her gün ciddi kayıplar vermektedir. Jetlerle, füzelerle Lübnan halkına can yakıcı saldırılar yaşatmakta, Beyrut’u Gazze’ye çevirme yolunda her gün daha fazla yıkıma yol açmakta gayet ‘başarılı’ olsa da Siyonist ordu Güney Lübnan’da çakılıp kalmış, ilerleyememiştir.

Aynı şekilde İran’a yönelik tehditleri de büyük ölçüde fos çıkmıştır. İran’ın 1 Ekim’de yoğun bir biçimde gerçekleştirdiği ve Demir Kubbe’yi delik deşik eden füze salvosuna ancak haftalar sonra cılız bir karşılık verebilmiştir. 26 Ekim’de İran’ın askerî tesislerini ve üslerini hedef alan saldırısı, ABD tarafından yeterince destek görmediğinde İsrail’in askerî kapasitesinin ve caydırıcılığının gayet sınırlı olduğunu ortaya koymuştur.

Tarihe ve İnsanlığa Soylu Bir Mesaj Sunmak

Gazze’de bir yılı aşkın süredir maruz kaldığı inanılmaz vahşet, yıkım ve katliam sağanağına rağmen Filistin İslami direnişi geri adım atmayarak, direniş iradesini koruyarak, haklı taleplerinden vazgeçmeyerek tüm dünyaya işgalci çetenin, bunca silahına, parasına, küresel hamilerine rağmen aslında zayıf olduğunu, direniş iradesini kırmaya muktedir olmadığını ispatlamıştır.

Şüphesiz ödenen bedeller çok büyüktür, yaşanan acıların tarifi mümkün değildir. Mamafih şu kısa dünya hayatında izzetin ancak Rabbu’l-Âlemin karşısında eğilmekle, O’ndan başkasının karşısında ise her daim dik durmakla elde edilebilecek bir ayrıcalık olduğunu ispatlayan bu mücadelenin erlerinin insanlığa sundukları örnekliğin her zaman hayırla anılacağından kuşkumuz yoktur.

Haksöz Arşivi