Ramazan Sonu ve “İstikamet” Azmi
HAKSÖZ Sayı: 421 - Nisan 2026

İman ve amel mükellefiyetlerimizi zenginleştirmeye çalıştığımız, hidayet kitabımız olan Kur’an ile daha fazla haşır neşir olduğumuz, ibadetlerimizin yoğunlaşmasıyla kulluk görevimizi daha bilinçli hale getirmeye çabaladığımız Kur’an ayı ramazan hitama erdi. Bu ayda idrak ve bilincimizde çoğaltmaya çalıştığımız takvamız veya enerjimizle mümin ve mümineler olarak ramazan ayında elde edilen ibâdi ve İslami kazanımlarımızı devam ettirmeli, hayatta şahitlik yapacağımız vahyî, İslami ve maruf olan örfî tanıklıkları yaşatmanın yollarını güçlendirmeliyiz.

Rabbimiz Teğabun suresinde “Gücünüz yettiğince Allah’tan korkun / takvalı olun / sorumlu davranın.”1 ifadesiyle bizden gücümüz oranında sâlih amellere yönelmemizi istemektedir.

İman ve amel konusu, İslam’ın olmazsa olmaz iki esas temelidir. Korunmuş olan vahye dayanan doğru bir Allah bilgisi ve iman, sâlih amellerle yani istikametle hayatlaştığında iki cihan saadetini getirir ki bu, Kitab-ı Kerim’de vaat edilmiştir.

Taha suresinde Musa’nın (a) diliyle “Rabbimiz her şeyin yaratılışını veren, sonra da doğru yolu gösterendir.”2 denilmektedir.

Tirmizî’nin naklettiği bir hadiste Allah’ın son elçisi Muhammed Aleyhisselam, Hud suresinde emredilen “Sana emredildiği gibi istikamet sahibi ol.”3 ayetinin kendisini yaşlandırdığını belirtmektedir.4 Müfessir Râzî’ye göre bu emir itikadi ve amelî hükümlerin tümünü kapsamaktadır ve bu ayetten daha ağır görev yükleyen bir ayet de inmemiştir: “Sana emredildiği gibi istikamet sahibi ol.”

Arapça lügatlerde “doğru, düzgün, dengeli, sabit, kararlı” anlamlarına gelen “kavm”kökünden mastar olan istikamet, “doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşamak” anlamlarında kullanılmaktadır. İstikamet çabası üzerinde olmak Allah’a itaat, Muhammedî sünneti takip etmek, İslami ve ahlaki hükümlere bağlı kalmak şeklinde özetlenebilir.

Kurtubi, İbn Hacer gibi birçok müfessir buradaki “istikamet” kavramını, “İslam dışı her türlü inançtan ve Resulullah’ın uygulamalarına aykırı düşünce ve davranışlardan, bidat ve hurafelerden uzak durarak Kur’an ve Sünnet hükümlerine göre yaşamak” şeklinde açıklamışlardır. Müslim’in ve İbn Hanbel’in aktardıklarına göre kendisinden sımsıkı sarılacak ilkenin ne olduğunu soran bir sahabeye Resulullah (s), “Allah’a inandım de ve sonra dosdoğru (yani istikamet üzere) ol.”5 buyurmuşlardır.

“Rabbimiz Allah’tır.” demek tabiî ki her türlü şek ve şüpheden, reybden arınmış bir şekilde insanın kalbine, gönlüne, iç dünyasına işlemeli ve vahyin bildirdiği Allah inancı doğru kavranmış ve yakînî olarak insanın idrakini ve ölçülerini kuşatmalıdır. Afak ve enfüsteki ayetlerin gözlenmesine, korunmuş olan vahiy temelli sahih ve yakînî bilgiye dayanan Allah inancı ve ikrarı insanın duygu, düşünce ve eylem dünyasına yansımalıdır. Bu inanç ve Rabbimizin bildirdiği ölçüler ile, iman eden insanı ve insanları doğruya, birr’e/iyiliğe ve adalete yöneltmeli; bu çizgide hakikatin şahitliğini yapanlarla birlikte bir şüheda öbeğine ya da bir Kur’an nesli veya cemaatine veya ümmet bütünlüğüne, hiç değilse bir ümmet nüvesi olmaya yöneltmelidir.

“Rabbimiz Allah’tır.” demek söylemden öte sâlih ameller gerektirir. Tabiî ki bu gereklilik fıtratımızdaki insani özelliklerimizi açığa çıkartacak hakikate ve adalete yönelmeyi, her türlü kötülükten ve kirlilikten hicret etmeyi, sadece dünya için değil hem dünya hem ahiret için felahı istemeyi,6 dünyevi veya şeytani imkân ve eğilimler karşısında yalpalamamayı gerektirir. Bu tutum ve irade hali ise hayatın anlamını ciddiye alan bir emek ister. Bu bağlamda Tirmizî’nin aktardığına göre Resul-ü Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Herkes ‘Rabbimiz Allah’tır.’ der, sonra çoğu inkâra sapar. Kim bu söz üzere (yani Rabbimiz Allah’tır diyerek) ölmüşse işte o dosdoğru olanlardandır.”7 Bu hadis Yusuf suresinde belirtilen “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki onlardaki delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar.”8 ayetlerini hatırlatmaktadır.

Rabbimizin gizli açık her şeyimizle Kur’an’ın birçok bölümünde olduğu gibi En’am suresinde de “Allah’a ortak koşmamak, ana-babaya iyilik etmek, evlatların canına kıymamak, kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak, hayata saygılı olmak, yetim malına yaklaşmamak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, doğru konuşmak, Allah’a verilen ahde vefa göstermek”9 gibi başlıca imanî, amelî, ahlakî ödevler sıralandıktan sonra bunun Allah’ın “müstakim/dosdoğru yolu” olduğu, başka yollara sapmadan bu yolda bu istikamette yürümek gerektiği belirtilmektedir.

Ramazan-ı şerif, nefsimizin fücur yanını kontrol ettiğimiz, ihtiyaçlarımız ile takva ilişkilerimizi dengelediğimiz, takvaya yönelmek konusunda maddi ve manevi pek çok güzelliği elde ettiğimiz yaygın bir eğitim mektebiydi. Bu mektebin genel müfredatını içimize sindirmeli, hayatımızın her alanına taşımalı ve yaşatmalıyız. Hayatı ramazan kılmak, Kur’an-ı Kerim’i anlayıp idrak ederek okumaya, onun istediği gibi bir mümin olmaya gayret göstererek ve yaşayarak olur.

Hayatı Ramazan Kılmak En Başta Fahşaya Karşı Çıkmakla Olur

Hayatı ramazan kılmak; Rabbimizin zikrini ve İslam’ı içimize yerleştirmekle, zikrin en büyüğü olarak namazlarımızı fahşaya karşı çıkacak bir bilinçle eda etmekle, hakkı ve adaleti ikame etmek, yerel ve küresel her türlü zulme, sömürüye, saldırıya; her türlü cahiliyeye ve şirke karşı çıkmakla olur.

Ekim 2023’ten beri kapitalist ülkelerin desteklediği Siyonistler Gazze’yi vurdu vuruyor. 7 Ekim sonrası 1,5 yıllık süre içinde Gazze vurulurken sessiz kalan Lübnan-Hizbullah’ı vuruldu ve vuruluyor. Bir dönem Lübnan vurulurken demeçler dışında sessiz kalan İran 28 Şubat’tan bu yana ABD ve İsrail tarafından bombalanıyor. Mezhep ve meşrep farkı gözetmeden ümmet coğrafyasının her bir yanına yapılan emperyalist saldırılara eylemlerimizle, yazılarımızla, hitaplarımız ve dualarımızla karşı çıktık; hak için, bütün coğrafyamız ve ümmetin maslahatı için karşı da çıkacağız.

Gulat Şia birlikleri ve vekil güçlerinin 13 yıl boyunca Suriyeli kardeşlerimize yaşattığı katliam ve zulümler tabiî ki unutulmaz. Ama Cemel'de, Sıffin'de, Nehrevan'da dökülen kanları unutmayacağız deyip bizim seleflerimiz çakılıp kalsalardı Arap çölleri kan gölcüklerine döner ve İslamiyet bu çemberden dışarı çıkamazdı. İhtilaf halinde mezhebî veya sığ fetvalarla değil, İslami esaslara dayanan üst içtihatlardan kopmamak şartıyla istikamet üzere hikmetli bir yol bulabilmeli; her daim Mescid-i Aksa’nın, ümmet coğrafyasının ve alnı secdeye varanların maslahatını öncelemeliyiz.

Ayrıca yorumlarımız sâlihlerden olan ve sâlih ameller üzere olan 70 yıllık İhvan/Hamas ortak istişarî aklı ile tenakuz teşkil etmemelidir.

Zulme ve saldırıya uğrayan bir kavmin mağduriyeti ile o kavmin yöneticilerinin işlediği cürümleri eşitlemek ne kadar doğru değilse Fatır suresinde bahsedilen “kendilerine Kitab miras bırakıldığı halde nefislerine zulmeden bir kısım insanların”10 (35/32) durumunu da firavunlaşan cihanşümul istikbarın azgınlığı ile eşitlemeye çalışmak da doğru değildir. Aksi yaklaşımlar hikmetli ve basiretli düşünceden uzak kendini asabiye yaklaşımlarına açan bir bulanıklık oluşturmaktadır.

İranlı Süleymani ve Hamaney öldürüldüğünde insanlara baklava dağıtan Suriyelilerin derin acılarından kaynaklanan tepkilerini anlayabiliriz. Ama ocağına ateş düşen insanların feryadı bizim asabiyemiz olmamalı; hikmetli tavrın ve ıslah dilinin uzağına düşülmemeli; sabır ve hakikate şahitlikten uzaklaşılmamalı; düşmanın İslam'ı İslam ile, Sünni’yi Şii ile çarpıştırma stratejisine karşı çıkılmalı; Siyonistleri sevindiren senaryoların figüranı olunmamalıdır. Kâfirler ve basiretsiz zalimler ramazanımızın da bayramımızın da gündemlerini işgal ettiler. Ama namaz kılan, oruç tutan bizler, her türlü fahşaya ramazan ayı içinde de gücümüz yettiği kadar hem karşı çıkıp hem ifsada karşı korunma kalkanlarımızı dik tutmaya çalıştık.

Sevgili rehberimiz ve baş şehidimiz Resul-ü Ekrem, hayatı ramazan kılmakla, ramazandaki yaygın eğitim mektebini hayatın veya ömrün tümüne aktarmakla ilgili olarak Müslim’in aktardığı bir hadiste şöyle demiştir: “Resulullah’a ‘Allah’ın en sevdiği amel nedir?’ diye sorulduğunda, verdiği cevap şu olmuştur: Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.”11

Yüce Allah da böyle bir hayatı sürdürenlere müjdeli bir vaatte bulunmaktadır: “Rabbimiz Allah'tır, deyip sonra da istikamet üzere olanlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. İşte onlar cennetliktirler. Yaptıklarına karşılık orada sürekli kalacaklardır.”12

Rabbimiz iman ve amel bütünlüğü içinde yaşayanları istikamet üzere kılsın. Rabbimiz hakkı ve adaleti arayanlara hidayet, ıslah ve inşa yollarını göstersin.


1- Teğabun 64/16.

2- Taha 20/50.

3- Hud 11/112.

4- Tirmizî, ‘Tefsir’, 56/6.

5- Müslim, ‘İman’, 62; İbn Hanbel, ‘Müsned’, III, 413.

6- Bakara 2/200-201.

7- Tirmizî, ‘Tefsir’, 41/3.

8- Yusuf 12/105-106.

9- Enam 6/151-152.

10- Fatır 35/32.

11- Müslim, ‘Müsafirîn’, 216.

12- Ahkaf 46/13-14.

Hamza Türkmen Arşivi