Savaşta “canlı kalkan” kullanımı yeni bir olgu değildir. Ordular yüzyıllardır sivilleri, canlı kalkan olarak kullanmaya zorluyor. Ancak uzun ve şüpheli geçmişine rağmen İsrail, Gazze'de savaş tarihinde eşi benzeri görülmemiş yeni bir canlı kalkan kullanma yöntemini hayata geçirmiş bulunmaktadır.
Bu uygulama ilk olarak Al Jazeera tarafından ortaya çıkarıldı ancak daha sonra Haaretz, İsrail askerlerinin Filistinli sivilleri nasıl kaçırdığını, onlara askerî üniformalar giydirdiğini, vücutlarına kameralar taktığını ve İsrail askerlerine kalkan olmaları için onları yeraltı tünellerine ve binalara gönderdiğini anlatan bir haber yayınladı.
“Onları tanımak zor. Genellikle İsrail ordusu üniforması giyiyorlar, çoğu 20'li yaşlarda ve her zaman farklı rütbelerden İsrailli askerlerin kıyafetleriyle.” diyor Haaretz makalesi. “Ancak daha dikkatli bakarsanız, çoğunun ordu botu değil, spor ayakkabı giydiğini görüyorsunuz. Elleri arkadan kelepçeli ve yüzleri korku dolu.”
İsrail askerleri geçmişte robotları, tasmalarında kamera bulunan eğitimli köpekleri ve Filistinli sivilleri kalkan olarak kullandı. Ancak kalkan olarak kullanılan Filistinliler her zaman sivil kıyafetler giyiyor ve böylece sivil oldukları anlaşılabiliyordu. İsrail ordusu Filistinli sivillere askerî kıyafetler giydirerek ve onları tünellere göndererek insan kalkanının mantığını değiştirmiştir.
Aslında canlı kalkan uygulaması tarihsel olarak askerî bir hedefi koruyan kişinin savunmasız bir sivil (ya da savaş esiri) olduğunun kabul edilmesine dayanmaktadır. Bu tanım, savaşan karşı tarafı hedefe saldırmaktan caydırmayı amaçlamaktadır. Çünkü insan kalkanının savunmasızlığı görünüşte ölümcül şiddet kullanımı üzerinde ahlaki kısıtlamalar getirmektedir. İnsan kalkanının sözde etkinliğinin ve caydırıcılığın işe yarama şansının anahtarı tam da savunmasızlığın tanınmasıdır.
İsrail ordusu Filistinli sivillere İsrail askeri üniforması giydirerek ve onları savaşçı gibi göstererek onların savunmasızlığını kasıtlı olarak gizlemektedir. Onları, Filistinli savaşçıların İsrail askerlerine saldırmaktan caydırmak için değil, hedefleri üzerlerine çekmek ve böylece yerlerini belli ederek İsrail askerlerinin karşı saldırıya geçip savaşçıları öldürmelerini sağlamak için kalkan olarak kullanmaktadır. Asker kılığındaki bu canlı kalkanlar tünellere gönderildikleri anda savunmasız siviller olmaktan çıkıp “yem” haline dönüşüyorlar.
İsrail ordusunun Filistinli sivillere “gözden çıkarılabilir” muamelesi yapması, onlarca yıldır maruz kaldıkları ırksallaştırılmış sömürgeci yönetim biçimi göz önüne alındığında şaşırtıcı gelmeyecektir. Bu köklü ırkçılık, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un, Gazze Şeridi'nde “masum sivil olmadığını” rahatlıkla iddia etmesini ve İsrail'in Yahudi halkının öldürülen on binlerce Filistinli sivile karşı kayıtsızlığını getiriyor.
Gerçekten de İsrailliler, siyasi liderleri defalarca Gazze'yi “silme”, “dümdüz etme” ve “Dresden'e çevirme” çağrısında bulunduğunda hiç şaşırmadılar. Gazze'deki tüm sivil yapıların ve alanların yüzde 60'ının zarar görmesini ve yıkılmasını ya desteklediler ya da yaşananlara kayıtsız kaldılar.
Bu bağlamda, Filistinli sivillere askerî kıyafetler giydirmek ve onları tünellere göndermek, çoğu İsrailli askerin -ve İsrail kamuoyunun geniş kesimlerinin- gözünde muhtemelen bir ayrıntıdan fazlası olarak algılanmayacaktır.
Bununla birlikte, bu yeni insan kalkanı biçimi, ırkçılığın savaş alanında nasıl olduğuna dair önemli bir ışık tutuyor. Ordunun, Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın “İnsan hayvanlarla savaşıyoruz!” şeklindeki ırkçı ilkelerini benimsemesi ve operasyonel hale getirmesi, İsrail askerlerinin Filistinlilerle yem ya da av olarak nasıl ilişki kurduğunu gözler önüne seriyor. Yakalamak ya da öldürmek istedikleri hayvanları cezbetmek için çiğ et kullanan avcılar gibi, İsrail askerleri de Filistinli sivilleri, avcının avını cezbetme işlevi olan etlermiş gibi kullanmaktadır.
Irkçılık, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe saymasına da yol açmaktadır. Aralarında gençlerin ve yaşlıların da bulunduğu Filistinli sivilleri rastgele gözaltına alan ve -askerlerin önünde yürümeye zorlamadan önce- onlara askerî kıyafetler giydiren İsrail askerleri, sadece canlı kalkan kullanımını yasaklayan yasal hükmü değil, aynı zamanda hainlikle ilgili olan ve savaşan tarafların “saldırılarda bulunurken veya askerî operasyonlara kalkan olmak, destek vermek, korumak veya engellemek amacıyla karşı tarafın askerî üniformalarını” kullanmasını yasaklayan hükmü de ihlal etmektedir. Tek bir eylemde iki savaş suçu.
Ancak korkunç gerçek şu ki İsrail'in bu yeni insan kalkanı uygulamasına ya da uluslararası hukukun başka herhangi bir ihlaline ilişkin ne kadar kanıt ortaya çıkarsa çıksın, bunun sahadaki eylemleri değiştirme olasılığı oldukça düşük gözüküyor.
Antony Anghie'den Noura Erekat'a kadar eleştirel hukukçuların işaret ettiği gibi sömürgeci ırkçılık sadece İsrail'in eylemlerini değil, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) adalet dağıtma biçimi de dâhil olmak üzere uluslararası hukuk düzenini de etkilediğinden, “uluslararası hukukun Filistin halkını koruyacağı ve adalet getireceği umudu” tarihsel olarak yersizdir. Bu ırkçılığa dair bir fikir edinmek için UCM’nin web sitesine göz atarak kimleri suçlamaya istekli olduğunu görmek yeterlidir.
----------
* Neve Gordon, Londra Queen Mary Üniversitesinde uluslararası hukuk profesörüdür. Aynı zamanda İsrail'in İşgali (Israel's Occupation) kitabının yazarı ve İnsanın Hâkimiyet Hakkı (The Human Right to Dominate) kitabının ortak yazarıdır.
Al Jazeera / 20 Ekim 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz

