Türkiye’deki Suriyeliler: Mevcut Durum, Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Haksöz Dergisi Sayı: 404

Suriyeli muhacirlerin Türkiye’de karşılaştıkları temel problemler nelerdir? Bu problemlere ilişkin çözüm önerilerini hangi başlıklarda toplamak mümkün? Bu soruların cevaplarına Suriyeli STK temsilcilerinin gözlemleri ve raporları ışığında yer veriyoruz.

------------------------------

Türkiye’de geçici koruma statüsü altındaki Suriyeliler 2019’dan bu yana gittikçe ağırlaşan koşullarda ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyorlar.

Özellikle sosyal medya üzerinden gelişen mülteci düşmanlığı ve onun siyasi yürütücülüğünü yapan parti ve örgütlerin oluşturduğu propaganda, toplumun çeşitli kesimlerini etkilemeye devam ediyor. Son yıllarda muhafazakâr mütedeyyin kesimlerin de bu propagandalardan bir ölçüde etkilendiği görülüyor.

Suriyeli muhacirlerin somut olarak karşı karşıya bulundukları olumsuzlukları şöyle sıralamak mümkün:

Kamusal Algı ve Ayrımcılık Sorunu

Devletin toplumu bilgilendirme ve aydınlatma ödevini yeterli ölçüde yerine getirmediği bir ortamda yalan ve yanlış bilgiler kamusal gündemi belirgin bir şekilde etkiliyor. Özellikle okulda, ayrımcılık ve akran zorbalığı şeklinde bu olumsuz atmosferden en çok etkilenenlerin başında çocuklar geliyor. Bunun ötesinde sokakta, apartmanda, işte ve kamu kurumlarında da Suriyeliler bu ayrımcı ve dışlayıcı atmosferi fazlasıyla hissediyorlar.

Kamu Kurumlarının ve Bürokratların Tutumuna Yansıyan Olumsuzluklar

Suriyelileri olumsuz yönde etkileyen ve onları rahatsız eden tek etken sosyal faktörler değil. Son yıllarda kamu kurumlarının, başta Göç İdaresi olmak üzere devletin çeşitli birimlerinin, güvenlik bürokratlarından sivil bürokratlara devlet memurlarının tutumu onları köşeye sıkışmış hissettiren ikinci ve belki de daha önemli bir faktör oluşturuyor. Bu şikâyetler genellikle kamu görevlileri tarafından azarlanmak vb. kötü muamele konularında yoğunlaşıyor. Göç idareleri, geri gönderme merkezleri ve polis tutumu ön plana çıkan şikâyet konuları arasında yer alıyor.

Çalışma Hakkının Tanınmayışı

Suriyeliler 13 senedir Türkiye’de yaşamalarına ve ailelerini kendileri geçindirmelerine rağmen henüz çalışma hakkı bile alabilmiş değiller. Suriyelilerin yüzde 10’undan daha azına çalışma hakkı verilmiş durumda. Bu da onları daha düşük ücretlerle, yoğun bir istismar altında ve sürekli cezalandırılma kaygısıyla güvencesiz biçimde kayıt dışı çalışmaya zorluyor.

GGM’ye Alınma ve Geri Gönderme Sorunu

Türkiye’deki Suriyelilerde devletin onları istemediği ve her fırsatta onları sıkıştırıp bunaltarak Suriye’nin kuzeyine dönmeye zorladığı şeklinde bir algı var. Bu algı Suriyelilerin haklarıyla yakından ilgilenen STK’lar tarafından da genel bir kanaat olarak dile getiriliyor. Zaman zaman bir saldırı ya da kapkaç olayının mağduru oldukları durumda dahi suça karıştıkları gerekçesiyle Suriyeliler aileleriyle beraber geri gönderme merkezlerine (GGM) gönderilebiliyorlar. Bu merkezlerde gayri insani muamele ve savunma hakkını kullanamamaları için bir şehirden başka bir şehre gönderilmeleri de sıklıkla dile getirilen şikâyetler arasında yer alıyor. (Bu konuda devletin raporları da benzer tespitlere yer veriyor. Bkz. TİHEK’in 2023 Tuzla Raporu)

“Gönüllü Geri Dönüş” Belgesini İmzalamaya Zorlama

Suriyeliler geri gönderme merkezlerinde gönüllü geri dönüş belgesini kendi istekleriyle imzaladıkları ifade edilerek çoğu kez aileleriyle bile görüşemeden geçici güvenli bölgelere gönderilebiliyorlar. Buradaki dönüşün gönüllü olmadığı Türkiye’de pek çok yargı kararıyla sabit olduğu halde bu uygulama devam ettiriliyor. Suriyeliler sıklıkla kendilerine yönelik gerçekleşen ve mağdur oldukları saldırı, dolandırıcılık gibi hadiselerde dahi karakola gitmekten korkuyorlar.

Tahdit Kodları Sorunu

Hiçbir objektif kurala bağlı olmaksızın Suriyelilere koyulan keyfî tahdit kodları, bir anda onları sınır dışı etmek için kullanılabiliyor.

Seyahat Özgürlüğüne Yönelik Kısıtlamalar

Bir ilden başka bir ile gitmek için göç idaresinden izin almak zorunda olmaları Suriyelilerin aile, ticaret ve eğitimle ilgili faaliyetlerini ciddi biçimde sekteye uğratıyor. Özellikle sermayesi ile gelip Türkiye’de iş kuran Suriyeli girişimciler, bir ticaret fuarına katılmak veya bir iş bağlantısı kurmak, ihracat ve ithalat ile ilgili görüşmelerde bulunmak üzere bir şehirden başka bir şehre hızlı ve etkili bir şekilde izin alamadıkları gibi başka bir ülkeye de iş görüşmeleri yapmak için çıkıp giremiyorlar. Bu bakımdan seyahat özgürlüğü önemli bir problem.

Suriyeli Ailelerin İlk Kayıtlı Oldukları Şehre Dönme Zorunluluğu

Bu sorun son dört-beş yıldır Suriyeli aileleri parçalıyor; hayatlarını epeyce güçleştiriyor. Türkiye ilk geldikleri yıllarda kayıtlı oldukları şehirde iş bulamayan kimi muhacirler başka şehirlere gitmek zorunda kaldılar. Gittikleri şehirlerde iş bulup çalışmaya başlayan ve çocuklarını orada okula gönderen bu aileler için artık “Kayıtlı olduğunuz şehre gidin!” şeklindeki uygulama onları bilinmez ve zorlu bir geleceğe mahkûm etmek anlamına geliyor.

Çocukların Eğitim Dışı Kalması

Çocukların eğitimden yoksun kalma sebeplerinden birisi okulda akran zorbalığına maruz kalmaları ve okul yönetimlerinin bu konuda -pek azı hariç- duyarlılık göstermemeleri, kapsayıcı bir eğitim ortamını herkes için oluşturmaya gayret etmemeleridir. Bir başka sebep ise hassaten İstanbul’da çalışan Suriyeli muhacirler, işlerini bırakıp kayıtlı oldukları şehre gidemediklerinden -geri gönderme sorunuyla karşılaşmamak için- çocuklarını okula göndermemeyi kabullenmek zorunda kalıyorlar.

“M Plaka” Uygulaması

Bu da ayrı bir sorun kaynağı olmaya devam ediyor. Misafir plakası olarak bilinen bu uygulama, Suriye’den araçlarıyla giren ailelerin, bu araçları sadece kendilerinin kullanması ve böylece ülkeye otomobil sokmada haksız rekabetin ortadan kaldırılması için getirilmişti. Ancak yıllardır Suriyelilerin Türkiye’de satın aldıkları araçlara da M plaka koyuluyor. Bu durum özellikle ırkçı-ayrımcı saldırıların gerçekleştiği yerlerde, tanınır durumdaki Suriyelilerin araçlarının tahrip edilmesine sebebiyet verebiliyor. M plaka uygulamasının yol açtığı sorunlardan biri de trafikte polislerin bu araçları keyfî biçimde durdurması ve haklarında mağduriyetlere yol açacak işlem yapmalarıdır.

Statülerinin Hâlâ Belirsiz Olması

Gündelik hayatta Suriyelilerin sıklıkla karşılaştığı bu sorunlar onlar için savaş sonrası ikinci bir travma anlamına geliyor ki bu ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Statülerinin hâlâ belirsiz olması, vatandaşlığın onlar için hâlâ ulaşılabilir, net ve objektif kurallara bağlanmamış olması, bu yüzden bir gelecek tasavvuru içinde olamayışları onların sosyal uyumunu da olumsuz etkiliyor. Özellikle Türkiye’de doğan, burada büyüyen, okula giden ve sürekli olarak bu sorunları yaşayan gençler açısından bir kayıp kuşak riski gittikçe daha belirgin hale geliyor.

Suriyeli Üniversite Öğrencileri İçin Aşırı Yüksek Harçlar

Suriyeli üniversite öğrencilerinden 2021’den bu yana veremeyecekleri ölçüde yüksek harçlar isteniyor. Bu, onlarda “Burada istenmiyoruz!” duygusuna yol açarken üniversiteyi terk durumlarına da maruz bırakıyor. Türkiye’de yaşayan, geçimini burada sağlayan Suriyeli ailelerin çocuklarından uluslararası öğrencilerden istenen ve döviz üzerinden ciddi meblağlara ulaşan harç paralarının talep edilmesi, onları üniversite dışına itiyor. Geleceği parlak pek çok öğrenci başka ülkelere gitmek zorunda kalıyor. Bu, burslu biçimde yurt dışında da okuyabilecek olan ve gelecekte Suriye’nin aydın tabakasını ve yönetici seçkinlerini oluşturacak olan bir kesimin, Batılı ülkeler tarafından yetiştirilmesi anlamına da geliyor. Aileleri burada yaşayıp çalışan öğrencileri üniversiteden mahrum etmenin adalet açısından ifade ettiği sorun bir yana, Türkiye’nin stratejik hedefleri açısından da bariz bir yanlışa imza atıldığı görülüyor.

Suriye göçü, Türkiye’nin önünde hem bir imtihan hem de bir fırsat olarak duruyor. İster Türkiye’de kalacak olsunlar ister şartlar düzeldiğinde ülkelerine veya başka bir ülkeye gidecek olsunlar muhacirlere insanca davranmak ve ayrımcı uygulamalardan kaçınmak gerek. Kalırlarsa bu ülkenin bir parçası olacaklar ve eğer giderlerse de Türkiye’nin yurtdışındaki temsilcileri gibi davranabilmeleri bu insani muameleye bağlı.

NE YAPILMALI?

Bu çerçevede yapılması gerekenleri de şöyle sıralamak mümkün:

Kapsayıcı Bir Göç Politikası Oluşturulmalı

Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara dönük bakış açısını değiştirmesi gerekir. Sadece güvenlik perspektifine ağırlık veren, sınır güvenliğini önceleyen veya Türkiye’deki ayrımcı çevreleri tatmin edecek türden politikalardan ziyade göçü bütün boyutlarıyla ele alan kapsayıcı bir göç politikası geliştirilmeli; adalet kısa vadeli çıkarlara feda edilmemelidir.

Çalışma Hakkı Tanınmalı

Bu politika öncelikle geçici koruma statüsündeki bütün Suriyelilere çalışma hakkını otomatik olarak tanımayı gerektirir. Devletin onlara sanıldığı gibi maaş bağlamadığı, uluslararası kaynakların ise sınırlı maddi destekte bulunduğu ve üstelik bu destekten tüm Suriyelilerin de yararlanmadığı bir ortamda çalışma hakkına sahip olmamaları onlar açısından hayatı ciddi anlamda güçleştirmektedir.

Suriyeli Yatırımcıların Faaliyetlerini Güçleştiren Mevzuat Ayıklanmalı

Suriyeli girişimciler tarafından kurulan ve devletten herhangi bir teşvik veya kolaylık görmeden ekonomiye katkı yapan işletmeler, ihracat ve ithalat faaliyetleriyle ekonomiye kayda değer bir katkı yapmalarına rağmen, bankacılık, sigorta ve iş gezisi gibi konularda piyasa ekonomisine aykırı bir dizi mevzuat ve uygulama kaynaklı kısıtlamaları aşmaya çalışıyorlar. Bazı bankalar onlara hesap açmayı reddederken, yatırım amaçlı sermaye getirenlerin de kimi zaman bir bürokratın olumsuz tutumundan dolayı yatırım kararından vazgeçtiği dile getiriliyor. Ülke içi ve dışı iş gezileri için izin alma zorunluluğu da pek çok iş bağlantısının kurulamaması anlamına geliyor. Bu çerçevede onlar için ekonomik faaliyetlerin kolaylaştırılmasından seyahat özgürlüğü ve vatandaşlığa kadar bir adımın atılmasına ihtiyaç bulunuyor.

İkamet ve Seyahat Hakkı Tanınmalı

Çalışma hakkıyla beraber ikamet izninin ve seyahat özgürlüğünün de sağlanması gerekir. Türkiye’de yaşayan geçici koruma altındaki kişilerin bir ilden başka bir yere gitmek için her seferinde izin almak zorunda olmaları onların hem ailevi ilişkilerini (hastalık, düğün, ziyaret vb.) hem de iktisadi faaliyetlerini güçleştiriyor.

Adalete Erişim Sağlanmalı

Suriyeliler kendilerine yönelik bir ihlal söz konusu olduğunda, sınır dışı edilme korkusu duymadan haklarını talep edebilmelidirler. Ancak bugün bunu çok sınırlı bir biçimde yapabilmektedirler. Bu konuda güven artırıcı ve hakları kullanmaya caydırıcı olmayan bir atmosfer oluşturulmalı ve birimler ihdas edilmeli.

Okullarda Ayrımcılıkla Mücadele Edilmeli

Okullarda öğretmenlere ve öğrencilere yönelik ciddi bir bilgilendirme ve ayrımcılık karşıtı bilinçlendirme faaliyetleri yapılmalı, özellikle okul yönetimlerinin bu süreçteki tutumları ciddi bir biçimde mercek altına alınmalıdır.

Vatandaşlık Ulaşılabilir Hale Getirilmeli

Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan, evini işini, düzenini burada kuran ve yerleşik toplumun fertleriyle barış içinde yaşayan insanların, özellikle de burada doğup büyüyen çocukların geleceklerini bu ülkede görmeye başladıkları bir gerçektir. Bu bakımdan geçmişte Osmanlı coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelen ve cumhuriyet tarihi boyunca göçmen olarak bu ülkede yerleşerek vatandaşlık statüsü kazanan insanlara tanınan vatandaşlık hakkının düne kadar bu ülkenin bir parçası olan Suriyelilere tanınmaması adil ve makul değildir.

M Plaka Uygulaması Kaldırılmalı

Türkiye’de araç alan Suriyelilerin olumsuz etkilenmemesi için misafir araç uygulamasında birtakım düzenlemeler yapılmalı. Bu önlemler kapsamında belgelerde ne tür bir düzenleme yapılırsa yapılsın, plakalardan bireyleri ve araçlarını hedef haline getiren “M” harfi silinmelidir.

Çocukları Eğitim Dışı Bırakan Uygulamalardan Kaçınılmalı

Herkesin ilk kaydedildiği şehirde yaşamasını istemek, farklı şehirde çalışan ailelerin çocuklarını okul dışına itmektedir. Bu soruna çözüm olmak üzere herkesin yerleşip kendi düzenini kurduğu, iş bulup çalıştığı ve çocuğunu okula gönderdiği şehirde kalmasına izin verilmelidir.

Kapalı Mahalle Uygulaması Kaldırılmalı

Bir bölgedeki sığınmacı yoğunluğunu gidermek için getirilen kapalı mahalle uygulamasının, pratikte çifte kira ödeme, ev bulamama veya sınıflardaki Suriyeli kontenjanı sorunu nedeniyle çocuğunu yakındaki okula gönderememe gibi olumsuzlukları da beraberinde getirdiği görülmelidir.

Suriyeli Öğrenciler Üniversite Dışı Bırakılmamalı

Bu konuda ideal düzenleme, aileleri burada olan ve çoğu kez eşit işe düşük ücret alarak geçinmeye çalışan Suriyeli ailelere mensup öğrencilere vatandaş olan öğrencilerle aynı şekilde muamele etmektir. Onlardan mutlaka fazladan bir ücret alınacaksa bu da “cari öğrenim giderleri” adıyla bir öğrencinin maliyeti olarak tesit edilen rakamdan fazlası olmamalıdır.

Ayrımcılık Suçunun Cezası Verilmeli

Diğerleri kadar önemli bir başka husus ise ayrımcılık yasağının etkili bir şekilde uygulanması ihtiyacıdır. Türkiye’de eşitlik ilkesini alenen çiğneyeceğini ilan eden ve Suriyelileri hayatı zorlaştırmayı öngören uygulamaları gururla duyuran yerel yöneticilerden ırkçı partilerin temsilcilerine kadar hukukun suç saydığı pek çok faaliyeti işleyen kişiler cezasız kalabilmektedir. Cezasızlık durumu Suriyelilerin güven duygusunu zedelediği gibi Türkiye’de de adalet sistemine güveni olumsuz etkilemektedir.

Türkiye’nin bu meselede yeni bir başlangıç yapması, adalet ile faydayı birleştirecek basiretli bir perspektif geliştirmesi hâlâ mümkündür. Bunun için devletin, sivil toplumun, Suriyelilerin ve kanaat önderlerinin göç sürecinin aktörleri olarak bir araya gelip sağlıklı bir göç politikası oluşturmaları gerekir. Seçim sonrası süreç, bu konuda doğru adımların atılabilmesine imkân vermektedir. Son zamanlarda iktidar ile ana muhalefet arasındaki yumuşama atmosferi de göçün siyaset üstü bir ülke meselesi olarak anlatılıp makul bir yol haritasını siyasete ve topluma izah etmeye müsaade etmektedir.

Haksöz Arşivi