Yahya Sinvar Öldü; Soykırım Devam Ediyor
Haksöz Dergisi Sayı: 404

İsrail 17 Ekim Perşembe günü Gazze Şeridi'nde Hamas lideri Yahya Sinvar'ı öldürdü. Bir yıldan biraz daha uzun bir süredir 42 binden fazla Filistinlinin hayatına mal olan ve şimdi Lübnan'a da sıçrayan soykırım savaşındaki “en yüksek değerli hedef” Sinvar’dı.

Elbette Sinvar'ın ortadan kaldırılması, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun suikast sonrası yaptığı açıklamada açıkça belirttiği gibi, soykırımın sona erdiği anlamına gelmiyor: “Bugün hesabı kapattık. Bugün kötülük bir darbe aldı ama görevimiz henüz tamamlanmadı.”

Varoluşunu sürekli katliamlara dayandıran bir ulusun, iktidarları için İsrail'in “görevi” hiçbir zaman tam olarak tamamlanmayacaktır. En azından İsrail'in kana susamış çabalarına direnmeye kararlı Filistinliler ve Filistin’i destekleyen Araplar var olduğu sürece.

Yine de Sinvar'ın öldürülmesi, İsrail'in Gazze'ye yönelik mevcut savaşını meşrulaştırmaya devam etmesini daha da zorlaştıracaktır. Fakat İsrail'in uluslararası baş destekçisi Amerika Birleşik Devletleri için meşrulaştırmanın hiçbir zaman önemi de olmadı.

Nitekim ABD'nin “soykırımdaki suç ortaklığı” uzun zamandır Sinvar'ın yerinin tespit edilmesine yardım etmeyi gerektiriyor. Ağustos ayında New York Times, Joe Biden yönetiminin “Hamas liderini bulmak için büyük kaynaklar akıttığını”, İsrail'e “yere nüfuz eden radar” sağladığını, aynı zamanda ABD casus ajanslarını “Bay Sinvar'ın iletişimini kesmekle” görevlendirdiğini bildirdi.

İsrail'in Eylül ayında, Hizbullah'ın ikonik genel sekreteri Hasan Nasrallah'a Beyrut'ta düzenlediği suikast gibi, Sinvar'ın öldürülmesi de İsrail'in ölümcül planlarından kaçma geçmişi göz önüne alındığında şüphesiz sembolik bir anlam taşıyor.

Geçtiğimiz 12 ay boyunca Sinvar, Gazze Şeridi'nde kalarak İsrail'e karşı askerî operasyonları yönetmeye devam etti ve “toplu katliamlar için uluslararası desteğin yetersizliğinden” şikayet ederek dünyayı dolaşmayı tercih eden İsrailli bir liderden çok daha fazla cesaret sergiledi.

Doğal olarak Sinvar, Batılı şirket medyasında İsrail'i yok etmeye kararlı cani bir şeytan olarak gösterildi. Çünkü İsrail'in “görevini tamamlamasına” katkı sağlayan anlatı buydu.

Bu arada, Sinvar'la 2018'de yapılan bir röportaj, Hamas liderinin bir şeyleri yok etmekten ziyade Filistinlilerin geleceğini inşa etmeye daha fazla niyetli olduğunu ortaya koyuyor: “Artık savaşmayacağımı söylemiyorum... Artık savaş istemediğimi söylüyorum. İsrail'in Gazze kuşatmasının sona ermesini istiyorum. Gün batımında sahile gidiyorsunuz ve tüm gençleri sahilde sohbet ederken ve denizin diğer tarafındaki dünyanın neye benzediğini, hayatın neye benzediğini hayal ederken görüyorsunuz. Kırılıyor. Ve herkesi kırmalı. Onların özgür olmasını istiyorum.”

Gazze'de bir mülteci kampında doğan ve İsrail'in şiddet kullanarak el koyduğu Filistin toprakları için mücadele etmek suçundan 20 yıldan fazla bir süre İsrail tarafından hapsedilen Sinvar, Filistinlilerin “özgürlüğüne” İsrail tarafından konulan sınırların son derece farkındaydı.

Açıkçası bu sınırlar özellikle şu anda daha belirgin. Gün batımında Gazze sahiline gidip Filistinli gençlerin sürekli İsrail’in kuşatması ve acımasızca bombardımanı altında olmayan yerlerde hayatın nasıl olduğunu merak ettiklerini gözlemlemeyi unutun.

Bugünlerde, İsrail'in Gazze'deki hastanelere düzenlediği saldırılar sırasında, Filistinli gençlerin diri diri yakıldığını gözlemleme olasılığınız daha yüksek.

İsrail, Siyonizm karşıtı önemli bir direniş figürünü fiziksel olarak ortadan kaldırmış olsa da daha büyük bir direniş yaratıyor. Tabiî ki bu olmadan, kana bulanmış İsrail’in nihai olarak gelişmesi de mümkün değil.

New York Times'ın yukarıda bahsi geçen haberine göre, ABD'li yetkililer o dönemde Yahya Sinvar'ın yakalanması ya da öldürülmesinin Netanyahu'ya önemli bir askerî zafer kazanma ve potansiyel olarak Gazze'deki askerî operasyonları sona erdirme konusunda daha istekli olmasını sağlayacak bir yol sunacağına ikna olmuşlardı.

Ancak Netanyahu, İsrail, Sinvar'la “hesabı kapatmış” olabilir ama “görevimiz henüz tamamlanmadı” diyor.

İsrail, Sinvar'ın selefi İsmail Heniyye'yi öldürdüğünde Reuters, Heniyye'nin “birçok diplomat tarafından Hamas'ın daha sert üyelerine kıyasla ılımlı biri olarak görüldüğünü” belirtmişti. Sanki İsrail'in barışa hiç ilgi duymadığına dair daha fazla kanıta ihtiyacımız varmış gibi.

ABD'nin barışa olan ilgisine gelince, dün Sinvar'ın öldürülmesinin ardından Biden, ABD özel harekât personelini ve istihbarat uzmanlarını, Sinvar'ın ve Gazze'de saklanan diğer Hamas liderlerinin yerini tespit etmek ve izini sürmek için İsrailli meslektaşlarıyla yan yana çalışmaya yönlendirdiğini belirten bir açıklama yayınladı.

Biden'a göre bu, 2011'de Usame bin Ladin'in öldürülmesine eşdeğer bir olay ve “İsrail, ABD ve dünya için iyi bir gündü.”

Ancak soykırım için iyi olan bir gün aslında hiç de iyi bir gün değildir.

--------

* Belén Fernández, Jacobin Magazine'e katkıda bulunan bir editördür ve diğer birçok yayının yanı sıra New York Times, London Review of Books bloğu, Current Affairs ve Middle East Eye için yazmıştır.

Al Jazeera / 18 Ekim 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz

Belén Fernández Arşivi