Unutmak İhanettir!
Haksöz Dergisi Sayı: 416-417 Kasım/Aralık 2025

Gazze’de tam da soykırımın 2. yılını tamamladığı günlerde ABD Başkanı Trump’ın teklifiyle gündeme gelen ve Hamas’ın da kendi yorumuyla kabul ettiğini açıkladığı ateşkes 10 Ekim tarihinden bu yana yürürlükte. İlk andan itibaren hemen herkesin kırılganlığı hususunda mutabık kaldığı bir ateşkes bu. Sürecin kesintiye uğramadan uzatılabildiği oranda ateşkesin kalıcılığının artacağı düşünülüyor. Bu yüzden de başta ABD olmak üzere ateşkese taraf ülkeler aksaklıkları, ihlalleri görmezden gelerek süreci olabildiğince uzatmaya çalışıyor. Bununla birlikte kırılgan yapısı nedeniyle ateşkesin çok uzun ömürlü olamayacağı kaygısı hemen herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir endişe olarak öne çıkıyor.

Ateşkesin Kırılgan Niteliği ve Zorunluluğu

Trump’ın önce 8 ‘İslam ülkesi’ lideriyle görüşüp çerçevesini oluşturduğu ama bilahare son şeklini Siyonist çete şefi Netanyahu ile uzlaştıktan sonra netleştirdiği ateşkes adil ve makul olmaktan bir hayli uzak. Sonuçta bunun bir tür dayatma olduğu açık. Olumlu tek yanı ise tam iki yıldır vahşice, barbarca süren soykırımı durdurmuş olması. Ne işlenen suçların hesabının verilmesi ne de Gazze halkının hayatını insani bir ortamda sürdürebilmesine imkân sağlaması gibi temel şartları içeriyor.

Gazze’nin imarı, halkın ihtiyaçlarının karşılanması, esirlerin özgürlüğüne kavuşması ve güvenlik gibi konularda atılacak adımlar tümüyle Siyonist çetenin inisiyatifine bağlı. Çeşitli bahanelerle sürekli biçimde kesintiye uğratılması ya da tamamıyla engellenmesi ihtimali her zaman mevcut. Buna karşın garantör konumundaki devletlerin atılması gereken herhangi bir adımı fiilî manada garanti edebilecek bir pozisyonlarıysa bulunmuyor. Askerî güç kullanma seçeneği devrede olmadığı için etkileri sınırlı kalmaya mahkûm. Yapabilecekleri tek şey ABD yönetiminden İsrail’e baskı uygulamasını talep etmek ve dolaylı biçimde siyasi ve diplomatik yolları kullanarak İsrail’i anlaşma maddelerine uymaya zorlamak. Gerek garantör konumundaki devletlerin gerekse ABD yönetiminin bu konuda çok da istekli olmadıkları ise malum.

Sonuç itibariyle ateşkese fazla anlam yüklemenin anlamsız bir iş olacağı görülüyor. Buna rağmen mevcut haliyle bile olsa ateşkesi reddetmenin kabul edilemezliği de acı bir gerçek olarak ortada duruyor. İki yılı tamamlayan korkunç saldırganlık ve vahşet karşısında Gazze halkının acılarının tümüyle dindirilmesi mümkün olmasa dahi bir yandan bombalarla, diğer yandan açlıkla icra edilen katliamın durdurulması bir tercih değil, zorunluluktu. Nitekim Hamas askerî açıdan süreci devam ettirme kapasitesine sahip olmasına rağmen bu durumu göz ardı edemedi ve içerdiği tüm belirsizliklere, ilerleyen süreçte aleyhine işletilebilecek başlıklara rağmen ateşkesi kabul etmeye mecbur kaldı.

Gazze Soykırımı Tüm Dünyayı Siyonist İşgal Gerçeğiyle Yüzleştirdi!

Gazze’de iki yılını tamamlayan süreci bir savaştan ziyade topyekûn bir katliam ve soykırım süreci olarak tanımlamak elzemdir. İsrail bu iki yıllık süreçte başta ABD olmak üzere Batılı güçlerden aldığı destekle işlenmedik suç bırakmadı. Tüm dünyanın gözleri önünde Filistin halkına karşı her türlü insanlık suçunu işledi. Bu zaman zarfında çeşitli uluslararası kurumlar nezdinde suçlanmasına, hatta yargılamalar neticesinde Siyonist çete liderleri hakkında tutuklama kararlarının çıkmasına rağmen hiçbir şeyi umursamadı. Sadece Filistin halkına yönelik bir katliam şebekesi olmakla kalmayıp tüm dünya için de büyük bir sorun teşkil ettiğini ispatladı.

İsrail Gazze’de yapıp ettikleriyle, hiçbir sınır, kural, yasak tanımaksızın icra ettiği saldırılarla sadece Gazze’ye yönelik bir yıkım faaliyeti yürütmekle kalmadı. İnancı, kimliği ne olursa olsun tüm insanlığın üzerinde mutabık kaldığı temel ahlaki normları ve en genel manada insanlığa ait değerler sistemini yaralayan, tahrip eden bir saldırganlık, azgınlık sergiledi.

Gerçekten de gelinen noktada tüm dünyanın başında büyük bir bela, insanlığı tehdit eden bir İsrail sorununun bulunduğu gerçeği kimsenin inkâr edemeyeceği, görmezden gelemeyeceği bir hakikat olarak belirginlik kazanmıştır. Yaklaşık 100 yıldır Ortadoğu’yu kana, kaosa sürükleyen işgal projesinin acı neticeleri sınırları aşmıştır. Filistin sorunu artık sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın sorunudur. Siyonist çete sadece Filistin halkının ve Müslümanların değil tüm insanlığın düşmanıdır. Bu yüzden de bu sınır tanımayan zalimliğe, azgınlığa karşı küresel çapta bir tavır alış ve karşı koyuş gereklidir.

İki yıl boyunca Gazze’de kesintisiz biçimde devam eden soykırım süreci ve buna karşı Hamas öncülüğünde sürdürülen direniş yeryüzü genelinde bir netleşme ve ayrışma olgusuna yol açmıştır. Siyonist çete neredeyse tüm dünyada açık bir nefret figürüne dönüşürken, hatta sürecin başında pervasız biçimde Siyonist çeteye destek veren Batılı iktidarların bazısı da dâhil olmak üzere, öteden beri İsrail ile dost bilinen pek çok devlet dahi bugün itibariyle Siyonist çeteyle arasına mesafe koymaya mecbur kalmıştır.

Ortaya çıkardığı korkunç tabloya, ödenen inanılmaz bedele rağmen Gazze sürecinin belki de en büyük kazanımı İsrail’in ne olduğunu en açık biçimde dünya halklarına göstermiş olmasıdır. Hiçbir hukuki, tarihî, insani itiraz dikkate alınmaksızın, sadece Holokost mirası üzerine büyük bir aldatmacayla inşa edilen bu işgalci yapının nasıl bir canavarlık demek olduğuna tüm dünya şahitlik etmiş, terörizmle suçlanıp kendi topraklarında var olma hakları inkâr edilen Filistin halkının direnişinin meşruiyetinin tartışılamayacağı anlaşılmıştır.

İşgal Çıkmazı

Siyonist çete sahip olduğu devasa imkânlara, askerî düzlemde sahip olduğu büyük güce, uluslararası sermaye, medya ve propaganda zemininde sahip olduğu hegemonik nüfuza ve en önemlisi de küresel emperyal güçlerden aldığı sonsuz desteğe rağmen giderek yalnızlaşmaktadır. Buna karşın İsrail’in hiçbir biçimde varlığına tahammül edemeyip her şeyiyle yok etmeye çalıştığı Filistin varlığı tüm dünyada giderek daha fazla sempati duyulan, sahiplenilen bir kimliğe dönüşmektedir. Filistin halkının az nüfuslu bir halk olmasına rağmen Filistin bayrağının doğudan batıya, kuzeyden güneye milyonlarca insanın ellerinde taşınıyor olması bu olgunun bir tezahürüdür.

Küresel dünya düzeninin tüm adaletsizliğine, tüm acımasızlığına, zalimliğine karşın Siyonist çetenin soykırımına karşı yeryüzü genelinde ortaya konan tepkiler insanlık adına, gelecek adına umut verici olmuştur. Evet, belki bu tepkiler zulmü durduramamış, acımasızca icra edilen soykırımı engelleyememiş ama insanlık vicdanının susturulamayacağını, bastırılamayacağını haykırarak zalimleri zorlamış, korkutmuş ve hedeflerini gerçekleştirmenin sandıkları kadar kolay olmayacağını onlara göstermiştir. Bu durum korunması ve ilerletilmesi gereken bir kazanım olarak görülmelidir. Düşmanın gücü ve etkinliği göz önünde bulundurulduğunda elde edilen bu netice çok değerlidir. Bu yönüyle Filistin mücadelesinin küreselleşmesinin işgal ve zulüm çemberinin kırılabilmesi açısından hayati öneme sahip olduğu tartışma götürmez.

Başta ateşkesin kırılgan yapısından söz etmiş, uzun ömürlü olmasının pek beklenmediğini ifade etmiştik. Ömrü ne olursa olsun, ister kısa sürede bozulsun ister beklendiğinden daha fazla sürsün, ateşkes sürecinden bağımsız olarak Siyonist işgal olgusuyla ara vermeksizin, gevşemeksizin mücadele etmekle yükümlüyüz. 7 Ekim öncesi süreçte adeta kanıksanmaya başlanmış, unutulmaya terk edilmiş Filistin davası ödenen ağır bedeller pahasına yeniden dünyanın gündemindedir, insanlığın vicdanındadır. Bu sesi, bu soluğu, bu haykırışı canlı tutmak, çoğaltmak, yaygınlaştırmak için çabalarımızı artırmalıyız.

İşgalciyle Barış Söz Konusu Değil, Bu Sadece Geçici Bir Ateşkes

Tam bu noktada ateşkes süreciyle birlikte Siyonist vahşetin dozunun azalmış olması bizleri rehavete sürüklememelidir. Doğal olarak katliama ara verilmiş olması tepkilerin de geri çekilmesini getirecektir. Bu anlaşılabilir bir şeydir. Sıcak ve yoğun hadiselere verilen tepkinin hadiselerin sıcaklık ve yoğunluğu azaldığında aynı düzeyde sürdürülmesi beklenemez. Ama Filistin’i politik ve tarihsel bir mesele olmaktan öte hak ile bâtıl arasındaki mücadelenin bir yansıması, bir iman ve akide davası olarak görenlerin elbette sorumluluğu ve perspektifi farklı olmalıdır.

Sorunun son süreçte dizginsizleşen Siyonist katliamdan, soykırımdan, vahşetten öte bir işgal zulmü olduğundan hareketle hiçbir esneme, gevşeme göstermeksizin işgali ve işgalciyi hedef alan bir yaklaşım geliştirmek zorundayız. Siyonist işgali sürekli gündemde tutmak, asla unutmamak ve unutturmamak için elimizden geleni yapmalıyız. Siyonist işgal olgusuyla mücadele sadece coğrafyamızın, toprağımızın değil, aynı zamanda kimliğimizin, bilincimizin kurtuluşu mücadelesidir. Yol açtığı tüm komplikasyonlarıyla Siyonist işgal olgusuna karşı direnişimiz özgür, şahsiyetli ve adil bir geleceğe dair umudumuzu korumanın anahtarıdır.

Bilhassa şu son iki yıllık süreçte şahit olduğumuz manzaralar, kardeşlerimizin maruz kaldığı zulümler ve Siyonist çete ve destekçilerinin inanılmaz bir vahşilikle işledikleri suçlar bu zalimlik ve azgınlık karşısında kesintisiz ve kapsamlı bir kavganın vazgeçilmezliğini en net biçimde göstermiş olmalıdır. Bu düzeyde bir canavarlık olgusuna karşı her düzeyde teyakkuzda olmak, her vesileyle bu zalimliği teşhir etmek ve hiç ara vermeksizin mücadeleyi sürdürmek Müslüman olmanın da insan olmanın da şartıdır.

Bir İnsanlık İmtihanı Olan Gazze’yi Unutmamak ve Unutturmamak İçin Gayretlerimizi Artırmalıyız!

Bu anlayışla Filistin coğrafyamızda, hassaten de son iki yıldır Gazze’de işgalci ve gasıp kimliğini dayatma çabasının bir yansıması olarak İsrail adlı Siyonist terör çetesinin işlediği suçların asla unutulmaması ve unutturulmaması için çabalarımızı artırmalıyız. Katliamlarına ara vermiş olmasını Siyonist çetenin işlediği suçları unutturmak için değerlendirmeye hazır çok güçlü lobilerin, çıkar çevrelerinin ve küresel çapta etkili güç odaklarının varlığından haberdarız.

Nitekim ABD Başkanı Trump’ın İsrail’i kötü olan imajını düzeltmeye yönelik çaba sarfettiğine dair açıklamaları, Almanya’nın kısmi silah ambargosunu kaldırma kararı vb. adımlar bu kirli sürecin ilk işaretleri olarak okunmalıdır. Şüphesiz bu adımlar sıklaşacaktır. Gerek dünya genelinde gerek yaşadığımız ülkede İsrail ile iş birliği içindeki lobilerin “normalleştirme” adı altında işgal ve soykırım suçlusu bu çeteyle ilişkileri onarma ve geliştirme çabalarına girişeceklerini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Tam da burada Siyonist çeteyi gerçek yüzüyle ve olanca netliğiyle gündemde tutmanın gerekliliği anlaşılmaktadır. Belki Gazze’de devam eden soykırım sürecinde olduğu şekliyle büyük eylemler, protestolar organize etmek kolay olmayacaktır ama boykotla, teşhirle, Filistin’de işgal gerçeğine yönelik bilgilendirme gayretleriyle, akademik toplantılar ve kitlesel organizasyonlarla ve en önemlisi de Gazze direnişiyle dayanışma çabalarıyla önümüzdeki süreci canlı bir biçimde değerlendirmeliyiz. Bu çalışmalar, çabalar, uğraşlar Gazze’de tarihin gördüğü en vahşi katliamlardan birine maruz kalmış kardeşlerimize karşı vazifemiz olduğu kadar inancımızı ve kimliğimizi koruma kararlılığımızın da omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluktur.

Haksöz Arşivi