Resmî İdeolojik Prangaları Kırmadan Kardeşlik ve Huzur Mümkün mü?
Haksöz Dergisi Sayı: 416-417 Kasım/Aralık 2025

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihinin en temel açmazlarından birini teşkil eden ve son 40 yılı aşkın bir süredir de kesintisiz bir kan ve ölüm çukuruna dönüşen Kürt sorununun aşılmasına yönelik önemli gelişmelere şahitlik ediyoruz. AK Parti iktidarı döneminde başarısızlıkla sonuçlanan birkaç denemenin ardından hemen herkes mevcut süreci temkinli bir iyimserlikle takip ediyor ve yavaş ilerlemesine de itiraz etmiyor.

Konuya baştan düşmanca yaklaşmayıp olumlu bir tutum takınan ve kangrenleşmeye doğru giden bu sorunun çözümü için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünenler “Araba yoldan çıkıp bir kazaya uğramasın da yavaş ilerlemesine razıyız.” havasındalar. 2024 Ekim’inde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla startı verilen sürecin nasıl ilerleyeceği şimdilik çok belirgin değil. Buna karşın bir yılı aşkın bir zamandır yaşanan gelişmeler ve tarafların provokatif yaklaşımlardan uzak durma konusundaki dikkatli ve ısrarlı yaklaşımları umut verici.

Şüphesiz bu ülkeyi ve tüm bölgeyi sürekli biçimde kan ve gözyaşına sürükleyen, insanları daha fazla asabiyeciliğe ve nefrete iten şiddet sarmalından bir şekilde çıkılması hayırlı bir gelişme olarak görülmeli ve desteklenmeli. Mamafih bu yapılırken, bu ülkede yaşayan farklı etnik kimliklerden insanlara yönelik bir ayrımcılık ve inkâr ideolojisi içeren Kemalist resmî ideolojinin beraberinde getirdiği Kürt sorununun çözümüne yönelik adımlar ile bu meselenin bir türevi olan PKK sorununun özdeşleştirilmemesi gerektiği de unutulmamalı.

Bu noktada iki saptırma çabası öne çıkıyor: Türk milliyetçiliğinden taviz vermek istemeyenler meselenin temelini teşkil eden Kürt sorununu örterek konuyu şiddet temelinde örgütlenmiş bir yapının uzlaşma yoluyla tasfiyesine indirgemeye, bu yolla resmî ideoloji putunu tartıştırmamaya gayret ediyorlar. Öte yandan PKK çevreleri ise Kürt sorununun çözümünde kendilerini bir numaralı ve hatta tek muhatap konumuna oturtarak Kürt halkının biricik sözcüsü, temsilcisi pozisyonunda sunmaya çalışıyorlar.

Bu iki saptırıcı yaklaşım tarzına karşı da dikkatli olmak gerekiyor. PKK ile ilgili sorunun PKK kadroları muhatap alınarak çözülmesi bir zorunluluk elbette ama Kürt sorununun çözümüne yönelik adımların PKK ile pazarlığa konu edilmesi vahim bir yanlıştır. Bu tutum Kürt halkı üzerinde dolaylı biçimde PKK hegemonyasına kapı aralar. Oysa adımlar PKK hegemonyasının on yıllardır Kürt halkı üzerinde oluşturduğu korku, ifsad, çürüme olgusunu pekiştirmeye değil, sonlandırmaya yönelik olmalıdır.

Öte yandan iktidar, yöneticiler, siyasiler Kürt sorununu doğuran ve bu ülkede daha başka birçok yanlışa, acıya, çarpıklığa kaynaklık eden Kemalist-Türk ulusçuluk dayatmasını terk etmeden bu ülkede hiçbir alanda kalıcı barış ve huzurun mümkün olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Resmî ideolojik dayatmacılığı yumuşak bir ses tonuyla ve renkli paketler içinde sürdürme çabası saçmalıktır. Bir yandan inkâr ve asimilasyon temelli Türk ulusçuluğuna tam gaz devam edip diğer yandan kardeşlik ve hukuk iklimi inşa etmek imkânsızdır.

Ne yazık ki 10 Kasım vb. tazim görüntüleriyle bir kez daha gözümüze sokulan resmî ideolojik kutsama ve dayatma olgusu bu noktada cesur ve adil bir yaklaşım benimsenmekten çok uzak olunduğuna işaret etmekte ve iyimserliği azaltmaktadır. Oysa Kemalist resmî ideolojinin prangalarını kırmadan bu ülkenin gerçek manada gelişmesinin ve halkın özgürleşmesinin mümkün olamayacağı gün gibi açıktır.

haksoz-416-417

Haksöz Arşivi