​​​​​​​Kürt Siyasal Partilerinin Tarihine Bakış
Haksöz Dergisi Sayı: 416-417 Kasım/Aralık 2025

Batılılar İslam âlemini askerî anlamda işgal etmeden önce sıkı bir hazırlık süreci geçirdiler. Askerî olarak geldikleri zaman bizim her şeyimizi bizden daha iyi biliyorlardı. Dinimizi, mezheplerimizi, ırklarımızı, dillerimizi, lehçelerimizi, güçlü ve zayıf yanlarımızı, günlük hayattaki karakteristik davranışlarımızı didik didik etmişlerdi. Bunun müsteşriklerin bölgemize gelmeye başladıkları dönemlerden itibaren başlayan bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Dolayısıyla askerî olarak üstünlük sağladıkları gün bir başlangıç değil, sözünü ettiğim sıkı hazırlığın kaçınılmaz bir sonucuydu. Öncesinde kendilerine her bakımdan hayran, medeniyetlerini insanlığın en üst seviyesi, hayat tarzlarını birebir takip edilmesi gereken bir düstur olarak gören kadrolar yetiştirmişlerdi zaten. Nitekim askerî galibiyetten sonra çizdikleri sınırları ve bu sınırlar içinde oluşturdukları veya yeniden dizayn ettikleri kurumları muhkemleştirdikten sonra söz konusu kadrolara teslim ederek kurdukları düzenin saat gibi çalışmasını seyre koyuldular.

İslam âleminin çeşitli bölgelerinde devşirilmemiş geleneksel şahsiyetler, tarikatlar, cemaatler kıyam ederek kendilerine giydirilen deli gömleğini yırtıp atmaya çabaladılarsa da emperyalist Batılıların müstahkem kaleleri yıkılacak gibi değildi. Libya’da Ömer Muhtar, Cezayir’de Abdulkadir el-Cezairi, Filistin’de İzzeddin el-Kassam vb. geleneksel liderlerin öncülük ettiği hareketler bir sonuca ulaşamadı.

Kürtler de diğer Müslüman milletler gibi geleneksel kurumları olan ağalık, tekke ve medreseler aracılığıyla kıyamı örgütlediler ama onlar da ümmetin geri kalanı gibi ağır bir yenilgiye maruz kaldılar. Kürtleri diğer Müslüman milletlerden ayıran bir özellik de sözünü ettiğim bu geleneksel kurumların temsilcileri olan seydalar, şeyhler ve ağalar öncülüğünde hareket etmeleriydi. Yani Türkler, Araplar ve diğer Müslüman milletler gibi Batı başkentlerinde okumuş, Batı medeniyetini özümsemiş, bir devlet teslim edecek sayıda ve yeterlilikte Batı hayranı modern kadroları yoktu Kürtlerin. Nitekim Batılıların karşısına çıkardıkları isimlerin tamamı sözünü ettiğim bu geleneksel kurumların mensuplarıydılar. Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Abdusselam Barzani, Şeyh Ubeydullah Nehri, Şeyh Said Palevi, Molla Mustafa Barzani, Seyyid Taha Nehri, Seyyid Rıza, Sımıko Ağa gibi. Bunlar da devlet teslim edilecek kapasitede (yani yeterince Batılılaşmış) değildiler. O yüzden Batılı güçler Kürtlere bir devlet kurmadan çekip gittiler. Çekip giderken de devşirdikleri Baas gibi tek parti rejimlerine de Kürtleri eğitmelerini salık verdiler. O saatten sonra yüzyıllık dayak yeme faslı başladı. Katliamlar, sürgünler, idamlar, inkârlar, asimilasyonlar hız kesmeden devam etti. Verilen mesaj şuydu: Batılı değerleri benimsediğiniz oranda devletleşmenize, nefes almanıza, yaşamanıza izin veririz. Eğer gelenekselliğinizi, dindarlığınızı sürdürürseniz böyle zillet içinde yaşayıp gidersiniz veya yok olursunuz.

Kürt Lawrence’i olarak nitelendirilen Binbaşı Noel’in Britanya hariciyesine gönderdiği rapor bütün her şeyi açıklar niteliktedir. “Kürtler hilafete bağlıdırlar. Onları Türklerden koparmak için yüz seneye ihtiyacımız var.”

Şimdi yüz sene dolmuş bulunuyor. Muhtemelen istenen düzeyde ve nitelikte kadroların oluştuğu düşünülüyor. Öte yandan Lozan’dan dönen İnönü de “Yüz yıl kazandık!” demişti. Yaşadığımız mevcut süreci göz önünde bulundurduğumuz zaman İnönü’nün yüzyılının Noel’in yüzyılına hizmet ettiğini söyleyebiliriz.

Nitekim Kürt coğrafyasında geleneksel kurumların mensuplarının öncülüğündeki İslami kıyamların başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Kürtler arasında “Eğer bizim de laik, seküler, din dışı önderliklerimiz olsaydı, bugün bir devletimiz olurdu!” fikri yavaş yavaş gündem olmaya başladı. Özellikle geçen yüzyılın ellili yıllarından sonra köylere kadar sızan bir söylem yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştı: “Müslümanlıktan, geleneksel kurumlardan, seydalardan, şeyhlerden, ağalardan kurtulmadıkça bir devletimizin olmasına imkân yoktur. Batılıların bize bir devlet vermeleri için elimizden geldiğince dinle aramıza mesafe koymamız gerekir!” İngiliz yüzyılı, yani Baas ve tek parti eğitim sistemi başarmıştı.

Nitekim o günden sonra söz konusu geleneksel kurumlara yönelik yoğun bir karalama kampanyası başladı. Batıcı Kürt örgütlerine Kemalist basın da destek veriyordu. Şeyhlerin, ağaların, seydaların karikatürize edilmedikleri, itibarsızlaştırılmadıkları, gözden düşürülmedikleri gün geçmiyordu. Ülkeyi bölüp Kürdistan kurmak isteyen (!) sol Kürt örgütleri ile ülkeyi böldürtememek, bir çakıl taşını dahi vermemek için yedi düvele kafa tutmayı kafasına koymuş Kemalist cenah arasındaki ittifak göz yaşartıcıydı. İngiliz yüzyılı hedefine ulaşmıştı.

Mantar gibi Kürt hareketleri, partileri ortaya çıktılar. Kimi demokrat, kimi sosyalist, kimi halkçı, kimi komünist, kimi milliyetçi ama hepsi de Batıcı, seküler, laik, din dışıydı. Kürt muhalefeti denilen sahada yer alman için Batılılardan bir Batı’yı tercih etmekten başka seçenek yoktu.

O yüzden Kürt partilerini incelemek gereksiz bir faaliyettir. Batı’yı, stratejisini, taktiğini, vizyonunu, amacını ve sistemini bilmek yeterlidir.

Dolayısıyla bugün sahnede gördüğümüz Araplar, Türkler, Kürtler… Hepsi Batı tezgâhında üretilmiş, devşirilmiş unsurlardır. Gerçek Türklerle, Araplarla, Kürtlerle ilgileri yoktur.

Vahdettin İnce Arşivi
417 Sayı: 416-417 Kasım/Aralık 2025 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler