Gazze’de soykırım 9. ayını tamamlamak üzere. Gazze halkı neredeyse 300 gündür kesintisiz bir barbarlığa maruz kalmakta. 7 Ekim’den sonra işgal ordusunun Filistin halkına karşı sergilediği ilk vahşet görüntüleri ekranlara düştüğünde bunun ne kadar sürebileceğine dair tartışmaların çokça dillendirildiği hatırlanacaktır. Hemen herkes hunharca, barbarca icra edilen bu insanlık suçlarının bu şekilde devam etmesinin mümkün olamayacağı, bir şekilde birilerinin, birtakım devletlerin, uluslararası kuruluşların vs. müdahalesiyle İsrail’in bir müddet sonra bu caniliği durduracağı beklentisi içindeydi. Ama öyle olmadı ve günler, haftalar derken İsrail tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de aylardır kesintisiz süregelen bir vahşet icra etti ve hâlâ bu vahşeti devam ettiriyor.
İşgalcinin Açmazı
Bu tablo İsrail’in gücünü mü gösteriyor? Hayır! Bilakis manzarayı tam bir acziyet tablosu şeklinde yorumlamak da mümkün. Şöyle ki Gazze halkına yaşattığı inanılmaz dehşete rağmen Siyonist çetenin dünden daha sağlam temeller üzerine oturduğu asla söylenemez. Yakmak, yıkmak, katletmek, soykırım icra etmek anlamında sergilediği performansı elbette hafife almamakla beraber tüm bu canilikler serisi İsrail isimli çeteyi daha güçlü mü kılmıştır? Hayır! Nitekim Siyonist şefler Gazze savaşına dair belirledikleri stratejik hedeflerin hemen hiçbirine ulaşamamışlardır.
Zaten katliam ve vahşet tablolarının bu derece çoğalması, adeta bir zincir gibi birbirine eklenerek devam etmesi biraz da bu başarısızlığın getirisidir. Küresel emperyal güçlerin sınırsız ve ahlaksız desteğini de arkasına alarak icra ettiği korkunç zulümlere, kıyımlara, soykırıma rağmen günün sonunda Siyonist çete kendi toplumuna başarı olarak sunabileceği bir şey ortaya koyamamanın açmazı içindedir. İsrail 40 bine yakın insanı katletmiş, 100 bine yakın insanı yaralamış, on binlerce insanı sakat, yüz binlerce insanı evsiz bırakmış ama tüm zalimliğe, gaddarlığa, vahşiliğe rağmen Filistin halkını teslim alamamış, direniş iradesini kıramamış, Hamas’ı zayıflatamamıştır.
Ödenen ağır bedellere rağmen Hamas ayaktadır, hatta güçlenmiştir. İsrail ve ABD’nin ılımlı yöneticileri öne çıkartma, Gazze’nin geleceğini bu unsurlar eliyle belirleme planları çökerken, Hamas Filistin halkının direniş iradesini daha güçlü bir şekilde temsil pozisyonuna erişmiştir. Dokuz aydır Filistin halkına ödettiği ağır bedellere rağmen İsrail’in Gazze halkını Hamas aleyhine kışkırtma, harekete geçirme planlarının tümüyle boşa çıkması; bunca acıya, zorluğa, yokluk ve sefalete rağmen halk arasında Hamas aleyhine en küçük bir tepki dahi organize edememesi işgal ve katliam politikasının iflası olmuştur.
Eğer bunca acı ve çaresizlik içindeki insanlar eleştiri oklarını kısmen de olsa Hamas’a yöneltmiş olsalardı, bu durum garip karşılanmaz, anlaşılabilirdi. Ama Allah Teâlâ’ya hamd olsun ki asla böyle bir görüntü oluşmadı. Şerefli Gazze halkı büyük bir direniş örnekliği ortaya koyarak ekmekten, sudan, hatta evladından önce izzete talip olduğunu, ne pahasına olursa olsun davaya bağlılıktan geri adım atmayacağını gösterdi ve dünyaya Siyonist düşmanı sevindirecek tek bir kare görüntü dahi vermedi.
Katliamlar Filistin Halkını Değil, İsrail’i Tüketecek!
Gazze halkı bu güçlü, hayranlık uyandırıcı sebatıyla, direnişiyle insanlık adına tüm dünyaya umut aşılarken Siyonist çeteyi çılgına çevirdi ve kudurgan işgalciler öfkeyle katliamın dozunu artırdılar. Hedefin artık Hamas’ı bitirmekten öte Gazze halkını cezalandırmak olduğu aşikârdır. Hastanelerin, okulların, tümüyle sivillerin yaşadığı çadırların, hatta mezarlıkların bombalanmasının başka ne tür bir açıklaması olabilirdi ki?
İsrail icra ettiği cezalandırma ve soykırım politikasıyla her gün, her saat, her an biraz daha insanlıktan çıkarken, vahşileşirken Filistin davasının küreselleşmesi, geniş kitlelerce benimsenmesi karşısında da acziyete düşmüştür. Küresel emperyal güçlerin büyük desteğine karşın İsrail dünyada giderek yalnızlaşırken, Filistin davasına destek, sahiplenme düzeyi büyük bir artış göstermiştir.
İsrail dünyanın sokaklarında, meydanlarında, en güçlü olduğunu varsaydığı ABD’deki üniversite kampüslerinde mahkûm edilmiştir. Bu mahkûmiyetin Lahey’deki UAD ve UCM’de sürmekte olan davalarla somutlaşması, resmileşmesi muhtemeldir. Tüm bu gelişmeler daha önce asla tahayyül etmediği boyutlarda bir itirazla, kınamayla yüz yüze olan İsrail’i giderek yalnızlaştırmaktadır. 7 Ekim’de canhıraş bir şekilde İsrail’in yanında saf tutan kimi Batılı ülke yöneticileri de politika değişikliğine gitmeye mecbur kalmış ve İsrail’e itirazlarını giderek daha yüksek sesle dillendirmeye başlamışlardır.
Şüphesiz bu gelişmeler kısa süre içinde İsrail’in işgalci varlığının sona ereceği ve Filistin halkının özgürlüğüne kavuşacağı anlamına gelmiyor. Filistin topraklarında yüzyıldır devam eden işgalci statükonun bilhassa uluslararası düzende mevcut bulunan güç dengesi dikkate alındığında daha uzun bir süre varlığını sürdüreceğini tahmin etmek zor değildir. Bununla birlikte 7 Ekim ve sonrasında yaşananlar işgalci Siyonist varlığın arkasına aldığı büyük desteğe rağmen bu coğrafyada asla rahat etmeyeceğini, emniyete kavuşamayacağını, kendi içinde giderek derinleşen, boyutlanan çelişkileri bastıramayacağını ortaya koymuştur.
Siyonist çetenin klasik taktiği olan antisemitizm davulunu daha güçlü bir şekilde çalmak suretiyle yalnızlaşmasını, iç çelişkilerini örtme çabası da artık o kadar işe yaramamaktadır. Vahşeti, katliamı, işgali mağduriyet yakınmasıyla gizleme taktiği eskisi gibi istenen sonucu vermemektedir. Bizzat ABD üniversitelerinde Yahudi öğrenci gruplarının İsrail karşıtı eylemlere aktif katılımı bu söylemin temelsizliğini, tutarsızlığını deşifre etmiştir.
Yaralı bir Filistinli gencin askerî aracın üzerinde canlı kalkan olarak kullanılmasının, evine baskın düzenlenen yaşlı bir kadına üzerine salınan azman bir köpekle işkence edilmesinin, camilerin şarkılar eşliğinde havaya uçurulmasının antisemitizm ile ne alakası olabilir ki? Hedefin 7 Ekim’de uğranılan yenilginin intikamını almak adına Filistin halkına bedel ödetmek, can yakmak, pişman etmek olduğu açıkça görülüyor.
İsrail Dünyada Yalnızlaşıyor!
Ateşkes görüşmeleriyle ilgili süreç de İsrail’in başarısızlığını ortaya koyuyor. Siyonist çete hamisi ve en büyük destekçisi ABD yönetimiyle ters düşmüştür. Gazze’nin yönetimiyle ilgili destek beklediği Arap yönetimleri İsrail’in planlarına herhangi bir şekilde destek vermeye yanaşmamaktadırlar. Esirler yüzünden Yahudi toplumunda tepkiler giderek artmaktadır. Netanyahu’nun esirleri sağ getirmekten çok iktidarını koruma, koltuğunu kaybetmeme kaygısıyla hareket ettiğine ilişkin suçlamalar kitlesel protestolara damgasını vurmaktadır.
Buna karşı dünyada Filistin devletinin tanınmasına yönelik çabalar hız kazanmıştır. Savaşın başında tümüyle tasfiye edilmesi, devreden çıkartılması planlanan Hamas’ın yok edilmesinin mümkün olmadığı bugün artık Siyonist şeflerce bile itiraf edilmektedir. Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlayıp yok edilmesi için uluslararası koalisyon fikrini gündeme taşıyan ABD de ateşkes görüşmeleri dolayısıyla Hamas’ı meşru muhatap olarak kabul etmek zorunda kalmıştır.
İşgalciler İlan Ettikleri Hiçbir Hedeflerine Ulaşamadılar!
İsrail bu savaşı vicdanlarda kaybetmiştir, Allah’ın izniyle sahada da kaybedecektir. Bunca yıkımdan, katliamdan, canlı yayınlarda tüm dünyanın izlediği vahşet manzaralarından sonra işgalcilerin ellerinde zafer bir yana, somut başarı anlamında dünyaya gösterebilecekleri, kendi iç kamuoylarına sunabilecekleri hiçbir şey yoktur. Gazze’yi topyekûn işgal ve yönetme planı çökmüştür. Hamas’ı tasfiye etme planı çökmüştür. Gazze halkını Gazze’den sürgün etme planı çökmüştür. Ve esirleri askerî operasyonla kurtarma iddiası boşa çıkmıştır.
9 aylık yoğun operasyon, bombardıman, katliam sürecine rağmen 8 Haziran’da Nusayrat mülteci kampında yaşayan halka karşı vahşi bir katliam gerçekleştirmek suretiyle sağ ele geçirilen 4 İsrailli haricinde esirler başlığı altında İsrail ordusunun hanesine kaydedilebilecek bir başarı yoktur. Her defasında Hamas’tan arındırıldığı, Hamas’ın bitirildiği iddialarından sonra İşgalcilerin geri çekildiği küçük büyük her yerleşim bölgesinde Hamas kontrolü ele almakta ve İsrail’in iddiaları çöpe atılmaktadır. Savaşta kendisi için belirlediği stratejik hedeflerinden hiçbirine ulaşamayan işgal ordusu ise çaresizce daha önce temizlediğini iddia ettiği alana dönmek zorunda kalmakta ve bu döngü İsrail için fasit daire şeklinde devam etmektedir.
Gazze halkının maruz kaldığı Siyonist saldırganlık ve katliamların dehşet verici boyutlarda bir zalimlik, canavarlık olduğu açıktır. Şüphesiz tarih boyunca insanlık çok büyük katliamlar, zulümler yaşamış, yeryüzü kitlesel boyutta korkunç suçlara sahne olmuştur. Kayıp sayısı bakımından Gazze’yi çok çok aşan katliamların yaşandığı bilinmektedir. Ne var ki 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze topraklarında İsrail’in icra ettiği ve tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan, canlı yayınlarda şahitlik edilen bu vahşet bir ilk olmuştur.
İsrail adeta canavarlaşmanın, vahşileşmenin kitabını yazmış, belgeselini çekmiştir. Kıyamete kadar unutulmayacak bir zalimliğin faili olduğunu tarihe kaydetmiştir. Sadece bugün bu manzaralara şahitlik eden vicdan sahipleri değil, gelecek nesiller de tüm bu insanlık suçlarının sorumlusu işgalci çeteyi lanetle anacak, yaptıklarından tiksinti duyacaktır.
Dayanışma Sorumluluğumuzun Gevşemesine İzin Vermeyelim!
Bize düşense öncelikle tüm bu vahşet manzarasının ardındaki zalim zihniyeti olanca açıklığıyla, netliğiyle ve kökleriyle tanımak ve tanıtmaktır. Devamında ise tek başına zulmü lanetlemenin yetmediğinin farkında olarak zalime karşı savaşan direniş güçleriyle dayanışmamızı canlı tutmak, güçlendirmeye çalışmaktır. Filistin davasının bölgesel ya da etnik, ulusal bir mücadele olmayıp akidevi bir sorumluluğumuz olduğu bilinciyle elimizdeki her imkânla direnişi desteklemek, direnişe omuz vermek vazifemizdir.
Gazze halkının maruz kaldığı katliamlara, işkencelere, tehcir ve yıkımlara rağmen direniş iradesinde bir sarsıntı, bir zayıflık göstermediği, bilakis bunca zorluğa, sıkıntıya, yokluğa rağmen Rabbu’l-Âlemin’e teslimiyet ve tevekkülünü en net biçimde ortaya koyduğu bir vasatta daha fazla gayretle hakikati haykırmaya devam etmeliyiz. Zulüm ve katliam doludizgin sürerken yorgunluk, bıkkınlık, suskunluk iman ve kardeşlik iddialarıyla bağdaşmaz.
Bugünler bir şekilde geçecek ve yarınlarda dönüp baktığımızda dünyanın tüm vicdan sahiplerinin Siyonist katillere tavır aldığı, işledikleri insanlık suçlarını hiç durmadan lanetlediği bir vasatta “Siz ne haldeydiniz, ne yapıyordunuz?” soruları mutlaka sorulacak. Vahşetin doludizgin aktığı, yağdığı o meşum süreçte “Bizler susanlardan, oturanlardan değil, kardeşlerimiz için elimizden geleni yapanlardandık.” diyebilenlerden olursak ne mutlu bize!

