Maha Aon & Marie Brasholt
"Tehdit altında bile olsam, tıbbi bilgimi insan haklarını ve sivil özgürlükleri ihlal etmek için kullanmayacağım." Bu ifade Dünya Tabipler Birliği tarafından 1948 yılında kabul edilen ve dünyanın dört bir yanındaki doktorların çalışmalarına rehberlik eden ‘Hipokrat Yemini’nde geçen bir cümledir.
Ne yazık ki işkence uygulamaları dünya genelinde devam ederken, sağlık çalışanları da çoğu zaman işkencecilerle suç ortağı olma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. İşkencede tıbbi suç ortaklığı konusunda son zamanlarda gündeme gelen ülkelerden birisi de İsrail'dir.
İnsan hakları örgütleri, İsrail güvenlik güçleri ve cezaevi yetkilileri tarafından tutuklulara yıllardır “yaygın ve sistematik işkence” yapıldığını bildirmektedirler. İsrailli sivil toplum kuruluşu İşkenceye Karşı Kamu Komitesi (PCATI) 2001 yılından bu yana İsrailli yetkililer hakkında 1.400'den fazla işkence vakası şikâyetinde bulunmuştur.
7 Ekim'den bu yana İsrail gözetimindeki Filistinlilere yönelik kötü muamele ve işkence iddiaları keskin bir artış gösterdi. Basında yer alan haberlere göre; son sekiz ay içinde en az 40 Filistinli, İsrail askerî gözaltısında, 16'sı ise cezaevinde hayatını kaybetti. Bu rakamlar, 1967'den 2019'a kadar yılda ortalama dört ölümle karşılaştırıldığında önemli bir artışı gözler önüne seriyor.
Tutukluların kötü muameleye maruz kalmalarında veya ölümlerinde tıbbi suç ortaklığı, İsrail'deki tıp mesleği üzerinde kara bir leke bırakacaktır. Bu nedenle İsrailli yetkilileri, sağlık kurumlarını ve derneklerini, “doktorların ve diğer sağlık personelinin işkence ve kötü muamelede suç ortaklığı” iddialarını soruşturmaya çağırıyoruz.
Tıbbi Suç Ortaklığının Geçmişi
İsrailli sağlık çalışanlarının 7 Ekim'den bu yana gözaltında tutulan Filistinlilere yönelik kötü muamelede suç ortaklığı yapmış olabileceğine dair raporlar sürpriz olmamalı. İnsan hakları örgütleri geçmiş yıllarda da bu tür suç ortaklığı olaylarını ortaya çıkarmıştı.
2007 yılında İsrail'de İşkenceye Karşı Halk Komitesi (PCATI) “işkence seansları arasında mağdurların doktorlar tarafından görüldüğünü ve yapılan bu işkencelerin doktorlar tarafından ne belgelendiğini ne de rapor edildiğini” açıkladı.
2009 yılında 43 ülkeden 700'den fazla doktor adına Dünya Tabipler Birliğine (WMA), PCATl dâhil olmak üzere birçok saygın uluslararası insan hakları kuruluşu tarafından derlenen “işkencede tıbbi suç ortaklığı” kanıtlarına dayanarak İsrail Tabipler Birliğine karşı harekete geçmesi için bir çağrı yapıldı. WMA ise bununla alakalı herhangi bir işlem yapmadı. Bununla da kalmayıp başvuruyu kabul etmeyi dahi reddetti.
2011 yılında İsrail İnsan Hakları İçin Hekimler örgütü (PHRI), “cezaevi doktorlarının mağdurları üstünkörü bir muayeneden sonra faillere iade ederek, tıbbi bilgileri faillerle paylaşarak, işkence ve kötü muameleyi rapor etmeyerek” yapılanlara dolaylı olarak karıştıklarını belgelemiştir. Suçlanan doktorların soruşturulması için İsrail Tabipler Birliğine yapılan başvurulara rağmen, ne tıbbi dosyalar incelendi ne de mağdurlarla görüşmeler yapıldı.
2016 yılında Filistinli insan hakları örgütü Addameer, İsrail'in gözaltındaki Filistinlilere yönelik kasıtlı tıbbi ihmal politikasını kınayan bir rapor yayınladı. Raporda “Filistinlilerin hapishanede tedavi edilmediği ve doktorların işkence ve kötü muameleye ilişkin fiziksel bulguları tıbbi dosyalara eklemediği vakalar” ayrıntılı olarak anlatıldı.
Aynı yıl Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komitesi de “cezaevi doktorlarının istismar göstergesi olan yaralanmaları rapor etmedikleri” konusundaki endişelerini dile getirmişti. Ayrıca cezaevinde görevli olan bu doktorların Sağlık Bakanlığının kontrolü altına alınmasını tavsiye etmiştir. Ancak bu gerçekleşmedi. İsrail cezaevlerinde çalışan sağlık personeli halen Sağlık Bakanlığı ya da başka bir tıbbi kurum tarafından denetlenmiyor ve Ulusal Tabipler Birliğinin üyesi de değildir. Sağlık otoritesi yerine cezaevi yönetimine bağlı oldukları için, üstlerine bağlılıklarını korumak adına hastalarının sağlık hizmetlerini tehlikeye atma riskiyle karşı karşıyadırlar.
7 Ekim Sonrası Kötüleşme
Hem İsrail hem de işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları örgütleri, 7 Ekim'den bu yana gözaltında işkence, kötü muamele ve ölüm vakalarında bir artış olduğunu kaydetti. Bazıları ise bunun İsrail makamlarının kasıtlı olarak uygulanan bir politikası olduğunu söylüyor.
11 Ekim'de İsrail Sağlık Bakanı, hastanelere Gazze'den gelen Filistinlileri tedavi etmeyi kabul etmemeleri çağrısında bulundu. O tarihten bu yana İsrail hapishanelerindeki Filistinliler tıbbi randevularının iptal edildiğini ve tıbbi bakımdan mahrum bırakıldıklarını söylüyorlar.
Uluslararası standartlar ise cezaevine girişte tıbbi muayene yapılmasını şart koşmaktadır. Ancak PHRI, 7 Ekim'den bu yana İsrail gözaltı merkezlerine gelen Filistinliler için bunun sistematik olarak uygulanmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla sağlık ekipleri tıbbi ihtiyaçları olan kişileri tespit etmemekte ve tutuklama sürecinde gerçekleşen kötü muamele ya da işkenceyi raporlaştırmamaktadırlar.
İsrail makamları Gazze'den gelen tutuklular için Negev çölünde yeni askerî gözaltı tesisleri kurdu. Bunlardan biri de Sde Teiman askerî üssünde yer alıyor. Bu tesis şahitlerin ifadelerine dayanarak, korkunç koşulları detaylandıran medya haberleriyle "İsrail Guantanamo’su" olarak adlandırılıyor. İsrail, 7 Ekim'den bu yana Uluslararası Kızılhaç Komitesinin (ICRC) cezaevlerine erişimini askıya aldı ve Sde Teiman'da avukatların veya ailelerin ziyaretine izin verilmiyor. Bu yüzden gözaltı merkezlerinin dışarıdan gözlemlenmesi şu anda mümkün değil.
Nisan ayında Sde Teiman'da çalışan bir doktor, İsrail savunma ve sağlık bakanları ile başsavcıya birer mektup göndererek tesislerin işleyişinin "Yasadışı Savaşçıların Tutuklanması Yasasının sağlıkla ilgili tek bir bölümüne bile uymadığını" yazdı. Söz konusu kişiye göre, tüm hastalar dört uzuvlarından kelepçeleniyorlar. Tedavi görürken de gözleri bağlı vaziyetteler ve bu nedenle hasta bezi kullanmak zorunda kalıyorlar.
Bu hastaları tutuldukları koşullara aldırış etmeden tedavi eden sağlık personeli, işkencenin tıbbi suç ortağı olma riskiyle karşı karşıyadır ve böylece sadece hastaların insan haklarını değil, aynı zamanda “insan onuruna saygı gösterme ve her zaman hastanın çıkarları doğrultusunda hareket etme” temel görevini içeren, kendi mesleki etiklerini de ihlal etmiş oluyorlar.
Acil Önlem Alınması Gerekiyor
Geçtiğimiz birkaç ay içinde İsrailli yetkililere ve uluslararası kurumlara yönelik harekete geçme çağrıları artış gösterdi. Mart ayında Filistinli insan hakları grupları, 11 BM özel çalışma grubu ve özel raportörüne acil çağrıda bulunarak İsrail güçleri tarafından Filistinlilere yönelik işkence ve kötü muamele konusunda harekete geçmelerini istediler. İşkencenin kullanıldığına dair çok sayıda kanıtın yanı sıra, doktor ve hemşirelerin "mahkûmların ihtiyaçlarını göz ardı ettikleri" ve "gardiyanlara bir mahkûma daha fazla saldırmaları ve darp etmeleri için emir verdikleri" vakaları da rapor ettiler.
Bu makalenin kaleme alındığı Nisan ayında, dünyanın dört bir yanından 600'den fazla sağlık çalışanı Sde Teiman gözaltı merkezinin kapatılması çağrısında bulunmuştu. Biz de o zaman bu çağrıya destek verdik ve bu tesisin kapatılmasını talep etmeye devam ediyoruz.
Tüm sağlık çalışanlarından, hastalarına öncelik vermelerini, onlara zarar vermemelerini ve başkaları tarafından verilen zararları belgeleyip rapor etmelerini istiyoruz.
Meslek örgütlerini, “sağlık çalışanlarının işkencenin suç ortağı olabileceklerine dair endişeleri” dile getiren üyelerini desteklemeye çağırıyoruz.
İsrailli yetkilileri, avukatlara, sivil toplum örgütlerine ve ICRC'ye gözaltı yerlerine engelsiz erişim sağlamaya çağırıyoruz.
Uluslararası toplumu da bu erişimin sağlanması, işkence ve tıbbi suç ortaklığı iddialarının soruşturulması ve faillerden hesap sorulması konularında ısrarcı olmaya davet ediyoruz.
İsrailli sağlık çalışanları gözaltındaki Filistinlilere yönelik işkence ve kötü muamelenin suç ortağı olma riskiyle karşı karşıyadır. Buna bir son verilmelidir. Hipokrat yeminine uyulmaması kaygan bir zeminde ilerlemek demektir. Hastalar için vahim sonuçlar doğurabilir ve bu durum tıp mesleği üzerinde kalıcı bir leke bırakabilir.
Yazarlar Hakkında: Maha Aon, Danimarka İşkenceye Karşı Enstitüde (DIGNITY) kıdemli halk sağlığı danışmanıdır. Çalışmaları insan hakları ve halk sağlığı arasındaki bağlantıya odaklanmakta, işkence ve kötü muamele yöntemlerinin sağlık üzerindeki sonuçlarına ilişkin bir dizi bilgi forumunu koordine etmektedir. Maha, hapsedilmiş kişilerin sağlığı üzerine odaklanan bir doktora adayıdır. Uluslararası kalkınma ve halk sağlığı alanlarında 20 yılı aşkın deneyime sahiptir.
Marie Brasholt, DIGNITY’de tıbbi direktördür. Halk sağlığı ve idari tıp uzmanıdır. BM İşkenceyi Önleme Alt Komitesi ve Danimarka Ulusal Önleme Mekanizması üyesidir. Dünyanın birçok yerindeki cezaevlerini ziyaret etmiştir. Ziyaretleri sırasında özellikle işkencenin önlenmesinin sağlık boyutuna odaklanmaktadır.
Al Jazeera / 18 Haziran 2024 / Çeviren Barış Hoyraz


