Muson Yağmurları Umudu Yeşertir mi?
Haksöz Dergisi Sayı: 400 - Temmuz 2024

Hayat yaşadığımız coğrafyadan ibaret değil. Binlerce kilometre ötede de kardeşlerimiz nefes alıp veriyor. Ve hiçbir nefes alış bizimkinden bağımsız olmuyor.

Arakan; yakılan, yıkılan, boğulan, türlü işkenceye maruz kalan bir belde. Soykırımla burun buruna bir yaşam sürmeye çalışıyor kardeşlerimiz. Ve sınırın diğer tarafı; Cox’s Bazaar. Bir milyonun üzerinde Arakanlı muhacire ev sahipliği yapan kamplar.

Bölgede 20’nin üzerinde irili ufaklı kamp yer alıyor. Kampların kimisinde dört-beş bin, kimisinde yedi-sekiz bin, kimisinde ise on binin üzerinde aile ikamet ediyor. Bu kamplarda yaşayan Arakanlı muhacirlerin kamptan dışarı çıkması, Bangladeş’te oturma ya da çalışma izni alması hatta gündelik bir iş için dahi kampın dışına adım atması yasak.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı söz konusu kampların en büyük destekçilerinden. Program, geçen yıl kampta kalan her bir birey için aylık 8 dolarlık bir yardımda bulunuyordu. Geçtiğimiz mayıs ayında bu rakam 11 dolara yükseltildi. Yani günlük 35 sent ya da 11 lira. Bu yardım kampa gıda olarak ulaşıyor. Program 8 dolardan 11 dolara yükselttiği bu rakam sayesinde artık kamplardan “zenginleştirilmiş” pirinç dağıtacağını da duyurdu.

Programın açıklamalarına göre Kasım ayı itibarıyla kamp nüfusunun yüzde 90’ı yetersiz besleniyordu. Çünkü kampa giren tek elle tutulur gıda maddesi 11 dolar karşılığı olarak insanlara sunulan pirinç. Evet, bir milyonun üzerinde insan sadece pirinçle besleniyor. Bir gönüllü kuruluşun bölgede çalışma yapması haricinde insanların et, sebze ya da meyveye ulaşması mümkün değil. Yediden yetmişe tüm bu insanlar yalnızca pirinç yiyerek hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Tabiî sorunlar yalnızca gıda ile son bulmuyor. Buradaki kamplarda gözünüzün göreceği her bir santimetre kareye barınaklar inşa edilmiş. Ev demeye dil varmıyor maalesef, çuvallar ve brandalarla izole edilmiş derme çatma yapılar söz konusu. İki barınağın arasında bir insanın ancak geçebileceği genişlikte sokaklar bulunuyor. Tuvaletler ve su kaynakları ortak kullanılıyor. Hani çok gerek yok belki ama evlerde mutfaklar da birkaç kavanoz ve bir gözlü ilkel bir ocaktan oluşuyor. 15-20 metrekarelik evlerde ortalama yedi kişi yaşıyor. Ev nüfusunun yediyi aştığı durumlarda imkân varsa yeni bir barınağa geçilebiliyor.

Barınak sorunu sebebiyle bölgede tarımsal bir faaliyet yapacak alan da bulunmuyor. Bölge şartları gereği çok soğuk havaların görülmediği bölgede sıcaklar insanların yaşamını zorlaştırıyor. Yağmur mevsiminde gelen yoğun muson yağmurları ise durumu daha kötüleştiriyor. Henüz geçtiğimiz günlerde bir kampta yağmur kaynaklı sel ve heyelan yaşanırken on kardeşimiz hayatını kaybetti. Evler genel olarak temelsiz yığma toprakların üzerinde bulunduğundan yağmur ciddi zararlar verebiliyor.

Kampta eğitim ve sağlık tesisleri de çok kısıtlı şekilde hizmet verebiliyor. Emniyet güçleri ise günün belirli kısımlarında kamplarda güvenliği sağlarken, özellikle akşam saatlerinde bölgede emniyet sorunları baş gösteriyor.

Yokluk öyle boyutlarda yaşanıyor ki hayatınızda gereksiz ve hatta çöp gördüğünüz birçok şey buradaki insanlar için maalesef birer lüks. Çocuklarınıza yedirmekten imtina edeceğiniz bir şekerleme burada altın değerinde görülebiliyor. Bir naylon torba, bir eski gömlek ya da bir kırık boya kalemi... Kamp sakinleri en küçük, en ucuz ürünleri almaktan bile aciz durumda.

Evet, dünyanın özellikle de İslam coğrafyasının birçok yerinde benzer yaralar kanamaya devam ediyor. Yokluk alışageldiğimiz bir mesele. Fakat mülteci kamplarında durum farklı bir boyut kazanıyor. Fakirlik doğru koşullarla aşılabilir bir durumdur. Bir yaralı tedavi edilebilir, bir çocuk okula gönderilebilir, bir aile göç edip koşullarını iyileştirebilir, hatta bir savaş kazanılabilir. Birçok konuda insanları hayata bağlayan ve mücadeleye sevk eden unsur umuttur. İnsanların umutlarını beslediği sürece azim gösterirler. Dışarı çıkmanın yasak, içeri girmenin ise esir olmak anlamına geldiği kamplarda yaşayanlar müebbet bir hayatta kalma savaşı vermekten öteye hayal kuramıyorlar.

Kardeşlerimizin elinden gelen tek şey günü geçirmeyi başarabilmek. Hepimizin ev, araba, tatil, kariyer, servet gibi planları olduğu aşikâr. Bu kardeşlerimizin hayali ise var olabilmek. İnsanı yaralayan, kalbini acıtan kısım bu. Tüm dünyanın bu insanlara verebildiği tek şey kodes içerisinde pirinç lapası. Hani geri dönseler de köylerinde rızıklarına razı olsalar kendilerini karşılayacak olan bir yangın yeri. Ez cümle: “Ah! Ne tarafa dönsek kemikleri batıyor bize yeryüzünün.”

İsmail Yusuf Arşivi