“Allahu Ekber” Kur’an’da Yok mu?
Haksöz Dergisi Sayı: 400 - Temmuz 2024

Allahu Ekber “Allah en büyüktür” anlamına gelir.

Kebir kelimesinin ismi tafdili olan tekbir, “büyüklemek” demektir. Rabbimize, O’nun yaratma kudretine, bize vadettiği güzelliklere hayranlığımızı dile getirme yöntemidir.

İslam’ı Kur’an’ın lafızlarından ibaret zanneden, hikmetten nasipsiz mealciler, “Only Kur’ancılar” Allahu Ekber zikrimize karşı algı operasyonu çekmeye çalışıyorlar. Diyorlar ki: “Kur’an’da ‘ekber’, yani ‘en büyük’ ifadesi Allah’a nispet edilmiyor, öyleyse bu cümle hurafedir, dine sonradan eklenmiştir.” Bu iddia, İslam’a Kur’an ayetleriyle saldırı girişimidir.

Peki, gerçekten Allahu Ekber, Kur’an’da yok mu?

Hak ile bâtılı karıştırıp önümüze koyan mealistlerin iddia ettikleri gibi tekbir ilahi bir emir değil mi?

Bu çalışmamızda bu soruların cevaplarını aramaya çalışacağız.

Kur’an’da “Ekber” Tafsil İsminin Kullanımları

“En büyük, daha büyük” anlamına gelen tafdil ismi yirmi bir ayette1 geçmektedir. Bu ayetlerde ekber, yani “en büyük” günahların, yaratmanın, mucizelerin, azabın, amel defterlerinde kaydı tutulan eylemlerin, vahye karşı düşmanlığın, nebilere karşı öfkenin ve namazın sıfatı olarak kullanılmaktadır.2

“Allahu Ekber” Demek Farzdır

Yüce Allah’ı tekbir etmeyi emreden ayetler, vahyin ilk mesajlarından itibaren beyan edilmektedir. İlk inen surelerden Müddessir buna örnektir:

Rabbinin büyüklüğünü ilan et!” (Müddesir, 74/3)

Vahyin bu açık beyanına göre Rabbimizi tekbir etmek, yani lafızla “Allahu Ekber” demek ve namaz gibi eylemlerimizle bu emri yerine getirmek farzdır. Bu nedenle Allah Resulü’nün davetinde ve salâtında, ilk neslin duyduğu ilk “motto” Allahu Ekber olmuştur. Aynı şekilde, günümüzde namaz ibadetinin içinde olsun, isterse seyirci olsun bir kişinin en çok duyacağı ifade “Allahu Ekber”dir.

Namaz ve Tekbir

“Sana vahyedilen kitabı tilavet et (okuyup aktar) ve namazı kıl! Şüphesiz ki namaz, çirkinlikten ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı (namazla) anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/45)

Yukarıdaki ayette, “en büyük” anlamındaki “ekber” Allah’ın zikri olan namazın sıfatıdır. Dolayısıyla “ekber”in namazla ilişkisinin delillerinden biri bu ayettir.

Nebimiz Muhammed (s ) Kur’an’ı uygulamakla, iyi örnek olmakla ve vahyin şahidi olmakla yükümlüdür. Bu şahitliği gerçekleştirirken Yüce Allah, resulünü yönlendirmekte, hata yaptığında uyarmaktadır. Hiçbir ayette, “Allahu Ekber”in namazdaki uygulama biçimine bir itiraz gelmemiştir.

Bu onay da gösteriyor ki tekbirin namazla olmazsa olmaz ilişkisi vardır. Bu hususta Nebimiz Muhammed’in (s) vahyin denetiminde gerçekleşen ilk uygulaması şahittir. Çünkü Resulullah’ın (s), namazı nasıl ikame ettiğine ilişkin uygulama, kesintisiz bir zincirle, mütevatir olarak3, altmışaltı nesil boyunca yaşanarak gelmiştir.

Tekbir ve Hamd

Tekbir, Yüce Allah’ın büyüklüğünü hem davette hem de ibadette dosta düşmana ilan etmektir. Kitab-ı Kerim’de sadece tekbir değil, tekbirle beraber hamd etme de tevhid dini İslam’ın rüknü/şiarı olarak beyan edilmektedir:

“De ki: Elhamdülillah! (En güzel övgüler Allah’a mahsustur.) O çocuk edinmemiştir. Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. Ve ‘Allahu Ekber’ de! O’nun büyüklüğünü ilan et. O’nu yücelttikçe yücelt!” (İsra 17/111).
El-Kebir ve El-Mütekebbir Olan Allah

Çünkü Allah gerçeğin ta kendisidir; O’nun peşi sıra yalvardıkları ise bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah, evet yalnız O, el-Aliyyu’l-Kebir / en yüce ve en büyüktür.” (Hacc, 22/62)

Çünkü Allah gerçeğin ta kendisidir; O’nun peşi sıra yalvardıkları ise şüphesiz ki bâtıldır. Şüphesiz ki Allah, evet yalnız O, el-Aliyyu’l-Kebir / en yüce ve en büyüktür.” (Lokman, 31/30).

Ayetlerin beyanında da görüldüğü gibi, tekebbür Allah’a yakışır. O, el-Mütekebbir’dir. Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan Mütekebbir, insana emanet edilemeyecek, vehim olarak bulunduğunda da ahlaki bir zaafa yol açacak bir özelliktir.4 Çünkü tekebbür ve istikbar, mükemmel olmayan, kendini denetlemede zaaflar yaşayan insanın şımarmasına ve zulme yönelmesine yol açar.

Firavun ve çevresi, kibre kapıldıkları ve istikbarı kendilerinde bir hak olarak gördükleri için güç zehirlenmesi sorunuyla karşılaşmışlardır. Aşağıdaki ayet, bu hususu şöyle beyan etmektedir:

Sonra onların ardından da Musa ile Harun’u delillerimizle Firavun’a ve yöneticilerine göndermiştik; (fakat) onlar kibirlenmiş ve suçlu bir toplum olmuşlardı.” (Yunus, 10/75)

Büyüklenmek, büyüklük taslamak şeytan ve dostlarının kötü huylarının başında gelir. İstikbarı ahlak edindiği için, Yüce Allah’ı değil kendini tekbir ettiği için İblis isyan etmiştir.

“Hani meleklere: ‘Âdem için (Allah’a) secde edin.’ demiştik; İblis hariç onlar da hemen secde etmişti.5 O, yüz çevirmiş, kibirlenmiş (kendini tekbir etmiş), kâfirlerden olmuştu.” (Bakara, 2/34)

İstikbar, İblis ve dostlarının dalâlet çukuruna düşme nedenlerinin ana sebebidir. Tarih boyunca nebilere muhalefet eden müşrikler, vahyin hakikatini yalanlamışlardır.6 İstikbar münafıkların da temel özelliğidir.7

Kendini veya başka güçleri tekbir etmek müşriklerin tarzıdır. Kendi nefsini yücelten ya da Allah’tan başkasına tekbir getiren müşriklerin yeri ebediyen kalmak üzere cehennemdir.8

Tekebbürün ism-i faili olan mütekebbir, çoğul olarak üç ayette9 geçiyor. Hepsinde de Allah’tan başkasına tekebbürde bulunanların cehennemlik olduğu beyan ediliyor.

İnsana Yakışan Tekebbür Değil Tevazu

Tekebbür Allah’a, tevazu insana yakışır. Tekebbür insanı yoldan çıkarır, haddini aşmasına yol açar. Tevazuyu ahlak edinen müminler büyüklenmez, şeytan gibi kibre kapılmazlar.

Namazlarımızın olmazsa olmazlarından olan “Allahu Ekber” zikri, tekebbürden, büyüklük vehminden, haddimizi aşmaktan bizi korur. Davetimizin önemli bir parçası olan tekbir, nefsimize ve çevremizi bizim tevazuyu ahlak edindiğimize şahitlik eder.

Secde kibirden tevazuya hicrettir. Namazımızın olmazsa olmazlarından olan secde ise10 Rabbimize olan bağlılığımızın ve mütevazı bir mümin olarak O’na boyun eğdiğimizin şahitliğini yapmaktadır. Göklerde ve yerde, cin ve insan şeytanları hariç her şey, herkes Allah’a secde etmektedir. Evrendeki ayetlerle secde konusundaki eylem birliğimizi aşağıdaki ayetler şöyle beyan etmektedir:

Şüphesiz ki Rabbinin katındakiler (melekler), O’na kulluk etmekten kibirlenmez, O’nu tesbih eder ve yalnızca O’na secde ederler.” (A’raf, 6/206)

“Göklerdeki ve yerdeki canlılar ve melekler kibirlenmeyerek, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.” (Nahl, 16/49)

Sözün Özü

Araştırmamızda da görüleceği gibi, isim cümlesi olarak “Allahu Ekber” lafzı ayetlerde yer almasa da ilahi bir emir olarak çok sayıda ayette beyan edilmiştir.

Tekbire karşı düşmanlık yapanların Kur’an’ın lafzına bağlılık iddiaları bâtıldır. Çünkü Kur’an’da tekbir ilahi bir emirdir. Bu emrin lafzî uygulaması, namaz ve namaz dışında da “Allahu Ekber” diyerek yapılır.

İlahi vahyin uygulanmasından sorumlu olan Allah Resulü (s) hem İslam’ın tebliğinde hem de namazda, bayramlarda tekbirin nasıl dile getirileceğini göstermiştir. Ve tekbirin nasıl uygulanacağını, onun sünnetinde ve sîretinde görmekteyiz. Bu yakîn ifade eden ve dolayısıyla kesin bilgiye dayanan uygulama, bize mütevatir bir şekilde nesilden nesle aktarılarak getirilmiştir.

“Allahu Ekber”, en büyük Allah’tır, yalnız ve sadece gerçekten büyük olan O’dur. Mutlak hakikat, hayatımızdaki en büyük değer O’dur. İnsanların O’ndan başka ibadet ettikleri her şey değersiz ve geçersizdir.

“Allahu Ekber” diyerek O’ndan başka ilah tanımayan, tağutlara meydan okuyan mücahitlere selam olsun!

“Allahu Ekber” diyerek tevazuyu ahlak edindiğini nefsine ve çevresine ilan eden müminlere selam olsun!


1- Bakara, 2/217, 219; Âl-i İmran, 3/118; Nisa, 4/153; En’am, 6/19, 78; Tevbe, 9/3,72; Yunus, 10/61; Nahl, 16/41; İsra, 17/21; Enbiya, 21/103; Ankebut, 29/45; Secde, 32/21; Sebe, 34/3; Zümer, 39/26; Mü’min, 40/10, 40/57; Zuhruf, 43/48; Kalem, 68/33; Gaşiye, 24.

2- “En büyük” anlamına gelen “ekber”, haram aylarda savaşma günahının sıfatıdır. (Bakara, 217)

Kumar ve sarhoşluk verici maddeleri kullanma günahının sıfatıdır. (Bakara, 2/219)

Kâfirlerin müminlere karşı yüreklerinde gizledikleri düşmanlığın sıfatıdır. (Âl-i İmran, 3/118)

Onu zor durumda bırakmak için, Musa Nebi’den istenen mucizelerin sıfatıdır. (Nisa, 4/153; Zuhruf, 48) Kur’an’ın indirilmiş bir vahiy olduğuna ilişkin Yüce Allah’ın tanıklığının sıfatıdır. (En’am, 6/19)

Kâinattaki ayetleri okumaya çalışan İbrahim Nebi’nin Güneş’e verdiği sıfattır. (En’am, 6/78)

Ekber Hacc’da Arife gününün sıfatıdır. (Tevbe, 9/3)

Yerde ve göklerde gerçekleşen olayların sıfatıdır. (Yunus, 10/61)

Ahirette verilecek ödüllerin sıfatıdır. (Nahl, 16/41; İsra, 17/21)

Ekber, kıyamet günü kalpleri kaplayacak olan büyük korkunun sıfatıdır. (Enbiya, 21/103)

Allah’ın zikri olan namazın sıfatıdır. (Ankebut, 29/45)

Ekber kıyametten önce gerçekleşecek olan dünyada yaşanacak felaketlerin sıfatıdır. (Secde, 32/21)

Amel defterine kayıtlı olan büyük eylemlerin sıfatıdır. (Sebe, 34/3)

Ahiret azabının sıfatıdır. (Zümer, 39/26; Kalem, 68/33; Gaşiye, 88/24)

İmana davet edildiği halde, buna kayıtsız kalan kâfirlere karşı hesap günü Yüce Allah’ın duyacağı öfkenin, kızgınlığın sıfatıdır. (Mü’min, 40/10).

Gökleri ve yeri yaratmanın, insanı yaratmaktan daha büyük bir olay olduğunu ifade etmektedir. (Mü’min, 40/57)

3- Mütevatir; yalan söylemek üzere bir araya gelmesi mümkün olmayan binlerce insanın aynı uygulamayı nesilden nesle göstererek aktarmasıdır.

4- “O, Allah’tır; kendinden başka ilah olmayan, bütün yetkiyi elinde tutan, yaptığını tertemiz yapan, esenlik ve güvenlik veren, güven veren, görüp gözeten, her şeyden üstün olan, buyruğunu her şeye geçiren, büyüklenmeyi hak edendir. Allah, onların ortak saydıklarından uzaktır.” (Haşr, 59/23)

5- İblis cinlerdendir. Bkz. A’raf, 7/12; Kehf 18/50.

6- Nuh, 71/7; Müddessir, 74/23.

7- Münafikun, 63/5.

8- Bkz. Zümer 39/72.

9- “Onlara: ‘İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü!’ denilir.” (Zümer, 39/72). Ayrıca bkz. Nahl, 16/29; Mü’min, 40/76.

10- 14 secde ayeti vardır. Secde ayetleri için bkz. A‘râf 7/206; Ra‘d 13/15; Nahl 16/49; İsrâ 17/107; Meryem 19/58; Hacc 22/18; Furkân 25/60; Neml 27/25; Secde 32/15; Sâd 38/24; Fussilet 41/37; Necm 53/62; İnşikâk 84/21; Alak, 96/19.

Fevzi Zülaloğlu Arşivi