Roy’a Açılan Terör Davası ve Hindistan Hakkında Söyledikleri
Haksöz Dergisi Sayı: 400 - Temmuz 2024

14 Haziran'da Hintli yetkililer, 2010 yılında Keşmir hakkında yaptığı yorumlar nedeniyle ünlü Hindistanlı romancı Arundhati Roy'un yargılanmasına onay verdi. Booker ödüllü yazar ve aktivist Roy, Hindistan'ın terörle mücadele yasası olan Yasadışı Faaliyetleri Önleme Yasasının (UAPA) 45. maddesi uyarınca kışkırtıcılık ve toplumsal uyumu bozmakla suçlandı.

Delhi Vali Yardımcısı Vinai Kumar Saxena da 70 yaşındaki Keşmirli eski profesör Şeyh Şevket Hüseyin'i Yeni Delhi'deki aynı etkinlikte Keşmir hakkında yaptığı yorumlar nedeniyle suçladı. İsmi geçen başkaları da olabilirdi ama onlar ya çoktan hapse girdiler ya da öldüler.

Yeni Delhi'deki bu trajikomik gelişmeler, Hindistan'daki bazı liberallerin ülkenin faşizm ve otoriterliğe kayışını durduracağını umdukları Başbakan Narendra Modi'nin az bir farkla da olsa yeniden iktidara gelmesinden birkaç gün sonra yaşandı. Bu birkaç gün içerisinde Hindu milliyetçisi devlet sağcı tabanına ulus karşıtı şeytanları hatırlatmaya başladı bile. Dün bu şeytanlar devlete sızmaya çalışan Müslümanlardı, bugün ise dünyanın en ünlü edebiyatçılarından biri.

Ve devletin de çok iyi bildiği gibi, bunu durdurmak için çok az şey yapılabilir.

62 yaşındaki Roy'a yönelik saldırı, yerel ve uluslararası basında şimdiden bir medya şovuna yol açtı. Ancak, "demokrasinin ölümü" ve Hindistan'ın Hindu milliyetçisi hükümetinin ifade özgürlüğüne karşı uyguladığı polisiye tedbirlerin saçmalığı dışında, bu olağanüstü yazar ve düşünüre yapılan saldırının Hindistan devletinin kendi tarihini gizlemek için gösterdiği çaba büyük bir probleme işaret etmektedir.

Keşmir Üzerine Bir Etkinlik

Her açıdan tarihî bir olaydı. Ekim 2010'da Litte Theatre Group oditoryumunda düzenlenen "Azadi: Tek Yol" başlıklı etkinliğe katılanlar, salonun tıklım tıklım dolu olduğunu halen hatırlarlar. Hindistan merkezli Siyasi Mahkûmların Serbest Bırakılması Komitesi (CRPP) adlı bir grup tarafından düzenlenen etkinlik, 2010 yazında Keşmir'de Hindistan yönetimine karşı aylarca süren huzursuzluğun ardından bir tepki olarak meydana geldi.

17 yaşındaki Tufeyl Mattu'nun öldürülmesi insanları sokağa döktü ve Hindistan devleti şiddetle bastırma yolunu tercih etti. Okuldan eve dönerken bir Hint polisi tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülü Mattu’nun kafatasında bir delik açmıştı. Çoğu erkek 120'den fazla genç sivil sokaklarda Hint askerleri tarafından öldürüldü.

Etkinlikle ilgili olarak yayınladıkları bildiride CRPP, Hindistanlıları, hükümetlerinin Keşmir konusunda onları nasıl yanılttığı konusunda bilgilendirmek için halka açık bir tartışma düzenlediklerini söyledi. Bir Keşmirli olan ve CRPP'nin o dönemki başkanı Seyid Abdurrahman Gilani yaptığı sunuş konuşmasında, komitenin anlaşmazlığın şartlarını netleştirmeye, Azadi'nin (özgürlük) ne anlama geldiğini açıklamaya ve geleceklerini belirlemenin Keşmir halkına bağlı olduğunu açıkça ortaya koymaya çalıştığını söyledi.

Etkinlikte, dinleyicilere Keşmir'in "Hint ulusu" için lanetlenmiş tek bölge olmadığını hatırlatan konuşmacılar da vardı. Ne de olsa Manipur, Nagaland ve Assam gibi devlet baskısına maruz kalan başka bölgeler de vardı. Roy etkinlik sonunda konuştuğunda gerçekleri ortaya koydu.

Karizmatik ve coşkulu üslubuyla, kendisine defalarca Keşmir'in Hindistan'ın ayrılmaz bir parçası olup olmadığının sorulduğunu ve kendisinin de buna kesin bir dille cevap verdiğini anlattı: "Keşmir hiçbir zaman Hindistan'ın ayrılmaz bir parçası olmamıştır." dedi ve Delhi'nin konuyu Birleşmiş Milletlere taşıyarak bunu kendisinin de kabul ettiğini söyledi.

Ardından Hindistan'ın nasıl sömürge yönetiminin küllerinden doğarak kendi başına sömürgeci bir varlık haline geldiğinin altını çizmeye devam etti. Roy, "İngilizler Hindistan haritasını 1899'da çizdi. Yani Hindistan bağımsız olduğu anda sömürgeci bir güç haline geldi ve Hindistan devleti Manipur'a, Nagaland'a, Mizoram'a, Keşmir'e, Telangana'ya, Pencap'a, Haydarabad'a, Goa'ya, Junagarh'a askerî müdahalede bulundu." dedi.

Roy sözlerine Hindistan'ın kendini "laik bir devlet" olarak görmesini eleştirerek devam etti. Roy, 1990'dan bu yana Keşmir'de işlenen cinayetlere atıfta bulunarak "Bugün Hindistan devletinin bize savurduğu 'laiklik' kelimesinin içi boş bir kelime olduğunu biliyoruz çünkü 68.000 Keşmirli Müslümanı öldürüp sonra da kendinize laik bir devlet diyemezsiniz." dedi.

Etkinlikten haftalar sonra Roy, Şeyh Hüseyin, Gilani ve Özgürlük Konferansı lideri Seyid Ali Şeyh Gilani isyana teşvik suçlamasıyla polise şikâyet edildi. Bunun üzerine Roy, Hindistan gazetesi The Hindu'da dikkat çekici bir cevap kaleme aldı. "Ölümünden sonra Jawaharlal Nehru hakkında da suç duyurusunda bulunabilirler." başlıklı makalesinde Roy, Hindistan'ın ilk başbakanı Nehru'nun 1947'deki anlaşmazlığın ilk aşamalarında Keşmir'in Hindistan'ın ayrılmaz bir parçası olmadığını söylediğini hatırlattı.

Ağustos 1947'de alt kıtanın bölünmesi sırasında Keşmir, henüz Hindistan ya da Pakistan devletlerinden birine katılmaya karar vermemiş bir prenslik devletiydi. Ancak iki ay sonra Maharajah, 200 binden fazla Müslümanın hayatına mal olan ve yüz binlercesini yerinden eden bir dizi katliam ve etnik temizlikle çoğunluğu Müslüman olan nüfusa yönelik saldırılarına karşı koymak için bölgeye gelen Pathan savaşçılarına karşı yardım karşılığında geçici olarak Hindistan'a katıldı. Tarihçiler bu dehşeti Cammu Katliamı olarak adlandırmaktadır.

Hindistan ilk başta referandum ilkesini kabul etti, ancak zamanla bu durum değişti. Hint milliyetçilerinin "Keşmir Hindistan'ın ayrılmaz bir parçasıdır!" sloganı, Fransa Cumhurbaşkanı Francois Mitterand'ın "Cezayir Fransa'dır!" sözünden farksız hale geldi. Fitne iddialarına verdiği yanıtta Roy, dönemin Başbakanı Nehru ile Pakistan hükümeti arasındaki iletişime atıfta bulundu:

Nehru şöyle diyordu: “Keşmir'e bu acil durumda yardım edilmesi meselesinin hiçbir şekilde Keşmir'in Hindistan'a katılmasını etkilemeye yönelik olmadığını açıkça belirtmek isterim. Defalarca kamuoyuna açıkladığımız görüşümüz, herhangi bir ihtilaflı bölge ya da eyalette katılım sorununun halkın istekleri doğrultusunda karara bağlanması gerektiği yönündedir ve biz de bu görüşe bağlıyız.

Roy’a göre Pandit Nehru, Pakistan Başbakanına gönderdiği bir başka telgrafta “Maharaja hükümetinin ve çoğunluğu Müslüman olan eyaletteki en kalabalık halk örgütünün talebi üzerine Keşmir'in Hindistan'a katılmasını kabul ettik.” demiştir.

Modi’yle Birlikte

Modi 2014 yılında başbakan olduğunda, yeni kurulan Hindu milliyetçisi hükümeti derhal, Hindistan'a en azından bir demokrasi olduğu yanılsamasını veren demokrasinin kalan kalıntılarını da oymaya başladı. Yargıya saldırıldı, medya ele geçirildi ve sivil toplum boyun eğmeye zorlandı. Modi döneminde Hindistan Hindu çoğunluklu bir devletten, İsrail'e çok benzeyen, etnokrasi kalıbında bir Hindu devletine dönüştü. Ve İsrail gibi Hindistan da seçimler, sivil toplum, basın ve yargı gibi demokratik süreç ve kurumlardan kaçmaya devam etti. Bunlar Hindu çoğunlukçuluğunun diktelerine göre işleyen içi boşaltılmış kurumlardı.

İsrail'in durumunda, Yahudiler için bir ulus söz konusudur. Hindistan'da ise Hindular için bir ulus. Bu kategorilerin dışında kalan herkes ikinci sınıf vatandaştır ve gözden çıkarılabilir. Modi, Vatandaşlık Değişiklik Yasasını (CAA) geçirmeyi ve mülteciler için vatandaşlığı dine bağlı hale getirmeyi başardı.

Hükümet UAPA'yı "ulusal güvenlik" bahanesiyle muhalefeti bastırmak için bir araç olarak kullandı. Modi yönetiminde sivil topluma yönelik baskılar o kadar şiddetliydi ki Uluslararası Af Örgütünün Hindistan ofisi bile kapanmak zorunda kaldı. Af Örgütünün kapatıldığı diğer tek ülke ise Rusya'dır.

Birçok insan hakları kuruluşu da Hindistan'ın demokrasi notunu düşürdü ya da artan otoriterlik konusunda uyarılarda bulundu, hatta Hindistan'daki Müslümanlara yönelik soykırım ihtimali dahi gündeme getirildi. ABD Dışişleri Bakanlığının en son Dinî Özgürlükler Raporu bile Hindistan'ı dinî azınlıklara yönelik muamelesi nedeniyle eleştirdi. Bir yıl önce ABD Holokost Anma Müzesi, Hindistan'da dinî azınlıklara karşı kitlesel zulüm riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Başka bir deyişle, Hindistan'ın demokratik çöküşü, ana akım batı basınında hâlâ yeterince yer bulmasa da artık iyi saklanan bir sır değil. Ana akım medyanın da onaylayacağı üzere, Hindu bir kadınla evlendikleri ya da sığır eti taşıdıkları ya da yedikleri şüphesiyle Müslümanları sokaklarda linç eden kanunsuzların görüntülerini görmezden gelmek pek mümkün değildir.

Ancak Hindu milliyetçiliğinin yükselişi batı kıyılarına da ulaşmış ve naif bir şaşkınlık yaratmışken, Roy'a yönelik saldırıya ilişkin liberal söylemin Roy'un konuşma hakkından ziyade Hindistan hakkında söylediklerine odaklanması pek olası değildir. Hindistan'ın sözde son dönemdeki sıkıntılarını Hindu milliyetçiliğinin yükselişine indirgemeye yönelik ani tepki, Roy'un hayatının büyük bir bölümünü ifşa etmeye adadığı Hindistan'a çok az adalet sağlamaktadır.

Bu ise sadece ifade özgürlüğü ile ilgili bir mesele değildir.

Keşmir İstisnası

İsrail'in Gazze'deki Filistinlilere yönelik soykırım savaşının başlamasının üzerinden dokuz ay geçmiş olacak. Bu savaşın Batı'da ortaya çıkardığı en önemli gelişmelerden biri, ifade özgürlüğüne yönelik "Filistin İstisnası" olarak bilinen uygulamanın pekiştirilmesi oldu. Soykırıma karşı çıktıkları gerekçesiyle üniversite profesörleri açığa alındı, öğrenciler uzaklaştırıldı, protestocular tutuklandı, kafe çalışanları işten çıkarıldı ve ödüllü hemşireler kovuldu.

Hindistan'da, Modi'den önce bile, istisna her zaman Keşmir olmuştur. Elbette Modi döneminde bu fay hatları derinleşti, UAPA'nın kullanımı genişledi, çünkü faşist devlet daha da güvensiz hale geldi, düşünce, davranış ve sevgili lidere sadakat konusunda tekdüzeliğe geçiş gerekli idi.

Keşmir'in yarı özerk statüsünü sona erdirmek ve Keşmir'i ilhak etmek, tıpkı 370. Maddeyi ve 35A Maddesini sona erdirirken yaptığı gibi, Modi'nin 2019'daki seçim kampanyasının merkezî bir kısmını temsil ediyordu. Hindu milliyetçilerinin açıkça belirttiği gibi Keşmir, Hindu milliyetçilerinin Akhand Bharat ya da Bölünmemiş Hindistan vizyonunun temelini oluşturuyor. Dolayısıyla Modi'nin 2019'da attığı adımlar, Hintlilerin Keşmir'de yasal olarak ikamet etmelerinin önünü açtı.

Bu da Hindu milliyetçilerinin Keşmir'de demografik değişim hayalini kolaylaştıracaktır. 2019'un sonlarında New York'taki bir Hint elçisi, Keşmir'de İsrailli yerleşimci modelini taklit etme sözü vererek bununla övündü. Birkaç gün önce, Filistinlilere yönelik soykırımın ortasında, sağcı bir Hintli yorumcu Keşmir'de "İsrail benzeri" bir çözüm çağrısında bulundu.

On yıllardır Keşmir'de, Silahlı Güçler Özel Yetkiler Yasası (AFPSA) gibi, Hindistan ordusunun sadece şüphe üzerine ateş ederek insanları öldürmesine veya tutuklamasına izin veren özel yasalar var. Ve bunu yaptılar da. On binlerce kişi öldürüldü. Binlercesi de kayboldu. Hindistan birlikleri 2010'lardan bu yana saçmaları sakatlamak ve kör etmek için kullanıyor.

Hurram Parvez gibi ünlü ve pek de ünlü olmayan sivil toplum aktivistlerinin, İrfan Mehrac gibi gazetecilerin ve diğerlerinin akıbeti ne olacak? Asiya Andrabi, Sofi Fehmida ve Nahida Nasrin gibi Tihar'daki Keşmirli kadın siyasi mahkûmlar ne olacak? Keşmirli gazetecilerin ve aktivistlerin yaşananları haberleştirmeye cesaret ettikleri için pasaportlarının ellerinden alınmasına ya da sahadaki birçok sivil toplum kuruluşunun kriminalize edilmesine ne demeli?

2022 yılında UAPA ile ilgili tüm davaların yüzde 36'sından fazlası sadece Cammu ve Keşmir'de gerçekleşti. Erkekler ve kadınlar sadece gözaltına alınıyor ve sebepsiz yere aylarca tutuluyor.

Eğer suçlanırsa Roy da hapse girebilir. Ve bu zorlu, yorucu, hatta dehşet verici bir mücadeleye dönüşebilir. Ancak kendisinin de size söyleyeceği gibi, bu kışkırtıcı kalp yalnız değil. Onunki, binlerce kurgunun olduğu bir ülkede hakikat için verilen mücadelenin bir parçası.

Middle East Eye / 24 Haziran 2024 / Çeviren: Gökhan Ergöçün

Azad Essa Arşivi