Ilan Pappe'nin Yeni Kitabı Neden Mutlaka Okunmalı?
Haksöz Dergisi Sayı: 400 - Temmuz 2024

Profesör Ilan Pappe'nin Siyonist lobi hakkındaki muhteşem yeni kitabı hakkında henüz hiçbir eleştiri yayınlanmadı. Bu sessizlik sürpriz değil! Siyonist lobiden söz etmek bile antisemitizm suçlamalarına ve potansiyel kariyerden olmaya yol açabilir.

Feyza Şahin1 İşçi Partisinin Londra'daki “Chingford ve Woodford Green” seçim bölgesi adaylığından geçtiğimiz ay düşürüldü. New Statesman'ın yardımcı siyaset editörü Rachel Cunliffe bu olayla ilgili, "iddiaya göre, yaygın olarak antisemitik bir kinaye kabul edilen 'İsrail lobisi'ne atıfta bulunulan bir tweet'i 'beğenmesinden' dolayı hakkında şikayetler olduğunu" söyledi.

Adaylığının düşürülmesinin ardından Newsnight'a (BBC'nin haber ve güncel olaylar programı) çıkan Şahin, ağlamaklı bir halde, tweet’e beğeni yaptığı için özür diledi ve bu tweet’in bir "kinaye" olduğunu kabul etti.

Şahin’in elinde bundan başka seçeneği de yoktu. Yasal düzenleyici kurum olan Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (EHRC) da bu konuda aynı fikirde. Komisyon 2020 yılında, antisemitizm şikâyetlerinin arkasında "İsrail lobisinin" olduğu iddiasını, hukuka aykırı antisemitik taciz bulgusunu destekleyen bir kanıt olarak gösterdi.

Pappe son derece tehlikeli bir konuya parmak bastı. “İsrail lobisinin” tartışılmasının yasak olduğu yönündeki resmî ortodoksiye meydan okuyan, Pappe niteliğinde çok az insan var. Hiç kimse kendisi kadar mücadeleci değildir.

İsrail'in kuruluş hikâyesini yeniden anlatan "yeni tarihçilerin" en önde gelenlerinden biri olan Pappe, 2006 yılında tartışmalı kitabı “Filistin'in Etnik Temizliği”nin yayınlanmasının ardından Knesset'te (İsrail devletinin yasama organı) kınandı. İsrail Eğitim Bakanı, görev yaptığı Hayfa Üniversitesine Pappe'yi görevden alma çağrısında bulundu ve İsrail'in en çok satan gazetelerinden biri Pappe'yi bir köşe yazarının yazdığı, hedef tahtasının tam ortasında resmetti: "Size bu kişiyi öldürün demiyorum, ama biri öldürürse şaşırmam."

Bir dizi ölüm tehdidinin ardından Pappe, İsrail'i terk etti ve İngiltere’nin Exeter Üniversitesinde bir kadro bulabildiği için oldukça şanslıydı.

Politikacıları ve Gazetecileri Hedef Almak

Ünlü Fransız yayıncı Fayard, kısa bir süre önce “Filistin'in Etnik Temizliği” kitabının dağıtımını durdurdu. İsrail vatandaşı olan Pappe, geçtiğimiz ay ABD'ye gittiğinde federal ajanlar tarafından iki saat sorgulandı. Sonunda, telefonunun içeriği kopyalandıktan sonra ABD’ye girmesine izin verildi. Pappe daha sonra “bu tür bir tacizin Filistinlilerin rutin olarak karşılaştıklarıyla/yaşadıklarıyla dahi kıyaslanamayacağını” söyledi.

Pappe, Gazze'deki savaşın uluslararası bağlamını anlamak isteyen herkesin okuması ve sonra tekrar okuması gereken bir eser ortaya koymuştur. Kitap, İsrail lobisinin hem siyasetçileri hem de gazetecileri nasıl hedef aldığını anlatıyor.

İki İngiliz siyasetçi Filistin yanlısı tutumları nedeniyle lobinin baskısı sonucu Dışişleri Bakanlığındaki görevlerini kaybetti: 1964'te Christopher Mayhew ve 2016'da Alan Duncan. Eski bir İşçi Partisi Dışişleri Bakanı olan George Brown da 1960'larda hedef alınmıştı.

Siyonist lobi, uzun bir BBC soruşturmasına maruz kalan Jeremy Bowen, Guardian'ın eski Kudüs muhabiri Suzanne Goldenberg, Guardian'ın eski editörü Alan Rusbridger ve yayıncı Jonathan Dimbleby gibi gazetecilerin peşine düştü.

İsrail hükümeti, BBC'ye defalarca dış haberler muhabiri Orla Guerin'in "antisemitik" olduğu ve "Filistinli terör gruplarının amaç ve yöntemleriyle tamamen özdeşleştiği" şikâyetinde bulunmuş, hatta bir keresinde Ortadoğu'dan yaptığı haberleri, İngiltere'de antisemitizmin yükselişiyle ilişkilendirmiştir. Bu iddialar yanlış olduğu kadar abartılıdır da.

Bu uzun listede başka isimler de var: ABD'de, Senato Dış İlişkiler Komitesinin en uzun süre görev yapan başkanı William Fulbright, en eski ve en çarpıcı örnektir. Fulbright'ın 1974 yılında ortadan kaldırılmasının dehşet verici öyküsü bu kitapta çok iyi anlatılmaktadır. Pappe şöyle yazıyor: "Seçim kampanyası için rakibi Arkansas Valisi Dale Bumpers'ın kasasına lobinin parasını akıttılar... O zamandan bu zamana kadar, Kongre binasına giden yol, kariyerleri benzer şekilde torpillenen/desteklenen Amerikan siyasetinin seçkinlerinden adaylarla dolup taştı."

Fulbright'ın suçu, İsrail'i yeniden silahlandırmak yerine, Tel Aviv'e 1967 sınırlarının gerisine çekilmesini ve bu sınırları garanti altına almasını söylemek, böylece Ortadoğu'da bir an önce barışa kavuşulabileceğini savunmaktı.

Onlara Dokunacak Bir Şey Yok

Bireylere yönelik uygulanan bu acımasız muamele, İsrail yanlısı lobiyi hem yabancı hem de kurumsal olan diğer lobilerden bu yönüyle ayırmaktadır. Parlamento İstihbarat ve Güvenlik Komitesinin eski bir üyesi olan Michael Mates bir keresinde bana (Pappe'nin kitabında da tekrarlanan bir alıntıyla) şöyle demişti: "İsrail yanlısı lobi, siyaset kurumumuzdaki en güçlü siyasi lobidir. Onlara dokunabilecek hiçbir şey yoktur."

Pappe, Yahudi halkının Filistin'e geri dönmesi için yapılan ajitasyonun kökenlerini tasvir etmek için tarihin derinliklerine iniyor. Bu hikâye iki yüzyıl önce Hristiyan Evanjelistlerle başlıyor ki bu da Pappe'nin standart "İsrail yanlısı lobi" yerine "Siyonist lobi" terimini kullanmasını açıklayabilir.

Günümüzde olduğu kadar çok eskiden de İsrail'e yönelik bu tür bir destek antisemitizm tarafından diriltilmiştir. 1840'larda, iki ABD başkanının ataları olan din adamı George Bush, Filistin'de yeniden, canlanmış bir Yahudi devleti çağrısında bulundu ve Yahudilere "bu ülkeye göç etmeleri için sunulan maddi teşviklerin aynısının Suriye'ye göç etmeleri için de sunulmasını" umduğunu ifade etti.

Yahudi Filistin'inin bu ilk Hristiyan destekçileri, daha sonraki Hristiyan Siyonistler gibi, kutsal topraklar olarak gördükleri yerde Filistinlilerin varlığından habersizdi. Onlar için Filistin, İsa'nın zamanından beri değişmemişti. Pappe'nin ifadesiyle, "Daha sonra Ortaçağ Avrupa'sının organik bir parçası olarak hayal edildi: İnsanları Ortaçağ kıyafetleri giyiyor, Avrupa kırsalında dolaşıyordu."

İngiltere'de, bir İngiliz kabinesinde görev alan en eski Yahudilerden biri olan Edwin Montagu, Siyonizm’i "yaramaz bir siyasi inanç" olarak tanımladı. Bu ifade Keir Starmer'ın İşçi Partisinden Montagu’nun atılmasına ve medyada aşağılanmasına neden oldu.

Edwin Montagu, Balfour Deklarasyonunu antisemitik olarak değerlendirirken, "Yahudilere Filistin'in ulusal yurtları olduğu söylendiğinde, her ülke derhal Yahudi vatandaşlarından kurtulmak isteyecek ve Filistin'de oranın mevcut sakinlerini (Filistinlileri) kovan bir nüfus bulacaksınız." uyarısında bulundu.

İsrail'in Meşruiyetinin Korunması

İsrail'in kurulmasından sonra, lobinin asıl görevi İsrail devletinin meşruiyetini korumak olmuştur. Pappe: “İşçi Partisi Muhafazakârlardan daha güçlü ve güvenilir bir destekçiydi.” Bugünkü Yahudi İşçi Hareketinin öncülü olan ve başlangıçta Marksizm ile Siyonizm’i uzlaştırmaya çalışan Poale Zion'un rolünü vurguluyor. Bu sendikaları ve İşçi Partisini İsrail'in sosyalist bir proje olduğuna ikna etmiştir.

Pappe, Poale Zion'un İngiltere'deki İşçi Partisinde olası İsrail karşıtı yönelimleri durdurmayı ve İşçi Partisi ile İsrail yanlısı Yahudi seçmenleri arasındaki ilişkiyi güçlendirmeyi amaçlayan bir lobinin parçası haline geldiğini yazıyor.

Pappe'ye göre, 1963'ten 1976'ya kadar İşçi Partisini yöneten eski Başbakan Harold Wilson “iliklerine kadar” İsrail yanlısıydı. Pappe, Wilson'ın İsrail'e duyduğu hayranlığın, tıpkı bir önceki kuşaktan David Lloyd George'unki gibi, konformist olmayan bir Hristiyan eğitiminin ürünü olduğunu tahmin etmektedir. Daha sonraki siyasetçilerden Roy Jenkins, Wilson'ın “İsrail'in Arabası” adlı kitabının "Yahudi olmayan biri tarafından yazılmış en güçlü Siyonist risalelerden biri" olduğunu belirtmiştir.

Wilson yönetiminin 1970 genel seçimlerinden sonra yerine geçen Edward Heath hükümetinde dışişleri bakanı olan Alec Douglas-Home, Filistinlilere daha dostça yaklaştı. Eski bir Eton2 aristokratı olan Douglas-Home bugün umutsuz bir bunak ve savaş sonrası Britanya'sında bir sapkın olarak görülüyor.

Bugün onun görüşleri Filistin Dayanışma Kampanyasının onayını alacaktır. Pappe'ye göre, "1948'de İsrail tarafından kovulan Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını açıkça tartışan tek İngiliz dışişleri bakanıydı." Daha da dikkat çekici olanı, "Amerikalıların sahtekâr tefecilerine meydan okuyan tek İngiliz dışişleri bakanıydı."

Douglas-Home, 1967 savaşının ardından Heath'in de desteğiyle İngiltere'nin artık "Filistinli Arapların siyasi isteklerini" görmezden gelemeyeceği konusunda ısrar etti. Hükümetteyken Filistin Kurtuluş Örgütünün Londra'da bir ofis açmasına izin vererek İsrail'i kızdırdı.

Pappe, Douglas-Home'un BM'nin 242 sayılı kararını İsrail'in 5 Haziran 1967 sınırlarına kayıtsız şartsız çekilmesi talebi olarak yorumlayan, içkiyi fazla kaçıran George Brown dışında, tek üst düzey İngiliz siyasetçi olduğunu söylüyor. 1973 savaşı sırasında Heath hükümeti İsrail'e silah vermeyi reddetti. Ancak Pappe'nin de belirttiği gibi, bunun nedeni çoğunlukla Arap petrol ambargosundan duyulan korkuydu.

Corbyn Yılları

Pappe'nin tarihsel perspektifi, Jeremy Corbyn'in İşçi Partisi liderliğini yeni bir ışık altında görmesini sağlıyor. Pappe şöyle yazıyor: “Corbyn'in Filistin konusundaki görüşleri 1967'den bu yana çoğu İngiliz diplomat ve üst düzey siyasetçi tarafından dile getirilen görüşlerle neredeyse aynıydı; onlar gibi iki devletli çözümü destekliyor ve Filistin Yönetimini tanıyordu. Bu da onu tek devletli çözümü destekleyen Filistin Dayanışma Kampanyasından daha ana akım bir konuma getiriyordu.

Bunun ışığında Pappe makul bir şekilde soruyor: "Siyonist lobi onu neden böyle bir tehdit olarak gördü?" Cevap veriyor: "Doğru bir şekilde, onun adil iki devletli çözüme içtenlikle inandığından ve İsrail'in bunu engellemek için öne sürdüğü bahaneleri yutmayacağından şüphelendiler."

Düşündürücü bir paragrafta şunları ekliyor: "Christopher Mayhew, George Brown ve Jeremy Corbyn'in pek çok ortak noktası vardı. İsrail'e yönelik İngiliz politikasını etkileyebilecek bir güç pozisyonundaydılar. Hepsi de 'çatışmaya' iki devletli bir çözümü destekleyen resmî İngiliz politikasına tamamen sadıktı. Hiçbiri İsrail'in var olma hakkını inkâr etmiyordu, hiçbirisi de hayatları boyunca Yahudi karşıtı bir açıklama yapmamıştı ve kelimenin hiçbir anlamıyla Yahudi karşıtı değillerdi."

Pappe'nin İşçi Partisi antisemitizmine ilişkin EHRC soruşturması için de sert sözleri var: "Daha makul bir dünyada, belki de bundan yıllar sonra," diye yazıyor, "insanlara önde gelen bir insan hakları kurumunun İsrail ve Filistin ile ilgili olarak neyi araştıracağı sorulsa, cevap olarak Filistinlilerin insan haklarının kötüye kullanılmasını verirlerdi... [bu raporda], antisemitizmi neyin oluşturduğuna dair ciddi bir tartışma olmadığı gibi, antisemitizm ile Siyonizm karşıtlığı ve İsrail eleştirisi arasında ayrım yapmak için herhangi bir girişimde de bulunulmamıştır."

Pappe, 7 Ekim dehşetinin ardından kaleme aldığı kısa sonuç bölümünde şunları yazıyor: "Yirmi birinci yüzyılda pek çok insan, askerî işgale ve ayrımcı yasalara ihtiyaç duyan bir sömürgeleştirme projesini kabul etmeye devam edemez. Lobinin bu acımasız gerçekliği onaylayamayacağı ve dünyanın geri kalanının gözünde ahlaki olarak görülmeye devam edemeyeceği bir nokta var: İnanıyorum ve umuyorum ki bu noktaya bizim yaşam süremiz içinde ulaşılacaktır."

Günümüz İsrail'inin en iyi tarihçilerinden birinin kaleme aldığı bu kitap, acil bir güncel tartışma konusu olmayı hak ediyor. Şimdiye kadar, Şahin'in son davasının da gösterdiği gibi, İsrail lobisine ilişkin her türlü tartışmanın etrafında bir omerta sistemi3 dayatan bir medya ve siyasi ortamda göz ardı edildi.

-------

Yazar Hakkında: Peter Oborne, hem 2022 hem de 2017'de en iyi yorum/blog ödülünü kazandı ve Middle East Eye için yazdığı makalelerle 2016'da Drum Online Medya Ödüllerinde ‘Yılın Serbest Yazarı’ seçildi. Ayrıca 2013 yılında İngiliz Basın Ödüllerinde ‘Yılın Köşe Yazarı’ seçilmiştir. Daily Telegraph'ın baş siyasi köşe yazarlığı görevinden 2015 yılında istifa etmiştir. Son kitabını “İbrahim’in Kaderi: Batı İslam Hakkında Neden Yanılıyor?” adıyla yayınladı.


1- Ekonomik eşitsizlik alanında çalışan bir İngiliz akademisyen ve ekonomist.

2- İngiltere’nin en eski ve elit özel okullarından. Okulun mezunları arasında birçok ünlü başbakan, aristokrat, prens, bilim insanı ve yazar vardır.

3- Mafya içinde hiçbir koşulda yasal makamlara adalet için başvurmama ve kendisine veya başkalarına karşı işlenen suçların tespit edilmesine hiçbir şekilde yardımcı olmama yükümlülüğü.

Middle East Eye / 24 Haziran 2024 / Çeviren: Barış Hoyraz

Peter Oborne Arşivi