Kürt Sorununa Çözüm Arayışı ve İhtiyatlı İyimserlik
Haksöz Dergisi Sayı: 408/409

Türkiye’de son yıllarda çözüm arayışı bir yana, tartışılması bile zorlaşan ve yükselen milliyetçi-otoriter dalgayla birlikte neredeyse yeniden yok saymanın eşiğine gelindiği görülen Kürt sorununa yönelik önemli gelişmeler yaşanıyor. Önceki çözüm sürecinden farklı olarak iktidarın bir adım geriden takip edip önde gözükmemeyi tercih ettiği, buna karşın Cumhur İttifakının ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışlarıyla start alan bir süreç işliyor.

İlginç bir şekilde taraflar aynı süreci kendi kimliklerine ve tabanlarına uygun gelebilecek bir söylemle ifade ediyorlar. Gerçekleştirilmek istenen şey iktidar cephesinde “terörün sonlandırılması” şeklinde tanımlanırken, DEM Parti’nin temsil ettiği cephede “barış süreci” olarak adlandırılıyor ve sürecin taraflarca farklı yorumlanması şimdilik bir sorun oluşturmuyor.

Dikkatli bir şekilde yürütülmeye çalışıldığı anlaşılan bu sürecin kamuoyunun genelinde de ihtiyatlı bir iyimserlikle takip edildiği görülmekte. 27 Şubat’ta DEM Parti heyetinin İmralı Cezaevi ziyaretinden sonra PKK kurucusu Abdullah Öcalan tarafından PKK’ya yönelik yapılan silah bırakma ve varlığını sona erdirme çağrısı sarsıcı bir gelişmeydi. Bu gelişme Kemalist tabuları yüceltmeyi varlık sebebi sayan fosilleşmiş belli bir zihniyet haricinde hemen her kesim tarafından olumlu karşılandı. Zorluklar görülmekle birlikte sanki kamuoyunun genelinde bu meselenin bu şekilde üzerinin kapatılmasının artık mümkün olmadığı konusunda bir mutabakat gelişmiş gibiydi.

Sürecin nasıl ilerletileceği şimdilik bilinmiyor. Muhtemelen taraflar bir takvim üzerinde anlaşmış olmalıdırlar. Bununla birlikte tarafların iradesini aşan zorlukların mevcudiyeti de sır değil. Öcalan’ın pozisyonu da silah bırakan PKK unsurlarının ne olacağı da belirsiz. Ülke dışındaki ya da cezaevlerindeki örgüt mensuplarına ilişkin bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı bilinmiyor. Ayrıca ABD destekli PYD/YPG’nin bu sürece adapte olmak istemeyeceği açık.

Diğer taraftan her ne kadar iktidar ısrarla bu sürecin bir pazarlık içermediğini beyan etse de örgütün kuruluşuna, varlığına, mücadelesine gerekçe gösterdiği Kürt sorununa yönelik idari-hukuki herhangi bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı sorusu da cevabını bekliyor. Nitekim anayasal vatandaşlık tanımının değişeceğine, Kürtçenin kullanımına ilişkin kısıtlamaların kaldırılacağına, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağına dair birtakım iddialar dillendiriliyor.

Açıkçası Kürt ulusçuluğu temelinde örgütlenmiş ve adeta taparcasına şiddete yönelmiş, üstelik de son dönemde yaşanan bölgesel gelişmelerle birlikte tümüyle emperyalist güçlerin taşeronluğuna soyunmuş bir yapının tasfiyesinin başta Kürt halkı olmak üzere herkesin lehine olacağı kanaatindeyiz. Bununla birlikte sorunu doğuran Türk ulusçuluğu zihniyetinin ve onu ortaya çıkaran Kemalist resmî ideolojinin varlığını tartışmadan sadece Kürt sorunu değil, bu ülkede hiçbir sorunun ciddi manada tartışılamayacağı ve de çözüme kavuşturulamayacağı gerçeğinin görmezden gelinemeyeceğinin de altını çiziyoruz.

Bu esaslardan hareketle yaşanan süreci olumlu bir adım olarak görmekle birlikte adil ve kalıcı bir çözümün mutlaka resmî ideoloji ile köklü bir hesaplaşmayı gerektirdiğini, çözümün ise Kemalist anlayışın tasfiyesine çalıştığı ümmet zemininde var olduğunu bir kere daha hatırlatıyoruz.

haksoz-408-409

Haksöz Arşivi