Siyonist İsrail’in Gazze’de bir soykırım yapmasını müteakiben kurulan Gazze Dayanışma Platformu, Gazze’de ateşkes sağlanana kadar düzenli bir şekilde Filistin cihadıyla dayanışma gösterileri düzenledi ve soykırımın sorumlularını protesto etti. Rahmet Derneği, Okurder, Gençlik Derneği, İslami Dayanışma Cemiyeti, Gebze Endülüs Derneği, İlim ve Davet Derneği, Ümmetin Sesi Derneği, İmam Buhari Vakfı, Erdem Vakfı, Nebevi Nesil Vakfı ve Özgür-Der gibi kuruluşların bir araya gelmesiyle kurulan platformun bu eylemsellik sürecini ve bundan sonraki misyonunu Rahmet Derneği yönetiminden Necmettin Irmak ile konuştuk.
Röportaj: Mehmet Ali Aslan
7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de 15 ay süren kesintisiz bir soykırım yaşandı. İsrail’in vahşette hiçbir sınır tanımadığı bu süreç boyunca Türkiye’de ortaya konan tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli bir duyarlılığın ve tepkinin oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Hiç şüphesiz Gazze’de 15 ay boyunca yaşanan soykırım, vicdan sahibi herkesi tepki koymaya ve tavır almaya mecbur kıldı. İşin tabiatı gereği yani Gazze’nin Müslüman bir toplum olması ve direnenlerin de Müslüman olması, soykırımı gerçekleştirenlerin küresel Siyonizm’in efendileri olması bu tavır ve tepkide Müslümanların daha önde yer almalarını hem imanlarından hem de vicdanlarından dolayı zorunlu kılıyordu. Lakin dünya genelinde görünen durum bunun tersi oldu ve Batı’daki vicdan sahipleri bu tepki ve tavırda daha ön plana çıktı. Maalesef İslam coğrafyası olarak bu durum karşısında koymamız gereken tepki ve tavrı olması gerektiği gibi gerçekleştiremedik. Bu durum Türkiye’de de kendini gösterdi. Her ne kadar sürecin başından itibaren Türkiyeli Müslümanlar, tamamen tepkisiz kalmış olmasalar da gerekli tavrı sergilemekte yeterli olmadığımızı düşünüyorum. Genel anlamda içinde yaşadığımız toplum bu konuya karşı duyarlı olsa da bu duyarlılığın pratik karşılığını gerçekleştirmekte zayıf kaldığımızı düşünüyorum.
Türkiyeli Müslümanlar olarak yaşadığımız hadiselere karşı tavrımızı göstermek için yapılması gereken eylemlerden uzun yıllar uzak kaldık. Bu durum Gazze sürecinde kendini gösterdi ve genelde Müslümanlar ve özelde de İslami oluşumlar eylem noktasında sınıfta kaldık diye düşünüyorum. Gazze’de yaşananlara karşı Türkiyeli Müslümanların duyarlılığı güzel olsa da tepkimiz maalesef yeterli ve gerekli miktarda olmadı.
Bu süreçte Gazze Dayanışma Platformu kuruldu. Neden böyle bir platforma ihtiyaç duyulduğunu anlatır mısınız?
Gazze Dayanışma Platformu, Gazze’de yaşanan hadiselere karşı Müslümanlar olarak ortak bir tavır alma ve bu tavrı süreç boyunca sürdürme sorumluluğumuzdan kaynaklandı. Hiç şüphesiz İslami oluşumlar -büyüğüyle küçüğüyle- bu duruma sessiz kalamazlardı. Lakin sergilenecek tavırların daha etkili olması ve daha görünür olması birlikte hareket etmeyi zorunlu kılıyordu. Gazze’de yaşananların ne kadar süreceğini ve nereye evrileceğini bilemediğimiz için birlik ve sürekliliği sağlayacak bir platform oluşumu bizim açımızdan daha isabetli olacaktı. Nitekim yaşadığımız süreç de bunun doğru ve isabetli bir tutum olduğunu gösterdi.
Gazze Dayanışma Platformu bileşenleri Aksa Tufanından bu yana kesintisiz bir eylem disiplini içinde oldu. Bize biraz bu eylemlilik sürecinden bahseder misiniz?
Esasen bu eylem süreci daha çok Gazze direnişinin bereketiyle sürdürüldü. Bununla beraber Gazze’ye karşı taşıdığımız sorumluluk bilincimiz bu eylemsellik sürecini mümkün kılan bir başka unsur idi. Bu sorumluluk bilinci Gazze Dayanışma Platformunu oluşturan bileşenlerde kararlılık, istişare üzere hareket etmek, karşılıklı saygı ve anlayış içerisinde bir tutum sergilemeyi gerçekleştirdi. Tabiî ki bu kadar uzun bir süre ve her hafta düzenli bir şekilde eylem organize etmenin hele de Türkiye şartlarında ve Müslümanların geçmişte yaşadıkları tecrübeleri de göz önünde bulundurduğumuzda hiç de kolay olmadığını söyleyebilirim. Lakin platform bileşenlerinin irade ve gayretleri bu zorluğu kolaylıkla aşmamıza vesile oldu.
Eylemlere katılım oranlarında inişler çıkışlar oldu. Bu husustaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
Uzun süreli eylemlerin tabiatı gereği katılımda iniş ve çıkışların olması normaldir. Bu durumu baştan bilerek ve kabul ederek hareket ettik. Tabiî ki her yaptığımız eylemin büyük kalabalıklarla gerçekleşmesini biz de isterdik. Lakin kitlesel eylemlerin uzun soluklu ve büyük kalabalıklarla sürdürülmesi hele de Türkiye gibi siyasi ve sosyal toplumlarda çok kolay olmamakta. Nitekim Gazze Dayanışma Platformu dışında yapılan kitlesel eylemler, az sayıda ve büyük aralıklarla yapılmasından dolayı ancak büyük katılımlarla gerçekleştirilebildi.
Süreç boyunca “Eylemler boş, İsrail’i böyle durduramayız!” türünden söylemler de gündeme geldi. Bu söylemleri nasıl karşıladınız?
Yaşanan hadisenin büyüklüğü ve vahameti karşısında sadece protesto eylemi yapmanın ne anlama geldiğini ve gerçekte neye tekabül ettiğini bilmekte ve görmekteyiz. Gazze’ye karşı sorumluluklarımızın sadece bir eylemden ibaret olmadığını da bilmekteyiz. Onun için başta, Gazze için sadece bir eylemle yetinmediğimizi ve farklı sorumluluklarımızı da yerine getirme çabası içerisinde bulunduğumuzu söylemem gerekir. Hiçbir zaman şöyle bir konfor içerisinde olmadık: “Eylem yaptık ve sorumluluğumuz bitti. Gönül rahatlığı içerisinde evimize dönüp yaşantımıza devam edebiliriz!”
Bu anlayışın bizim açımızdan dünya ve ahirete dair tehlikeli bir konforu içerisinde barındırdığının farkındayız. Diğer yapıp ettiklerimizle beraber eylemlerimiz bir bütünlük içerisinde gerçekleştirildi. Eylemlerin anlamsızlığını düşünen kardeşlerimizden hep daha iyi daha güzel ve daha anlamlı ne yapabiliriz sorusunun cevabını istediğimizde bize anlam ifade edecek bir cevapla karşılaşmadık. Verilen cevaplar ya bireysel tavır ve eylemlere dönük öneriler yahut gerçekliği olmayan tekliflerden öteye geçmedi. Tabiî ki işgalci İsrail’i yaptığımız eylemlerle durduramayız. Kaldı ki bu bir başka konu ve bunun cevabını Gazzeli kardeşlerimiz Aksa Tufanı ile göstermişlerdi. Bizim eylemlerimiz daha çok kendi duyarlılığımızı canlı tutmak ve Rabbimizin huzurunda hesaba çekildiğimizde küçük de olsa bir mazeret olması içindi. Dile getirdiğiniz itirazı ortaya koyan kardeşlerimizden de kaldı ki anlam ifade edecek farklı bir eylem göremedik.
Gazze Dayanışma Platformunun İstanbul’un çeşitli semtlerinde yürüyüşleri oldu. Yanı sıra platform Ambarlı Limanı, İsrail Konsolosluğu, ABD Konsolosluğu, Almanya Konsolosluğu önünde çeşitli protestolar da düzenledi. Ancak “Saraçhane’ye sıkışmış ve somut hedefi yok!” türünden eleştiriler de yapıldı. Sizce bunlar hakkaniyetli eleştiriler miydi?
Tabiî ki bu eleştirinin bir haklılık boyutu var. Yaşadığımız koşullar, İstanbul gibi büyük bir şehirde eylem düzenleme, sahip olduğumuz imkânlar ve benzeri durumlar söz konusu eleştiriye bir yönüyle haklılık payı vermekte. Ancak yine bu durumlar aynı zamanda bu eleştirilerin de cevabını içerisinde barındırmaktadır. Kaldı ki Saraçhane’ye sıkışıp kalmış bir eylemsellik süreci yaşamadık. Her hafta şehrin farklı meydanlarında, farklı bulvarlarında ve gündemin içeriğine binaen farklı konsolosluk önlerinde eylemlerimizi gerçekleştirdik. Ayrıca yaptığımız eylemler sadece bir meydan toplantısı olmayıp aynı zamanda yürüyüş ve korteji de içerisinde barındıran eylemlerdi.
Eylemlerimizin hedefsizliğine dair yapılan eleştiri ise kanaatimce insafsız bir eleştiri olsa gerek. Zira bu sürecin en başında temel bir hedef ortaya konmuş ve o hedef doğrultusunda eylemler gerçekleştirilmişti. Ve yine bu süreçte ön plana çıkan her hadiseyi o haftanın eyleminin ana konusu yaptık. Eylemde de bu konuya dair açık ve net taleplerimizi ve tavrımızı dile getirdik. Sanırım bu eleştiriyi yapanların bizden bekledikleri, daha spekülatif eylem ve tavırlar olsa gerek. Ancak Gazze Dayanışma Platformu olarak amacımıza uygun olmayan her türlü spekülatif ve provokatif söylem ve tavırlardan uzak durduk.
İslami camiaların Aksa Tufanı ve Gazze’de yaşanan soykırıma dair imtihanı hakkında neler söylemek istersiniz?
İtham edici bir dil kullanmaktan Allah’a sığınarak diyebilirim ki İslami yapılar Aksa Tufanı’na dair ve sonrasında yaşananlar için ortaya konabilecek tavır ve tutumdan maalesef uzak kaldı. Buna dair imtihanımızı başarıyla verdiğimizi söyleyemem. Bu süreç Türkiyeli Müslümanların bildiğimiz ve fakat görmek istemediğimiz pek çok zayıflığını orta yere çıkardı. Oysa Aksa Tufanı hem bütün Müslümanlar için hem de Türkiyeli Müslümanlar için hareketlilik ve dinamizm açısından çok büyük bir vesileydi. Bu süreç bize Türkiyeli Müslümanların hem yapısal zayıflıklarını hem de söylemlerimizin zayıflığını ve karşılıksızlığını ortaya koydu. Ayrıca Gazze gibi masum bir konuda dahi beraberce tavır sergilemede ne kadar zorlandığımızı, birbirimize karşı ön kabullerimizin nelere mal olduğunu ve birbirimiz için koymuş olduğumuz rezervlerimizin bizi nereye getirdiğini görmüş olduk.
Aksa Tufanı’nın sizin için ne anlam ifade ettiğini sormak isteriz. Tüm bu süreçte Gazze bize nasıl bir mesaj ve dersler verdi?
Aksa Tufanı’nın anlamı üzerinde pek çok şey söylenebilir ve söylendi de. Bundan dolayı sözü uzatmadan kısaca bir iki hususu ifade etmek isterim.
Öncelikle Aksa Tufanı bütün bir dünya için ve özellikle de İslam dünyası için yeni bir sürecin başladığını ve eski kurulu dünya düzeninin anlamını yitirdiğini ortaya koydu. Klasik tabirle artık bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Aksa Tufanı’nın bize öğrettiği mutlak bir hakikat varsa o da hem uluslararası emperyalizme karşı hem de emperyalizmin yerli işbirlikçilerine karşı direnişten başka bir yol olmadığı hakikatidir.
Aksa Tufanı İslami mücadelenin bütün boyutlarıyla nasıl olması gerektiğini, öncü kadroların sorumluluk ve hareket kabiliyetini, halkla birlikteliğe dair nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin ipuçlarını biz Müslümanlara öğretti. Bireysel anlamda İslami mücadelenin her ferdinin taşıması gereken imani, amelî ve ahlaki vasıfları teoriden pratiğe indirerek açık bir şekilde gösterdi.
Son olarak Gazze Dayanışma Platformu’nun bundan sonra nasıl bir misyon ifa edeceğini paylaşmak ister misiniz?
Aksa Tufanı’ndan bugüne kadar yaşadığımız süreç içerisinde Gazze Dayanışma Platformu olarak İslami tavrımızı ve hassasiyetlerimizi sorumluluğumuz gereği gerçekleştirmeye çalıştık. Bu eylemsellik süreci bize birlikte çalışmanın anlamını ve değerini bir kez daha gösterdi. Bu tecrübenin burada kalmaması ve gelişerek, genişleyerek Müslümanlar için örneklik teşkil edecek bir durum arz etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca Gazze’de ateşkesle beraber tamamlanan eylemsellik sürecinin de farklı bir evreye geçmesi gerektiği kanaatindeyiz. İslami sorumluluğumuz ve kulluk bilincimiz yaşadığımız coğrafyada ve dünyada olan bitenlere karşı sessiz kalmamamızı ve mutlaka tavrımızı ortaya koymamızı zorunlu kılmaktadır. Buna binaen yaklaşık bir buçuk yıllık eylemsellik sürecini bundan sonra “İslami Dayanışma Platformu” başlığı altında gücümüz yettiğince daha iyi bir noktaya taşımaya çaba sarf edeceğiz. Gayret bizden muvaffakiyet Rabbimizdendir.


