Gazze’nin Varlığını Ne İsrail Ne Trump Silebilir!
Haksöz Dergisi Sayı: 408/409

ABD Başkanı Donald Trump, Gazze için en iyi planın “bölgeyi düzleştirmek ve yıkılan binalardan kurtulmak” olduğunu söyleyerek bir Amerikan devralma ve yeniden geliştirme projesinin önünü açtı.

Reformcu Birleşik Krallık lideri Nigel Farage da aynı derecede cahilce açıklamalarda bulunmuş, “kumarhaneler ve gece hayatı” olan bir Gazze hayal ederek tarihin kendi hoşgörüsüyle başladığına inanan bir sömürgecinin rahatlığıyla konuşmuştur.

Önce işgal et ve yok et; sonra yıkıntıların üzerinde dur ve toprağın boş olduğunu ilan et.

Sömürgeciliğin uzun, kana bulanmış geleneği bu politikacılar aracılığıyla konuşuyor: Yerleşimciler harap olmuş kıyılara geliyor, yerlileri katlediyor, sonra da bir terra nova (yeni dünya), geçmişi olmayan bir toprak keşfettiklerini ilan ediyorlar.

Ama Gazze boş değil. Gazze hiçbir zaman boş olmadı.

Dünyanın gözleri önünde cereyan eden sadece bir savaş değil, aynı zamanda kültürel bir soykırımdır, Gazze'nin geçmişini silmeye yönelik hesaplı bir girişimdir; böylece halkının geleceğe yönelik iddiası reddedilebilir.

İsrail'in saldırısı sadece yaşayanları değil, tarihin kendisini de hedef almıştır. 200'den fazla miras alanı yok edildi. Kazara ya da ikincil hasar olarak değil, Gazze'yi kendi geçmişinden koparmaya yönelik kasıtlı bir kampanya ile.

Haritadan Silindi

Bir zamanlar Fenike gemilerinin yelken açtığı, tarihi MÖ 800'lere kadar uzanan Anthedon limanı haritadan silindi. Gazze'nin en büyük ve en eski camisi olan Ulu Camii imparatorlukları atlattı ama bu savaşı atlatamadı.

Hristiyanların yüzyıllardır dua ettiği Aziz Porphyrius Kilisesi, siviller antik duvarlarına sığınırken bombalandı. Dünyanın en eski manastırlarından biri bile savaşta hasar gördü.

Gazze'de 1.100'den fazla caminin saldırıya uğradığı ve bunların dörtte üçünün tamamen yerle bir edildiği bildirildi. Filistinli yetkililer, üç kilisenin de yıkıldığını ve 40 mezarlığın hedef alındığını, ayrıca mezarların ortaya çıkarıldığını ve cesetlerin çalındığını söylüyor.

Geçmişin kendisi toprağın altından çıkarıldı ve kirletildi. Bu sadece bir yıkım değil; Gazze'nin ve halkının bu topraklara ait olduğu fikrini silme girişimidir.

Yine de Roma gençken Gazze çok eskiydi. Londra ve Paris hayal bile edilmeden önce gelişiyordu. İngiliz arkeolog Flinders Petrie, Gazze'nin varlığını 5.000 yıl öncesine, Kenanlıların, Mısırlıların, Filistlilerin, Perslerin ve Yunanlıların iz bıraktığı Tell el-Ajjul'a kadar götürdü.

En eski Arap medeniyetlerinden biri olan Yemen'deki Ma'in Krallığı, MÖ birinci binyılda Gazze'yi bir ticaret merkezi haline getirmiştir. Mallar buradan Akdeniz'e, Avrupa'ya, Mısır'a ve Asya'ya akıyordu.

Hz. Muhammed'in (s) büyük dedesi Haşim ibn Abdümenâf, Gazze'de öldükten sonra, onun onuruna Gazze ‘Haşim’ olarak anılmaya başlandı. Orada Kureyş'in servetini güvence altına alarak daha sonra Mekke'yi bir ticaret merkezi haline getirecek olan ticareti sağladı. Bu öyle hayati bir yolculuktu ki Kur'an'daki Kureyş suresinde ölümsüzleştirildi.

Yıllar sonra, Resulullah Muhammed'in (s) Hicret'in dokuzuncu yılında Tebük'e yaptığı sefer sırasında, Gazze piskoposu ona dikkat çekici bir anlatımla geldi. Hz. Peygamber'e, büyük dedesi Haşim'in Gazze'de vefat ettiğinde, servetinin yerel kilisenin himayesine verildiğini bildirdi. Piskopos, daha sonra Benî Haşim'in liderleri arasında dağıtılan emaneti iade etti.

Bu, Gazze'deki Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki asırlık samimi bağları aydınlatan sayısız anekdottan biridir.

Sistematik Hedefleme

İmparatorluklar yükseldi ve düştü. Bizanslılar kiliseler inşa etti, Osmanlılar camiler ve medreseler kurdu ve Haçlılar Gazze'yi ele geçirdi, ancak Kudüs'ü kurtarmaya giden Selahaddin tarafından püskürtüldüler.

Gazze, İslam'ın en büyük hukuk âlimlerinden biri olan ve doğduğu topraklara duyduğu özlem hiç dinmeyen İmam Şafiî’nin memleketi. Bir keresinde, “Ayrıldıktan sonra sessizlik bana ihanet etse de Gazze topraklarını özlüyorum.” demişti.

Ancak şimdi, İsrail-Amerika'nın amansız saldırısının ortasında, bir Fox News sunucusu Gazze'deki Filistinlileri “eğitimsiz” olarak nitelendirerek soykırımı meşrulaştırmak için her zaman kullanılan sömürgeci retoriği tekrarladı.

Amaç açık: “Gazze'deki Filistinlileri insanlıktan çıkarmak; onları ilkel, aciz, değersiz göstermek.” Onları bir hiç haline getirmek istiyorlar ki böylece dünya, onlar yok edildiklerinde büyük bir kayıp yaşanmadığına inansın.

Ancak gerçek, yalanı ortaya çıkarmaktadır.

Filistin yüzde 97 ile dünyanın en yüksek okuryazarlık oranlarından birine sahip. Bu savaştan önce Gazze'de dünya çapında bilim insanları, doktorlar, mühendisler ve düşünürler yetiştiren 12 üniversite vardı. Tüm bu kurumlar şimdi yok edildi, çünkü eğitimli bir Filistinli dünya için değil, onları silmek isteyenler için bir tehdittir.

İsrail, Gazze'deki okulları hedef almanın yanı sıra akademisyenleri ve bilim insanlarını da sistematik olarak öldürdü. İsrail ordusu 90'dan fazla üniversite profesörünün yanı sıra yüzlerce öğretmeni ve binlerce öğrenciyi öldürdü.

Öldürmek ve Yine Öldürmek Zorunda Kalacağız

Gazze sadece bir şehir değildir. Filistin ulusal kimliğinin belkemiğidir.

İsrail devletinin kurulmasını sağlamak için 750 bin Filistinlinin şehirlerinden ve köylerinden sürüldüğü 1948 Nekbe'sinden sonra Gazze yüz binlerce insanın son sığınağı oldu.

Kamplarından ve sokaklarından Filistin mücadelesinin liderleri çıktı: Yaser Arafat, Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Salah Halef (Ebu İyad), Şeyh Ahmed Yasin ve diğerleri. Ve Filistin ulusal marşının sözlerini besteleyen devrim şairi Said el-Muzayin de bu halkın içinden çıktı.

Bugün Gazze'de genç bir çocuk yıkıntıların arasında oturuyor; küçük bedeni etrafındaki yıkım tarafından cüceleştirilmiş. Sesi yükseliyor; berrak, tereddütsüz ve güzel. Şarkı söylüyor: “Vatanım, vatanım, vatanım benim kim olduğumdur.”

Dokunaklı sözleri sessizliği yararak onlarca yıllık mücadeleyi ve direnci taşıyor. O sadece şarkı söylemiyor; kırılmaz bir gerçeği ilan ediyor. Filistinliler topraktır. Birini silmek diğerini silmektir.

Gazze'nin yıkımı 7 Ekim 2023'te başlamadı. Bu her zaman İsrail'in Batı destekli planının bir parçasıydı.

Yirmi yıl önce İsrailli stratejist Arnon Soffer, Gazze'nin geleceği için tüyler ürpertici bir reçete sunmuştu: “2,5 milyon insan kapalı bir Gazze'de yaşadığında, bu bir insanlık felaketi olacak. Bu insanlar, çılgın bir köktendinci İslam'ın da yardımıyla bugün olduklarından daha büyük bir hayvana dönüşecekler. Sınırdaki baskı korkunç olacak. Korkunç bir savaş olacak. Eğer hayatta kalmak istiyorsak öldürmek, öldürmek ve yine öldürmek zorunda kalacağız. Bütün gün, her gün.”

İsrailliler önce Gazze'yi kapattı. Sonra aç bıraktılar. Şimdi de yok etmeye çalışıyorlar.

Soğuk Hesap

Trump'ın Gazze vizyonu sömürgeci bir yok ediciye benziyor. Bu vizyon sadece ölümle, evlerin dümdüz edilmesiyle, hastanelerin yıkılmasıyla ya da bir zamanlar geleceklerin kök saldığı sınıfların susturulmasıyla yetinmiyor. Yaşayanları bombalamak yeterli değil; bu vizyon ölüleri silmeyi, Gazze'yi bir boşluğa, geçmişi, hafızası ve insanları olmayan bir ülkeye dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu, Amerika'da milyonlarca yerlinin katledilmesini meşrulaştıran aynı soğuk hesaptır; Avustralya'da eski ulusları yeryüzünden silen aynı acımasız el, her zaman medeniyet ve ilerleme adına. Şehirler toza dönüştü, diller sessizlik tarafından yutuldu, tarihler fatihin kalemiyle yeniden yazıldı.

Parçalanmış her anıt, yırtılmış her el yazması, susturulmuş her ses eski, tanıdık bir suçun parçasıdır; sadece öldürmekle kalmayan, aynı zamanda en başta öldürülecek bir şey olduğunu da inkâr eden bir suç.

Bugün Gazze'de orta yaşlı bir adam evinin yıkıntıları üzerinde sessizce oturuyor, yıkımın tozu tenine yapışıyor. Neden gitmediği, neden yıkımın gölgesinde kaldığı sorulduğunda cevabı sessiz ama sarsılmaz: “Oğlum burada öldü. Kanı burada döküldü. Kemikleri bu enkazın altında yatıyor. Burada otururken kendimi ona yakın hissediyorum.”

Bu tek cümlede anlatılmamış bin hikâyenin ağırlığı yatıyor.

Dünya için Gazze sadece bir enkaz, temizlenmesi gereken bir yıkıntı. Ancak burada yaşayan Filistinliler için burası, anıların tozun altında nefes aldığı ve ölenlerin kahkahalarının sessizlikte kaldığı kutsal bir toprak.

Sevdiklerinden geriye kalanları nasıl terk edebilirler? Parçalanmış her taş bir mezar taşı iken nasıl yürüyüp gidebilirler?

Sürgün ve Silinme

Gazze halkı sadece evlerinin yıkıntıları üzerinde durmuyor; çalınmış bir tarihin yıkıntıları üzerinde, bir başkasının hayaline yol açmak için yeryüzünden silinmiş şehirlerin ve köylerin anıları üzerinde duruyorlar. Onlara “halkı olmayan bir toprak” dendi.

İsrail devleti doğmadan önce kendisi de bir Filistin pasaportu taşıyan eski İsrail Başbakanı Golda Meir, “Filistinliler diye bir şey yoktu!” dedi.

Sürgün edilmek bir suçtur; silinmek başka bir suçtur.

İşte bu yüzden Filistinliler kalıyor. Çünkü gitmek yalana teslim olmaktır; tarihin onların yokluğunda yeniden yazılmasına izin vermektir. Kalıyorlar çünkü her taş, her sokak, her yıkıntı onların adını fısıldıyor ve bunu terk etmek kendilerinden önce yürüyenlere ihanet etmek olur.

Dünya bu kültürel soykırımın başarıya ulaşmasına izin vermemelidir. Gazze onarılmalıdır, silinmemelidir.

Gazze harabe değildir. Gazze bir ‘hiçbir şey’ değildir. Gazze insanlığın mirasıdır.

Middle East Eye / 25 Şubat 2025 / Çeviren: Barış Hoyraz

Sümeyye Gannuşi Arşivi